KUZEY doğu Afrika için Nil nehri ne ise, Orta Avrupa için de Tuna nehri aynı kıymettedir. Nil olmasaydı belki Mısır olmazdı. Benzer şekilde Tuna olmasaydı belki Almanya, Avusturya, Bulgaristan, Hırvatistan, Macaristan, Moldovya, Slovakya, Sırbistan, Ukrayna ya olmazdı ya da en azından böyle olmazdı. Çünkü Almanya’nın güney doğusundan başlayarak on ülkeyi kat eden 1690 km uzunluğundaki Tuna nehri, Karadeniz’e ulaşıncaya kadar bu ülkelerin hayat kaynağı olmaktadır.
Osmanlı yöneticileri, Yıldırım Bayezid’den (1389-1402) itibaren, Tuna’yı doğal bir sınır saymışlardır. Bursa merkezli Osmanlı Devleti için Tuna’nın kuzey sınırı sayılması, hem özgüvenin hem de bir gözü karalığın ifadesidir. Bu durum aşağı yukarı 1878 Osmanlı Rus Savaşı’na kadar devam etmiştir. Bu savaşın sonunda Tuna Nehri, Osmanlı Devleti için, kuzey sınırı olmaktan çıkmıştır.
Tuna nehrinin hayat verdiği ülkelerden birisi de Macaristan’dır. Tuna, Macaristan’ın başkenti Budapeşte’yi doğu-batı istikametine ikiye bölmektedir. Tuna’nın batısında kalan Peşte, doğusunda kalan bölümü ise Buda diye adlandırılmıştır. Budapeşte kaplıcaları ile tanınmış bir yerdir.
Macarlar Turani (Türkistanlı) bir kavimdir ve Hunların torunudur
Türkiye’de Macaristan diye bilinmesine karşılık Macarlar kendilerini Hungarian, Macaristan’ı ise Hungary diye adlandırmaktadırlar. Hungary, yüz ölçümü 93.000 km2, nüfus 9,5 milyon… Türkiye’nin onda biri kadar olduğu gibi parası forinti de TL’nin onda biri kadardır. (1970’te de Macaristan’ın nüfusu aşağı yukarı aynıdır.) Bunun bir sonucu olarak fiyatlar, Türkiye’ye göre oldukça ucuzdur. Kişi başına düşen yıllık gelir miktarı 28.965 dolardır.
Türkiye’de çok tanınan Macar Yahudisi Arminus Vambery’e (Ö. 1913) göre Macarlar Turani (Türkistanlı) bir kavimdir ve Hunların torunudur. Ural dağları, Tobal ırmağı kıyısında Magyeri (Macar) ve Onogur kabileleri birleşerek Macaristan ovasına 9. yüzyılda göç etmişler ve Prens Geza döneminde (940-997) Hıristiyanlığı kabul etmişlerdir. Arpad Hanedanlığı (896-1301) ile devlet haline gelmişler; 14. yüzyıldan itibaren başlayan Alman asıllı Anju Hanedanlığı, aynı zamanda Osmanlı Macar ilişkilerinin başladığı dönemdir.
Osmanlıların Balkanlarda ilerlemesine karşı başlayan Ortodoks Sırp direnişi, 1389 (I. Kosova Savaşı) ile fiilen ortadan kalkmış, onların yerini Katolik Macarlar almıştır. Osmanlılara karşı Haçlı ittifakını organize eden Sigismund Niğbolu’da (1396) Yıldırım Bayezid tarafından yenilmiştir. Belgrad’ın (1521) fethinden sonra Macar Krallığı Osmanlılara karşı beka tehdidi yaşamış, nihayet Mohaç Savaşı (1526) ile Macaristan topraklarının büyük bölümü Osmanlı hakimiyetine katılmıştır. Osmanlılar, Karlofça Anlaşması (1699) ile Macaristan’ın büyük bir bölümünü, Pasarofça Anlaşması (1718) ile de tamamını kaybetmiştir. Böylece Macaristan üzerinde Osmanlı hakimiyeti ortalama 150 yıl sürmüştür.
