Lozan’da ne verdik, ne aldık?

Lozan’daki Türk murahhas heyeti konusunda bilgi veren kaynaklardan biri de ABD’nin ilk Türkiye Büyükelçisi John Grew’dir. Grew, Lozan’da ABD’li petrol şirketlerinin menfaat takipçiliğini yapmakta olduğunu söylerken, bunun için de Türk tarafının önemli katkılarını beklemektedir. Kendi deyimiyle, “‘Tavuk kümesine dadanan bir tilki gibi’ tam yedi kez İsmet Paşa’yı ziyaret eden ve kendi taleplerini İsmet Paşa’ya dikte eden Grew, mücadelesinde zafer kazanır”.

BU yazımızda İkinci TBMM’nin 22 Ağustos 1923 Salı günü Lozan Antlaşması’nı ivedilikle görüşüp kabul etmesi konusunu ele alacağız…

Lozan öncesi TBMM’deki atmosfer

TBMM’de yapılan bazı uygulamalara itiraz eden İkinci Grup, ülkenin dış siyaset konularında da hassas davranmıştır. Lozan görüşmelerinin bütünüyle Meclis’in denetimi altında yapılması, son sözü Meclis’in söylemesi gerektiği konusunda son derece ısrarlı olmuşlardır. Mîsak-ı Millî’ye ait sorunlar gündeme geldiğinde de bu duyarlılıkları artmıştır (Demirel, 1994:11).

Lozan’da yapılan görüşmeleri çok dikkatli bir şekilde takip eden Trabzon Mebusu ve İkinci Grup Üyesi Ali Şükrü Bey, Musul’un ve 12 Ada’nın başka devletlere verilmesine karşı çıkanlardan biriydi. Bir kumandan ve bir askerî mütehassıs olan İsmet Paşa’nın Boğazlar ve askerî tahdidat meselesini hâllettiğini, fakat bir diplomat olmadığı için diğer meselelerde muvaffak olamadığını ileri süren Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey, Mehmetçiğin süngüsü ile kazanılan muazzam zaferin Lozan’da heba edildiğini söylemişti. Ali Şükrü Bey, “Anadolu’da kazanılan zaferin Lozan’da, Lord Curzon’un (İngiliz) oyun ve hilelerine kurban edildiğini söyleyerek, “Bu murahhas heyetinin barış üzerine bir sözü olamaz” (Kabaklı, 1989:42) diyordu.

Dönemin Meclis Başkanı Ali Fuat Cebesoy, Ali Şükrü Bey’den şöyle bahseder: “Ali Şükrü Bey, Lord Curzon’un oyunlarına ve desiselerine kurban gittiğimizi iddia etmiş ve ‘Bu murahhas heyetinin sulh meseleleri üzerinde sözleri olamaz efendiler! Artık bunların vazîfeleri bitmiştir’ demişti. Ali Şükrü Bey, Lozan’a gidecek yeni bir heyetin neler yapması lâzım geldiğine dair kendi şahsî mütalâalarını uzun uzun anlatmıştı. Sonra 12 Ada, Yunanistan’ın elinde bulunan adalar ve Musul meselesi üzerinde durmuştur.” (Cebesoy, 2007:432)

20 Kasım 1922 tarihinde başlayan Lozan görüşmelerinde ortaya çıkan fikir ayrılığı, Birinci Meclis’in sonunu hızlandırdı. Meclis’teki muhaliflerden oluşan İkinci Grup, 1923’ün Mart ayında, “Savaş bitti, seçim yapalım, Lozan Antlaşması’nı yeni Meclis onaylasın” teklifiyle Meclis’e geldi. Birinci Grup reddetti. Ancak Hükûmet, Lozan’a katılmak üzere yetkilendirilince işin zorluğu ortaya çıktı. Mehmet Doğan bu gelişmeleri şöyle izah eder: “Mustafa Kemal, Lozan müzakerelerini eleştiren Meclis’i feshetmiş, yeni Meclis’i yine ancak anlaşma imzalandıktan sonra toplamıştır.” (Doğan M., 2005:73)

