TÜRKİYE’de son yıllarda alkol, uyuşturucu, sigara ve madde bağımlılıkları ile kumar, oyun ve sosyal medya gibi sanal içerikli davranışsal bağımlılıklar etkisini giderek artırmaktadır. Bağımlıkların sebepleri tek boyutlu olmamakla birlikte genel anlamda psikolojik, fizyolojik ve manevî yönleri ile bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalıdır. Zaten özü itibariyle insanın birçok boyuttan meydana gelmesi de bağımlılıkların türlü boyutlarının olacağının işaretidir.
Bu yazımızda bağımlılıkları ve bağımlı kişilerin dışarıdan görünen hâllerinden ziyade iç dünyalarındaki manevî uyumsuzluklarından, çevre ve aile durumlarının bireye neler verdiğinden ve en nihayetinde de kişinin özelde kendinden, genelde toplumdan ve Yaratıcısından uzaklaşmasını ele alacağız.
Toplum dilinde kötü alışkanlıklar olarak ele alınan bu tür madde bağımlılıklarının, kişinin dünya hayatından manevî kopuşu ile birlikte kendinde ve çevresinde olan tüm eksiklikleri tatmin etme ve hayattan daha fazla haz alabilme çabasından başka bir şey olmadığı görüşündeyim. Nitekim insanın özü itibariyle zaten sürekli olarak nefsine karşı verdiği mücadelenin yanında kötüye yatkınlık taşıması da her an etkiye açık olduğunun göstergesidir.
Bireylerin bu türden bir dönüşüm yaşamasında hem içsel hem dışsal faktörler etkili olmaktadır. Bu anlamda kişinin bağımlılık duyduğu şeyden bir kopuş yaşayabilmesi için ondan katbekat üstün olan bağlılığını, muhabbetini ve bir dönüşüm sağlayabilmesi için tövbenin ne olduğunun bilincinden olmalıdır. Düştüğü durumdan onu çıkaracak üstün bir güç olduğunun fakat bu gücün varlığının tanınmasının da kendi zihni ve maneviyatının gereği olduğunun farkına varmalıdır.
Manevî aktiviteler, dua ve inanç gibi manevî meseleler tarih boyunca en az sağlık veya psikolojik müdahaleler kadar problemli veya hastalıklı durumdan iyileşme ya da kurtulmak için etkili bir yöntem olarak kullanılmıştır. Birçok insan hastalandığında veya bağımlı olduğunda temiz ve sağlıklı yaşamına tekrar kavuşmak için psikolojik ve tıbbî desteğin yanında manevî ihtiyaçlarını da hatırlamakta ve manevî açıdan bakım ihtiyacını güçlü bir şekilde hissetmektedir. Tam da burada, bağımlı kişiler bu tür manevî ihtiyaçlarını hem fizyolojik, hem psikolojik olarak hissettikçe bu boşluğu dolduracak veya yerini alacak maneviyatı kendilerine çok uzak bulduklarından, işin kolayına kaçarak, ellerindeki maddeye giderek daha da bağlanmaktadırlar.
“Bağımlılık” denince akla ilk olarak her ne kadar alkol ve madde bağımlılığı gelse de egzersiz, cinsel tatmine ilişkin davranışlar, kumar oynama, video oyunları, alışveriş, obezite ve internet kullanımı gibi pek çok davranış da bu kapsamda ele alınmaktadır. “Sahte iyi oluş hâli” olarak da adlandırılabilen “madde kullanımı” ve “madde bağımlılığı”, bireysel ve toplumsal düzlemde pek çok soruna neden olan biyolojik, psikolojik, sosyo-kültürel ve çevresel risk faktörlerinin bir veya birkaçının etkileşime girmesi neticesinde meydana gelen çok boyutlu bir yapıdır.
İşin trajik yanı, bağımlı kişilerin madde kullanım hâllerini sıradan bulmaları, genel geçer gündelik olay olarak zaman geçtikçe sadece haz aramaktan öte normal hayatın vazgeçilmezi durumuna getirmeleridir. Çoğu kişi bunu normal olması gereken bir durum olarak gördükleri için ne kendilerinin manevî anlamda bir boşlukta olup da maneviyata ihtiyacı olduklarını, ne de madde kullanımının verdiği fizyolojik ve toplumsal zararı kabul etmektedir.