Katolik Avusturyalıların, Macaristan üzerinde sürekli hak iddia etmeleri ve sık sık saldırılarının sonucu olarak Macaristan üzerindeki Osmanlı hakimiyeti kalıcı bir dostluğa dönüşmüştür. Osmanlı-Macar ilişkileri bir sömüren ve sömürge ilişkisi yerine daha dostane olmuştur. Macaristan siyâsî hakimiyeti ve özgürlüğü üzerindeki Avusturya, Almanya tehdidine karşı, Osmanlı Devleti daima bir müttefik olarak kalmıştır. 1682-1684 yılları arasında Avusturya’ya karşı bağımsızlık mücadelesi veren Macar Kralı Tököli İmre, 1683’te İkinci Viyana Kuşatması’nda Osmanlı Ordusu’nda bulunmuş, başarısız olunca Osmanlılara sığınmış, Kocaeli’de ikametine izin verilmiş ve 1705’te Kocaeli’de vefat etmiştir.
Avusturya’ya karşı (1703-1711) ikinci hürriyet mücadelesi veren Prens Fezenc Rakoczi ve maiyeti başarısız olunca Osmanlılara sığınmış ve Tekirdağ’da ikametlerine izin verilmiştir. Rakoczi ve maiyetinin Türkiye’deki hayatını ise Rakoczi’nin kâtibi Kelemen Mikes tarafından “Türkiye Mektupları” adıyla kitaplaştırılmıştır.
Macarlar, Avusturya’ya ve Rusya’ya karşı her zaman yardım gördükleri Türklere olan minnet borçlarını belki Türkoloji Enstitüsü yoluyla karşılamak istemişlerdir
Avusturya’ya karşı bağımsızlık ve özgürlük için 1848’de Layos Kossuth liderliğinde mücadele eden Macarlar geçici bir başarı elde edip hükümet kurmuşlar ancak Avusturya’nın Rusya’dan yardım istemesiyle şartlar Macarların aleyhine dönmüş, ağır bir yenilgiye uğramışlar, kaçabilenler Kossuth ve maiyetiyle birlikte yine Osmanlılara sığınmışlardır. Kossuth ve beraberindekiler Kütahya’ya yerleştirilmişlerdir. Kossuth, Osmanlılardan gördüğü güzel muamele için, “Türk halkına şükran borçluyum, bu şükranı mukaddes ve aziz bir mükellefiyet olarak görmekteyim” ifadesini kullanmıştır.
Macaristan’ın Osmanlı idaresine katıldığı dönemde Avrupa kıtasında Katolik ve Protestan çatışmaları oldukça yaygındır ve bu çatışmalarda Protestanlar çok mağdur olmuştur. Osmanlılar, Macar Protestanları korudukları gibi hakimiyetlerindeki diğer bölgelerde de bu çatışmaları engelleyen bir siyaset izlemişlerdir. Avusturya işgallerine karşı başkaldıran Macarların çoğunluğu Protestanlardan oluşmuştur.
Budapeşte Üniversitesi’nde 1865’te Türkoloji Enstitüsü kurulmuş ve Prof. Arminus Vambery Türkoloji hocalığına tayin edilmiştir. Macaristan’daki Türkoloji çalışmaları oryantalist bir merakın ve Türklerin zihin dünyasını kurgulama isteğinin sonunda, ayıplı ve şaibeli bir çalışma olarak değil, tarih boyu süren Türk-Macar ilişkilerinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Macarlar, Avusturya’ya ve Rusya’ya karşı her zaman yardım gördükleri Türklere olan minnet borçlarını belki Türkoloji Enstitüsü yoluyla karşılamak istemişlerdir. Budapeşte’de kurulan Türkoloji Enstitüsü’nden 71 yıl sonra 1936’da Ankara’da Hungaroloji Kürsüsü, Macar Türkolog Prof. Dr. Laszlo Rasonyi tarafından kurulmuştur. Bu kürsü günümüzde Ankara Üniversitesi’ne bağlıdır.
Macarların Türklere duyduğu dostluk Türkoloji Enstitüsü ile sınırlı kalmamış, Budapeşte Üniversitesi’ne ulaşan caddelerden birisine “Beşinci Sultan Mehmet Caddesi” adı verildiği gibi, İstanbul’da bir caddeye de “Macar Kardeşler Caddesi” adı verilmiştir. Yine İstanbul’da Macarca “Makriköy” adı (sonradan ne yazık ki Bakırköy’e çevrilmiş), Macarca “Serence Bey Yokuşu” ise halen kullanılan bir yol adıdır.