Ertunç, Birinci Meclis’in feshedilmesini doğrudan Lozan’la irtibatlandırır: “Mustafa Kemal için durum kritikti... Lausanne’a götürmüş olduğu politikası, tümüyle karaya oturmuştu. Parlamentodaki söylev savaşı dokuz gün ve birkaç gece sürdü… Muhalefet öylesine güçlenmişti ki, Mustafa Kemal’in plânladığı büyük işlerin gerçekleştirilmesi, bu Millet Meclisi’yle düşünülemezdi. 2 Nisan 1923’te Devrim Meclisi, 1920’den beri sürekli toplantı hâlindeki Meclis, yeni Türkiye’nin Birinci Millet Meclisi sona erdi.” (Ertunç, 2010:58-59)

Müteakiben Meclis seçimleri yenilenir. Yeni Meclis Atatürk tarafından tek tek tespit edilmiş üyelerle doldurulur. İlk gündemi Lozan Antlaşması’nın tasdik edilmesi konusu olmak üzere toplanır. İkinci TBMM, 2 Ağustos 1923’te toplanmış, ilk iş olarak 22 Ağustos 1923 Salı günü, Lozan Antlaşması’nın ivedilikle görüşülmesini kabul etmiştir.

Mustafa Kemal, Türk heyetinin Başkakan İsmet İnönü’den antlaşmayı imzalamasını ister ve Türk heyeti 24 Temmuz’da imza atar. İkinci Meclis ilk toplantısını 11 Ağustos’ta yapar ve Meclis’in ilk ele aldığı mesele, Lozan Barış Antlaşması’nın onaylanması (22 Ağustos 1923) olur. Ve Meclis, 213 kabul, 14 ret oyu ile Lozan’ı tasdik eder.

Antlaşmaya 14 mebus “Hayır” oyu verdi. Bunlardan 5’i bir daha milletvekili yapılmadı (Doğan M., 2019:170).

Lozan’da neler oldu?

Böylece Mîsak-ı Millî sınırları içinde bulunan bazı topraklardan Lozan’da feragat edilmiştir. Hâlbuki Birinci Cihan Harbi’nin bitiminde Musul, Halep ve Batum dâhil, Türklerin ağırlıkta yaşadığı bütün bölgeler elimizde idi.

3 Mart 1918 tarihinde Osmanlı Devleti ile Sovyet Rusya arasında Brest-Litovsk Anlaşması imzalanmıştı. Kars, Ardahan ve Batum’un Türkiye’ye verilmesi kabul edildi. Uygulamada Gürcüler ve Ermeniler bu vilâyetleri bırakmak istemediler. Bunun üzerine Üçüncü Ordu Kumandanı Vehib Paşa harekât başlatmıştı. 14 Nisan 1918 günü ise Vehib Paşa’nın idaresindeki Osmanlı birlikleri, Batum’u işgalden kurtarmıştı (Doğan M., 2019:26).

Lozan’daki Türk murahhas heyeti konusunda bilgi veren kaynaklardan biri de ABD’nin ilk Türkiye Büyükelçisi John Grew’dir. Grew, Lozan’da ABD’li petrol şirketlerinin menfaat takipçiliğini yapmakta olduğunu söylerken, bunun için de Türk tarafının önemli katkılarını beklemektedir. Kendi deyimiyle, “‘Tavuk kümesine dadanan bir tilki gibi’ tam yedi kez İsmet Paşa’yı ziyaret eden ve kendi taleplerini İsmet Paşa’ya dikte eden Grew, mücadelesinde zafer kazanır” (Grew, 200:13-29-63).