O zaman burada şöyle bir açıklama yapalım: Kullanıcı bir kereden fazla kullanmış ve kullandığı maddeyi bırakmak istemesine rağmen başarısızlık yaşıyor ise, bağımlılık gelişiyor demektir. Kişi, bağımlılık yapan alkol veya maddeyi bulamadığı ya da bırakmak niyetiyle kullanmadığı anlarda yoksunluk nedeniyle sıkıntılar veya ağrılar yaşıyor, süreçte gördüğü tüm zarar ve sorunlara karşın arayış içerisine giriyor ve hayatını kullandığı maddeye göre plânlıyor ise, bu kişi artık bağımlı olmuştur. Başlangıçta haz veren alkol veya madde, bağımlı olunduğu için sonradan genellikle haz amacıyla değil, gündelik hayatı sürdürebilmek için kullanılmaya devam edilir hâle gelir.
Bağımlılığın oluşturduğu duygusal ve fiziksel tahribatın farkındaki kişiyi tedavi edecek olan unsur, kişinin maneviyatıdır. Bireyin maneviyatı, inandığı din tarafından belirlenen çatı içinde ifade edilebilir; ancak yine de yaşam deneyimi, kültür ve başka kişisel faktörler tarafından şekillendiğinden ve etkilendiğinden, her bir birey için kendine özgü olmaktadır. Her ne kadar herkesin kendine özgü bir manevî algısı olsa da bu algıların ortak noktalarına ulaşarak birtakım ortak genellemeler yapılabilmektedir. Bu görüşü destekler durumda görüş belirten Amerikalı psikolog Dollard, insanların hayatlarını iyileştirmek üzere maneviyatı pozitif bir temele koymak için gereken dört temel hareketin varlığından bahseder. Bunlardan ilki korkudan güvene, ikincisi kendine acımaktan şükür duygusuna, üçüncüsü öfkeden kabullenmeye ve dördüncüsü sahtelikten dürüstlüğe doğru bir harekettir.
Din ve maneviyat tanımlarına genel olarak bakıldığında, insanın kendisini, diğer bireylerle olan ilişki biçimini, yaşamın anlam ve amacına ilişkin sorgulamalarını ve ben ötesi boyutunu içine alan geniş bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Din ve maneviyat, daha üst bir güce veya varlığa bağlanma hissini besleyen ve herhangi bir problemle karşılaşan bireyin manevî teselli ve rahatlama bulmasını sağlayan bir alandır.
Bireyin kendi gücünü aşan olaylarla karşılaşıp kontrol duygusunu kaybettiğinde, olayların daha üst bir varlık tarafından kontrol ediliyor olması düşüncesi, bireye psikolojik bir kontrol hissi sunar.
Manevî boyutun en güçlü yönü, yüksek varoluşsal vurgulara sahip olmasıdır. Din ve maneviyat, hayatın içerisinde anlamı ve amacı yeniden kurgulamak için çok önemli bir enerjidir. Bu da doğal olarak bağımlılıktan kurtulmada çok önemli bir fonksiyonu olduğunu göstermektedir. Manevî yaklaşıma göre, insana güç ve umut veren değerler, topluluklar, Yaratıcı veya aşkın varlıkla bağı kesmenin bağımlılığa yol açan bir etken olduğu görülmektedir.
Din ve maneviyatın genel olarak hastaların akıl sağlığı için yararlı olduğu ve daha fazla iyi oluş, daha yüksek yaşam kalitesi ve daha düşük depresyon, kaygı ve intihar oranları ile ilişkili olduğu gösterilmiştir.
Bağımlılık konusunda vurgulanması gereken en önemli noktalardan biri, bağımlılık davranışının bir neden değil sonuç olduğudur. Örneğin bireyin vücut sıcaklığının yükselmesi, birtakım hastalıkların habercisidir. Bağımlılık bireyin bireysel, manevî, ailevî ve sosyal hayatındaki birtakım problemlerden mesajlar taşır. Maneviyat burada hem karşılanmamış birtakım ihtiyaçlar olarak kendini göstermektedir, hem de bütüncül yaklaşımda tıbbî, psikolojik ve sosyal müdahalelerin yanında tamamlayıcı bir unsur olarak ihtiyacını hissettirmektedir.
Kur’ân-ı Kerim’in Maide Sûresi 90’ıncı ayetindeki “ictinab” (uzak durmak) ifadesi, bireye bilinçli bir yaşam tarzı sunmaktadır. Yaradan, söz konusu ayette alkol veya bağımlılık yapıcı diğer maddelerden ve bunları çağrıştırıcı tüm unsurlardan insanların uzak durmasını istemektedir. Özellikle duygularını yoğun bir şekilde yaşayan ve yönetmekte zorlanan bağımlıların bahsi geçen bu ayetin gereği olan uzak durma prensibini yaşamlarında etkin bir şekilde uygulamaları, hem bağımlılık yapıcı maddelerle tanışmada, hem de (bağımlılık deneyimi varsa) alkol veya madde kullanmayı çağrıştıran hatırlatıcılardan uzak kalarak temiz kalmanın sürdürülmesinde koruyucu etken olacaktır.



