“BU nasıl oluyor abi?” diye soruyor Ardeşenli fırın esnafı. “Üç tane helikopterle git oraya, Venezuela’ya, devlet başkanını al. Lan elli tane helikopterle gelsen şu Ardeşen’e, Kaymakam’ın ayakkabısını alamazsın lan. Bu nasıl devlet ya?”
Helal olsun abimize. Bir haftadır Maduro ile yatıp, Trump ile kalkıyoruz. Koca koca yorumcular ekranlarda yorumlar yapıp duruyorlar lakin en gerçekçi yorum bu fırıncı esnafımızdan geldi, hislerime de tercüman oldu.
Trump’ın o öve öve bitiremediği Delta Force gelsin de herhangi bir köyümüzün bir kümesinden bir tavuk almayı denesin. Görelim başına neler geliyor!
Ortada iki ihtimal var zaten. İlki -çok zayıf da olsa- Maduro’nun tüm dünyanın canlı yayınlarla izlediği bunca aşağılanmayı göze alarak ABD’ye teslim olması.
Ki Madura’nın sekerek yürüyüşünden anladığımız ayağındaki sıkıntı ve karısının kaburga kemiklerindeki kırıklar ve yüzündeki yaralar, bu ihtimali sıfıra indiriyor neredeyse. Belli ki her ikisi de mukavemet göstermişler, gönüllü şekilde teslim olmamışlar.
İkinci ihtimal ise Maduro’nun adamları tarafından satıldığı, paketlenerek ABD’ye teslim edildiğidir.
Haberleri ilk duyduğumda Maduro’nun konutuna operasyon düzenlendiğini düşünmüştüm. Meğer eşiyle birlikte askerî bir üstelermiş operasyon gecesinde.
Bu durum, işi daha da vahim bir hâle sokuyor. Delta Force askerî bir üsse saldırıyor, en ufak bir mukavemetle karşılaşmıyor ve tek kurşun yakılmıyor Devlet Başkanı için.
Belli ki Maduro en yakınındaki komutanlar tarafından satılmış. Net!
Trump, Delta Force’nin bu operasyonunu öve öve bitiremiyor. “Böyle bir operasyonu başka bir ülke başaramazdı. Çok güçlü silahlarımız var…” filan diyor.
ABD’nin bu “çok güçlü silahlarını” 15 Temmuz’da bizzat gördük. ABD’nin hemen hemen her ülke içinde besleyip büyüttüğü enikleri ABD’nin en güçlü silahıdır.
Hırsız içeride olunca kapı kilit tutmuyor işte.
Düşününüz, Erdoğan’ın nereye giderse gölge gibi arkasında taşıdığı emir subayı bile FETÖ eniği çıkmıştı. Darbe gecesi -maazallah- o emir subayı Erdoğan’ın yanında olsaydı yahut en azından yerini bilseydi durum çok daha vahim olabilirdi.
Allah’tan FETÖ’nün -daha doğrusu ABD’nin- enikleri tamamen olmasa da büyük oranda Devlet kurumlarımızdan ve ordumuzdan temizlendi de huzur içinde uyuyabiliyoruz. Velhasıl ABD, 15 Temmuz günü de Türkiye’deki “çok güçlü silahlarına” güvenmişti ama yemedi işte.
O gün kuyruğunu kıstırıp çil yavrusu gibi kaçışan FETÖ’nün enikleri, ABD’nin Maduro’ya yaptığı operasyona amorti kazanmış gibi seviniyorlar. Her birisi “anavatan” dedikleri ABD’ye bağlılıklarını, yıkama yağlama mesajları ile pekiştiriyorlar, imanlarını tazeliyorlar.
Demek ki, o gece atletleri sadece FETÖ’nün tanklarının egzoz borusuna sokmamışız. Acıları çok büyük, adam gibi oturmakta bile zorlanıyorlar. “Sırada Erdoğan var” diye gökten kemik yağması için huşu içinde duaya duruyorlar.
Bu konvoya gaza gelip Özgür Özel de katılmış, Maduro’nun gözü bantlı, elleri kelepçeli fotoğrafı üzerinden kendince Erdoğan’a mesaj vermeye kalkmıştı lakin kamuoyu tepkisini görünce yine tornistan yapıverdi.
Özel, kendince Yunanlı gazeteciye “Orada dur. Değil Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nin önünden bir vatandaşımızı alıp götürmeye cesareti olan varsa hodri meydan...” diye meydan okuyor. Peh peh peh! Tutmayın küçük enişteyi.
Kendisinin yaptığı paylaşımın Yunanlı gazetecinin paylaşımından farkı neydi ki acaba? Bu gibi durumlar için güzel Türkçemizde “sıvamak” diye bir ifade vardır ki bu ifadenin mesleği sıvacılık olan ustalar ile alakası yoktur. Geçmiş olsun Özgürcüğüm.