Şimdi, “Lozan da neler oldu?” sorusunun cevabına daha genel hatlarıyla göz atalım…

Yeni misyonun kabulü

Lozan görüşmelerine gönderilen heyetin en önemli vasfı, Mîsak-ı Millî’den vazgeçmiş kişiler olmalarıydı. Mîsak-ı Millî Belgesi ile Batı dünyasının da onayladığı bir haritaya harâretle sahip çıkan Türkiye, Lozan’da Mîsak-ı Millî hudutları dışındaki Türk topluluklarını da nüfûz alanı içinde görmediğini belirtmiş oluyordu. Mehmet Doğan, bu yeni süreci şöyle anlatır: “İsmet Paşa, Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından bir süre sonra -anlaşmayı uygulama garantisi olarak- Başbakanlığa getirilmiş ve bu görevi uzun süre devam ettirmiş, Atatürk’ün ölümünden sonra Cumhurbaşkanı olarak Birinci Dünya Harbi’nden sonra Türkiye’ye biçilen statükoyu korumaya devam etmiştir.” (Doğan M., 2005:79)

Kadir Mısıroğlu da Lozan’a Rauf Bey yerine İsmet Paşa’nın gönderilmesinin sebebini şöyle açıklar: “Curzon’un plânını ilk başta anlamayan İnönü’nün, daha sonra karşı tarafın amacının Türkiye’yi mâzisinden tamamen koparmak olduğunu sezdiği hâlde, söz konusu amacın gerçekleşmesi hususunda teminat verdiği belirtilmektedir.” (Mısıroğlu, 1971:309)

Borçların kabulü

Lozan’da Türkiye’nin aleyhine kabul edilen şartlardan biri de Osmanlı Devleti’nin borçlarının kabul edilmesiydi. Yeni Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı’nın her şeyini reddetmişti de nedense borçlarına sahip çıkmıştı. Bu borçlar, 25 Mayıs 1954 tarihine kadar yaklaşık 30 yıl boyunca düzenli şekilde ödenerek bitirilmişti.

Osmanlı’nın malları

Lozan’da, Osmanlı Ailesine mensup şahısların üzerinde görünen malların durumu da yabancı devletler için önemli bir konuydu. Prof. Dr. Hakan Özoğlu, Amerikalı ticaret temsilcisi görünen bir kişinin bu konuları yakından takip ettiğini şöyle anlatır: “O zamanlarda İkinci Abdülhamid’in mîrasçıları Sultan’ın özel arazileri olduğunu iddia edip bunları geri almak için Ankara’dan talepte bulunuyordu. ABD ticaret görevlisi, Rauf Orbay’dan hükûmetin bu konu hakkındaki tutumunu öğrenmeye çalışıyordu. ABD’li Gillespie, Rauf Bey’e Abdülhamid’in mîrası konusunu da soruyor. ‘Hükûmetimiz, Türkiye toprakları hâricindeki mîras taleplerini tanır ama dâhilindekileri tanımıyor’ cevabını alıyor. Yani, ‘Türkiye dâhilindeki mal, mülk, arazi taleplerini tanımıyoruz ama Türkiye toprakları hâricinde kalan taleplerin bizim için bir mahzuru yok’ demeye getiriyordu.” (Özoğlu, 2012)

Lozan’daki heyet müşavirlerinden Hasan Bey ise, elimizden çıkmış ülkelerdeki Türk gayr-ı menkullerini el atılmaktan korumak için bir hayli çaba göstermişti. Bu sorun Lozan Antlaşması görüşmeleri sırasında da gündeme geldi: “15 Ocak 1923 tarihli oturumda Türk temsilci Hasan Bey, Hazîne-i Hassa mallarının, Osmanlı Devleti’nden ayrılan topraklar üzerinde kurulan devletlere herhangi bir bedel ödenmeksizin geçirilecek malların dışında tutulmasını istedi. Hasan Bey, bu malların devlete ait olmadığını, aksine özel mülk statüsünde olduğunu belirtti.” (Koçak, 1990:16)


Kıbrıs, Batı Trakya ve Musul’un verilmesi

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bu süreçte, Mîsak- ı Millî sınırları içinde bulunan bazı topraklardan da Lozan’da feragat edilmişti. Hâlbuki Birinci Cihan Harbi bitiminde Musul, Halep ve Batum dâhil, Türklerin ağırlıkta yaşadığı bütün bölgeler elimizde idi.