Kaplıcaları ile tanınmış Budapeşte de Buda/ Budin Beylerbeyi Yahyazade Mehmet Paşa (Ö. 1548) tarafından yapılan, onarılan çok sayıda hamam vardır. Genel olarak hamam kültürünün Osmanlı dönemi ile birlikte Macaristan’a taşındığı kabul edilmektedir.
Mohaç Savaşı’ndan sonra kurulan Budin Beylerbeylerinden en çok tanınanı ve 15. olanı Sokullu Mehmet Paşa’dır (Ö. 1579). Joseph von Hammer’e (Ö. 1856), Sokullu Mehmet Paşa için “Budin’in mümtaz kurucusudur” demiştir. Sokullu’nun yaptırdığı hamamlardan Rudas adlı olanı günümüze kadar ulaşmıştır.
Osmanlılara sığınan Macar mültecilerinden bazıları Osmanlı ordusunda üstlendikleri görevlerle Osmanlı ordusunun yenilenmesine katkıda bulunmuşlardır. Macarların Türkiye’deki hizmetleri ordu ile sınırlı kalmamıştır. Türkiye’de matbaanın kurucusu olan İbrahim Müteferrika da (Ö. 1747) bir Macar’dır. Macaristan ve Budapeşte hakkında en çok bilgi verenlerden birisi Evliya Çelebi’dir (Ö. 1682). Evliya, Budin Beylerbeyliğinin başarılı, faydalı çalışmalarını Seyahatnamesinin 6. cildinde yer verip övmüştür.
Budapeşte’deki kiliseler mimarî açıdan birer şaheserdirler
Budapeşte, kiliseler şehri gibidir. Başınızı nereye çevirseniz bir kilise kubbesiyle, kulesiyle göz göze geliyorsunuz. Kiliselerin görüntüleri mimarî açıdan birer şaheserdirler. Şehrin geneli olduğu gibi kilise çevreleri de temiz, bakımlı ve düzenlidir. Bir şehirde akla gelebilecek her türlü düzen var. Tuna nehrinin batı yakasındaki Peşte düz bir alanda kurulmuşken, güney yakasında kurulan Buda engebeli/ tepelik bir alanda kurulmuştur. Buda ve Peşte şehirleri 1873’te birleştirilerek “Budapeşte” adıyla tek bir şehir sayılmıştır. Ulaşım, belediye hizmetleri eksiksiz bir şekilde işlemektedir. Şehrin sokaklarında sahipsiz kedi ve köpek görmek mümkün değildir. Köpeği ile dolaşan insanlar da oldukça azdır. Sokaklarda görülen sigara izmaritleri ve köpeklerin küçük çişlerinden yayılan kokudur. Tuna nehri bulanık akmasına karşılık Nisan 2025’te kokusuz bir haldedir.
Keşke Türkiye’den seçilen belediye başkanları, Budapeşte gibi yerlere gelip biraz kurs benzeri eğitimden geçmiş olsalardı. Belediye hizmetlerinin bir düzene girmesi bakımından faydalı olabilirdi.
Hungary, 150 yıl Osmanlı idaresinde kaldı. Macarlar ile Osmanlıların her zaman iyi ilişkileri oldu. Macarlar için Osmanlılar, Avusturya ve Rusya ile defalarca savaştılar. Buna rağmen Budapeşte’de hiçbir cami yoktur. Şehrin görüntüsünde Osmanlıların hiçbir eseri/ izi yoktur. Türkiye Diyanet Vakfı tarafından külliye şeklinde planlanan Budapeşte Camii henüz plan aşmasındadır ve yapımına başlanmamıştır.
Avrupa ülkeleri arasında ez az Müslüman (5000) Hungary’de yaşamaktadır. O Müslümanların da çoğunluğu dışarıdan gelen üniversite öğrencileri, elçilik görevlileri ve mültecilerdir. Ancak Macarların, Türkler hakkında gözle görülür bir sempatileri vardır. Çoğu kendilerinin Türk olduğunu söylemektedir.