Biz sizin selefinizin FETÖ’cü alçakların tanklarının arasından tıpış tıpış geçişini, Bakırköy Belediye Başkanı’nın evinde ayağında pufuduk terlik, elinde kahve ile “gelişmeleri takip ettiğini”, uzun süre bu girişime “tiyatro, kontrollü darbe” deyişinizi, o tanklar caddeden geçerken yarı bellerine kadar sarkarak çılgınca alkışlayan, ardından da -millet köprülere, havaalanlarına akın ederken- marketlerde ve bankamatiklerde kuyruğa giren seçmen kitlenizi, sokağa çıkanları da yeniden evlerine davet eden aklı evvel “kanaat önderlerinizi” unutmuş değiliz. Geçiniz bu sahte kabadayı triplerini. Hayvan terli, yemez!
Bu paranteze Özgür Demirtaş nam, ekonomist geçinen müptezelin paylaşımını da almak ve kayıtlara geçirmekte fayda var.
Maduro’ya yapılan operasyon sonrası Özgür Demirtaş yaptığı paylaşımında Kanada, Meksika, Venezuela ve Kolombiya’nın ABD’ye yeni dört eyalet olarak katılması gerektiğini yazmış.
Sanırım mesajını büyük bir heyecanla yazmış olmalı ki Küba’yı, Panama’yı, Grönland’ı haydi oldu olacak İran’ı da listeye eklemeyi unutmuş!
Güya kendisi “Bir ara bunun bilimsel nedenlerini” de yazacaktı ama o da adaşı Özgür Özel gibi yaptı, tepkiler üzerine bu paylaşımını silmek durumunda kaldı. Buna da güzel Türkçemizde “Tükürdüğünü yalamak” diyoruz.
Kafa bu, zihniyet bu. Devşirilmiş sustalı maymunluk asla kader değildir, bir tercih meselesidir!
***
Bir hafta, on gündür Maduro’ya layık görülen muameleyi tüm dünya gibi bizler de canlı yayınlarla izlemekteyiz.
Kendisinin ayağı sakatlanmış, karısının kaburga kemikleri kırılmış. Oradan oraya kargo paketi gibi taşınıp duruyorlar. Kâh bir helikoptere biniyorlar, kâh oradan indirilip zırhlı araca alınıyorlar. İnip binmekte ve hatta yürümekte bile zorlanıyorlar.
Onlarca güvenlik görevlisi arasında kaçabileceklermiş gibi elleri plastik kelepçelerle bağlı üstelik. Böyle bir şey -hani olmaz da- Türkiye’de olacak olsa, önce tutuklu hastaneye götürülür, gerekli sağlık kontrolleri ve müdahaleler yapılır, sanık tamamen sağlıklı hâle gelmeden böyle bir muameleye asla maruz bırakılmaz.
Maduro ve karısının bir tek kovboy filmlerinde olduğu gibi katrana bulayıp ardından üzerine kuş tüyü dökmedikleri kaldı. Böylesine aşağılanma bırakınız bir devlet başkanına, sıradan bir insana bile yapılsa züldür, zulümdür.
Bunca rezillik yetmiyormuş gibi Trump bir açıklama daha yapmış, “Venezuela’nın ABD tarafından yönetileceğini, petrol gelirlerinin de Venezuela ve ABD vatandaşları için kullanılacağını” söylemiş. Venezuela’ya da böylelikle lütufta bulunmuş. Ne büyük alicenaplık!
Bu olup bitenleri birçok medeni(!) Batı ülkesi de onaylıyor ve ABD yanında pozisyon alıyor.
İşte Batı’nın insan haklarından, kadın haklarından, adaletten, hak, hukuktan, demokrasiden, bağımsızlıktan, özgürlükten anladıkları bu!
Bizdeki ciğeri ancak beş para edecek -fazlası değil ama- kimi aparatlar da buldukları her fırsatta ait oldukları ülke(!) için işte bu medeni(!) Batı’dan demokrasi, adalet ve özgürlük dileniyorlar, ülkemize müdahale etmelerini istiyorlar.
Kurban olun siz Türkiye’deki adalete de, demokrasiye de, özgürlüklere de...
Satılmış ruhlarınızı alın, topraklarından özgürlük ve demokrasi fışkıran(!) o Batı’ya gidin siz. Biz sizi tutmayalım. Varsın Türkiye bir doktor yahut bir mühendis kaybetmiş olsun.
Sonuçta “Sıfır Atık Kampanyası” kapsamında geri dönüşüme tabi olursunuz, bakarsınız Norveç’te bir kaldırım taşı ya da İsveç’te bir balık lokantasında bulaşıkçı o da olmazsa Teksas’ta bir pompacıya dönüşürsünüz küllerinizden, yeniden…
Kalınız sağlıcakla efendim.