Kadir Mısıroğlu, Kıbrıs ile ilgili bu tarihî yanlışa nasıl imza atıldığını şöyle anlatır:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundaki temel belge olan Lozan Antlaşması ile Kıbrıs, İngiltere’ye verilmişti. Osmanlı İmparatorluğu, 1571’de fethedilen Kıbrıs’ı 1878’e kadar elinde tuttu. Lozan’da ise antlaşmanın 20’nci maddesine, ‘Türkiye, Britanya Hükûmeti tarafından Kıbrıs’ın 5 Kasım 1914’te ilan olunan ilhakını tanıdığını beyan eder’ diye yazıldı. Türk iç ve dış siyasetinde Kıbrıs diye bir sorun var olmadı. Daha da ötesi, bu döneme kadar Kıbrıslı Türkler büyük sayılarla Türkiye’ye göç etti. Bu göçler teşvik edilirken, Ada’daki nüfus dengesinin Türkler aleyhine bozulduğu da hiç önemsenmedi.” (Mısıroğlu, 1971:245)

Musul, Mîsak-ı Millî sınırları içerisinde olduğu için ilk başlarda yeni Cumhuriyet’in bütün ileri gelenleri tarafından savunuluyor, bizim topraklarımızda kalacağı söyleniyordu. Mustafa Kemal Paşa bunların başında geliyordu. Kendisine Berlin’den mektup yazan Talât Paşa’ya, “Türkçe ve Kürtçe konuşulan bütün vilâyetlerimiz bizim olacaktır” demiştir. Bu tarife, ilk kurtarılacak yerler arasına, Musul-Kerkük, Batı Trakya, 12 Ada, hattâ (o tarihte, Türklerin yüzde 70 çoğunlukta olduğu) Yunan Makedonyası da giriyordu (Kabaklı, 1989:33).

Meclis Başkanı Ali Fuat Cebesoy da benzeri kanaatler açıklamıştı: “Musul vilâyeti, bize göre Mîsak-ı Millî hudutları içindeydi. Binaenaleyh hiçbir sûretle diğer bir devlete terk edilemezdi.” (Cebesoy, 2007:240)

Dönemin Başbakanı Rauf Bey de Musul konusunda aynı kanaati taşıyordu ve bunun için Lozan’da bulunan İsmet Paşa’ya bir telgraf dahi çekmişti. Hüseyin Rauf Bey’in imzasıyla ve “Zâta mahsus” kaydı ile İsmet Paşa’ya aşağıdaki telgraf çekilmişti: “Yirminci madde-Musul meselesi. (Birinci derecede haiz-i ehemmiyettedir.)” (Cebesoy, 2007:260)

Lozan’da esas başarının, İngiltere başta olmak üzere müttefiklere ait olduğu ortadadır. İngiltere, ne istediyse onu elde etmiştir. Boğazlardan geçiş serbestisi, Batı Trakya’nın Yunanistan’a bırakılması, Yunanlılardan savaş tazminatı alınmaması, Antakya ve İskenderun’un sınırlar dışında kalması, Musul meselesinin hâllinin sonraya bırakılması ve netîce olarak İngilizlere terki, Türkiye tarafının verdiği hiç de küçük olmayan tavizlerdir.

Lozan’da Türkiye’nin aleyhine kabul edilen şartlardan biri de Osmanlı Devleti’nin borçlarının kabul edilmesiydi. Yeni Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı’nın her şeyini reddetmişti de nedense borçlarına sahip çıkmıştı.

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar ve yönetenler, Lozan’ı büyük bir Türk zaferi olarak takdim ederken, 3 Ekim 1923’te açılan İngiliz İmparatorluk Kongresi’nde İngiliz Başvekili Stanley Baldwin, şunları söylemekteydi: “Bu muahede, İngilizlerin esaslı menfaatlerini korumakla kalmayıp, aynı zamanda Yakın Şark’ta ekseriyetle bozulan müteaddit (çok sayıda) ırk ve din menfaatlerinin telifine medar (kaynak) olacak, devamlı bir sükûnet teminine ve iktisadî vaziyetin ıslahına yardım edecektir. İngiliz itibarını korumak için takip edilecek yegâne yol budur.”