Hungary, AB üyesi olmasına rağmen Avro yerine Macar para birimi olan forinti kullanmaktadır. Hungaria, Avrupa’nın ortasında olmasına rağmen pek Avrupalılık havası yoktur. Macarlar, kendilerini Türk bilerek, kültür bakımından Avrupa’dan farklılaşmışlardır. Türk dünyasına oldukça uzak bir yerdedirler. Sılav ve Almanlarla çevrelenmişlerdir. Katoliklerin çoğunlukta olmasından dolayı yakın olabilecekleri Avusturya ile tarih boyunca savaşmışlardır.
“Çünkü Türk, ekmeksiz yaşayabilir ancak rütbesiz yaşayamaz”
Günümüzde Hungaria Cumhurbaşkanı Viktor Orban’ın AB yerine İsrail, Rusya ve ABD ile uyumlu siyaseti, belki Avrupa’dan farklı olmanın işaretlerinden birisidir. Budapeşte, 1945’te ve 1956’da iki defa sosyalizmin (SSCB) işgaline uğrayarak iki büyük felaketi yaşamıştır. 10. yüzyıldan itibaren Hungary’de varlıkları bilinen Yahudiler, 1944’te Alman işgalinden sonra toplama kampına götürüldüler. İsrail’in kurulmasından sonra, İsrail’e göç eden Yahudilerden dolayı Hungary’de Yahudi nüfusu azalmıştır. 2011 nüfus sayımı sonuçlarına göre Hungary’de 54.000 Yahudi vardır ve bunların çoğu Budapeşte’de yaşamaktadır.
Budapeşte’nin ve Tuna nehrinin güney kısmında kalan bölümü olan Buda, Osmanlıların Macaristan’ı fethinden (1526) sonra Budin Beylerbeyliği’nin merkezi olmuş. Fetih öncesinde ve sonrasında Kanuni Sultan Süleyman’ın, hizmetlerinden memnun kaldığı Gül Baba Tekkesi, ölümünden sonra camiye çevrilmiş. Gül Baba’nın cenazesi de hazireye gömülmüş. Böylece Budin’in de tanınmış bir türbesi olmuştur. “Çünkü Türk, ekmeksiz yaşayabilir ancak rütbesiz yaşayamaz” vecizesi karşılanmıştır. Macaristan Hükümeti 2018’de bir vakıf kurarak, türbe ve müctemilatını müze olarak kullanmaya başlamış. Halen türbede çalışan iki görevli ise Hungary hükümet görevlisi olarak çalışmaktadırlar. TİKA da türbe ve çevresini güzel bir şekilde onarmıştır. Türbe yüksekçe bir tepe üzerinde ve Tuna’yı görecek bir yerde konumlandırılmıştır. Yolu Budapeşte’ye düşenlerin uğraması gereken güzel temiz bir mekân olmuş. Emeği geçen herkes var olsun.
Türk ve Hungary üniversiteleri arasında iş birliği yapılarak öğrenci değişimi yapılabilir. Futbol takımları arasında her yıl maçlar düzenlenebilir. Tarihteki Türk ve Hungary ittifaklarını konu alan filmler, kitaplar hazırlanabilir. Türkiye’ye sığınan Tököli İmre, Prens Fezenc Rakoczi, Layos Kossuth ve özellikle İbrahim Müteferrika, Türk Hungary ittifakının sembol isimleri olarak seçilebilir. Budapeşte Camiin tamamlanması, iki ülke ve iki halkın dostluğunun işareti olarak Hungary’de İbrahim Müteferrika adına okul açılabilir.
------------------------
KAYNAKÇA
Arminus Vambery, Macaristan’ın Hikayesi, Çevirmen: Evren Çakıl, İstanbul 2024.
Andon Heller, Artık Yoldaş Değiliz, Çeviren: Sadık Balkan, İstanbul 1957.
F. Eckhart, Macaristan tarihi, Çeviren. İbrahim Kafesoğlu, TTK, Ankara 2010.
Kadir Mısıroğlu, Macar İhtilali, İstanbul 1972.
Kelemen Mikes, Türkiye Mektupları, Çeviren Sadrettin Karatay, TTK, Ankara 2022.
Müjdat Karagülmez, Türkiye-Macaristan Siyasi İlişkileri, TTK, Ankara 2023.
Sandor Takats, Macaristan Türk Aleminden Çizgiler, Çeviren: Sadrettin Karatay, MEB, İstanbul 1970.
Orhan Türkdoğan, “Anadolu'da Macar Köyleri”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Sayı: 115, Temmuz 1996.