Türkiye’ye Lozan Antlaşması’nı bir an evvel tasdik etmesi için baskı yapan İngiltere, Lozan’ı en son kabul eden ülkedir! İlgili kanun tasarısı Avam Kamarası’nın gündemine Nisan 1924’te (Türkiye’de Hilâfet’in kaldırılmasından sonra) sokulmuş ve 24 Temmuz 1924’te kabul edilmiştir. Cemiyet-i Akvam’ın Lozan’ı tasdiki ise, Musul meselesinin İngiltere tarafından bu kuruluşa havâle edildiği güne rastlamıştır (6 Ağustos 1924)! (Doğan M., 2014:221.)

Baş Murahhas İsmet Paşa’nın şu sözlerinden, tek elle tutulur başarının, kapitülasyonların kaldırılması olduğu ortaya çıkıyor: “Eğer dünyada tek kimse çıkıp da bana, ‘Daha yapılacak fedakârlıklar vardı, şu kararı almalıydınız’ diyebilirse, onları yapmaya râzı olurum. Ben fedakârlığı son hâddine vardırdım. Toprak meselelerinde kendi zararımıza ve müttefiklerin lehine kararlar aldık. Azınlıklar meselesini müttefiklerin dilediği gibi hâllettik. Boğazların serbestliğini kabul ettik. Düyun-u Umûmîye yönetiminin faaliyetinin devamına râzı olduk. Bütün fedakârlıkları yaptım, her şeyi kabul ettim, fakat memleketin iktisadî esaretini reddettim.” (Doğan M., 2014:220-221)

Mübadele

Lozan’da toplumsal hâfızada derin iz bırakan maddelerden biri de Nüfus Mübadelesi Anlaşması’dır. Mübadele Sözleşmesi, 30 Ocak 1923’te imzalanmış, bilâhare Lozan Antlaşması’nın bir ek protokolü olarak onaylanmıştır. Buna göre, İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türkleri hâriç, Türkiyeli Ortodokslar ile Yunanistanlı Müslümanlar karşılıklı olarak zorunlu yer değiştirmeye tâbi tutulmuşlardı.

Tarih kitaplarında işte bu kuru bilgiler yazar. Oysa dünya tarihinin en büyük nüfus takası olan bu anlaşmanın insanî, tarihî ve sosyoekonomik pek çok sonucu vardı.

Atina Anlaşması (14 Kasım 1913) için yapılan görüşmelerde dillendirilse bile, mübadele fikri ciddî olarak Venizelos ve Atina Konsolosu Galip Kemali Bey (Söylemezoğlu) arasında, 20 Mayıs 1914 tarihli görüşmede gündeme getirilir. Harry J. Barniodis’e göre de mübadele önerisi, Balkan Savaşı sırasında Anadolu’nun korunması için İttihatçılar tarafından önerilmişti (Dündar, 2008:217).

Böylece Mîsak-ı Millî sınırları içinde bulunan bazı topraklardan Lozan’da feragat edilmiştir.

 

Kaynaklar

Cebesoy Ali Fuat, (2007), Siyasi Hatıralar, İstanbul: Temel Yayınları

Demirel Ahmet, (1994), Birinci Mecliste Muhalefet, İstanbul: İletişim Yay.

Doğan D. Mehmet, (2005), Darbeler, Müdahaleler ve Siyasi Sistem, İstanbul: İz Yayıncılık

Doğan D. Mehmet, (2014), Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş, Ankara: Yazar Yayınları

Doğan D. Mehmet, (2019), Millî Mücadele’nin Zaman Akışı, Ankara: Yazar Yayınları

Dündar Fuat, (2008), Modern Türkiye’nin Şifresi, İstanbul: İletişim Yay.

Ertunç Ahmet Cemil, (2010), Cumhuriyetin Tarihi, İstanbul: Pınar Yay.

Grew John, (2000), Türkiye Hatıraları, İstanbul: Cumhuriyet Gaz. Yay.

Kabaklı Ahmet, (1989), Temellerin Duruşması, İstanbul: Türk Edebiyat Vakfı Yay.

Koçak Cemil, (1990), Abdülhamid’in Mirası, İstanbul: Arba Basın Yayım

Mısıroğlu Kadir, (1971), Lozan Zafer mi, Hezimet mi?,  İstanbul: Sebil Yayınları

Özoğlu Hakan, (2012), 11.07.2012