Lânet ile rahmet arasında: “Terörist İsrail”

Yılanın zehri önünde sonunda bütün kâinatı saracak ve bu ur, bütün hücrelere sirayet edecektir. Tabiî devletlerin başları bir olup da organize hareket etmeyi ve Siyonist İsrail ile ağababası ABD’nin zulmüne “Dur!” demeyi başarana kadar, biz insanlar en azından mallarını boykot ederek hem küresel bir tepkiyle sesimizi duyurabilir, hem de birliğin gücüyle onların en sevdiği organlarına hasar bırakabiliriz.

ALLAH-u Teâlâ “Rahmân ve Rahîm”dir. Rabbin Rahmân oluşu “inanan, inanmayan herkese merhametle muamele eden” anlamına gelirken, Rahîm Allah ise “ahirette yalnızca Kendine inanan mümin kullarına ihsan ve ikramda bulunan, ebedî nimetler veren” anlamını karşılıyor.

Elbette Allah’ın güzel isimlerinin çok daha derin mânâları var. Ama en özet hâliyle İslâm müfessirleri, Rahmân ve Rahîm’in mealini bu şekilde veriyorlar.

Lânet ise, Allah’ın bağış ve merhametinden uzak olma (TDV) mealiyle, “Allah’ın rahmetinden uzaklaştırma” anlamlarını karşılıyor. Bilindiği üzere Allah’ın (cc) isim ve sıfatları O’nu tanımak ve bilmek yolunda önem arz ettiği kadar, bu isim ve sıfatları, peygamberlerde daha fazla olmak üzere insanlarda da tezahür eden bir hüviyettir. Bütün yaratılmışlara ve kâinata duyduğumuz sevgi ve merhamet gibi hissedişlerin membaı Yüce Allah’tır.

İnsan, Rabbinin şefkat, merhamet, rahmet ve cömertlik gibi sıfatlarından zerrece nasiplenmediğinde, bütün insanî sıfatlardan beri, bütün güdüsel ve hayvandan aşağı davranışların temsilcisi olarak canavarane bir kimliğe bürünür.

O hâlde peygamberler tarafından kınanan ve Kur’ân-ı Kerim’de zelil olarak sıklıkla tahkir edilen Yahudiler’e bir de bu taraftan bakmak gerek. Hevaya ve mal sevgisine düşkünlükleri bilinen ve kendilerini diğer insanlardan üstün olarak addeden, her dönemde nimetlere şükürsüz ve isyankâr bir toplum olarak bilinen Yahudiler lânetlenmiş midir?

Bütün dünyalık ihtiraslarında aşırıya kaçmalarıyla bilinen, yeryüzünde fesat ve fitne çıkarmak gibi çirkin özelliklere sahip olan bu topluluk peygamber katili olmalarının yanında Allah’a da iftira atacak kadar ileri gitmişlerdir. Çünkü onlara göre (hâşâ) Allah’ın eli sıkıdır. Ve kendileri de (hâşâ) Allah’ın oğullarıdır. Bu sapkın inançla her türlü aşırılığı kendilerine hak görürler. Ayette şöyle buyurulmaktadır:

“Yahudiler ‘Allah’ın eli bağlanmış’ dediler. Asıl kendi elleri bağlanmıştır ve söyledikleri yüzünden lânetlenmişlerdir. Aksine O’nun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Rabbinden sana indirilen, onlardan birçoğunun azgınlığını ve inkârcılığını kuşkusuz arttıracaktır. Onların arasına kıyamete kadar sürecek düşmanlığı ve kini saldık. Ne zaman savaş ateşini tutuşturmuşlarsa Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk için çaba harcarlar; Allah ise bozguncuları sevmez.” (Maide, 64)

Tabiî bir şeyi daha akılda tutmak gerekir ki, yine müfessirler ve İslâm âlimlerince beyan edilen, Yahudilerin de hepsinin bir olmadığıdır. Ki Âl-i İmrân Sûresi 112 ve 113’üncü ayetlerde apaçık görülmektedir:

“Onlar (Yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ahdine ve insanların (müminlerin) himayesine sığınmadıkça, kendilerine zillet (damgası) vurulmuştur; Allah’ın hışmına uğramışlar ve miskinliğe mahkum edilmişlerdir. Çünkü onlar, Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Bu da onların isyan etmiş ve haddi aşmış bulunmalarındandır. Hepsi bir değildir, ehl-i kitap içinde istikamet sahibi bir topluluk vardır ki gece saatlerinde secdeye kapanarak Allah’ın ayetlerini okurlar.”

Bütün bunlardan anlıyoruz ki, Yahudilerin bazıları lânetlenmiştir. Bunların ortak özelliği “isyan içinde olanlar, fesat ve fitne çıkaranlar, kötü hasletle beslenenler ve sözlerinde duymayıp anlaşmalara uymayanlar” olarak özetlenebilir.

İnsan yaratılış gereği iyiye ve doğruya, hayırlı amellere meyillidir. Ama bazı şeytan sıfatlı insanlar ve toplumlar, öldürerek, toplumları bozarak, insanlara acı çektirme pahasına kendi çıkarı doğrultusunda hak hududunu aşarak Allah’ın lânetine uğrayabilir. Böyle insanların da hiçbir şekilde acıması, merhameti, empati kurma yeteneği, hak ve adalete uygunluk gibi keyfiyetleri bulunmayacaktır.

Günümüz Siyonistlerine ve bunları destekleyenlere baktığımızda, yeraltı kaynaklarını gasp etmek, topraklarını genişletmek ve hem karada, hem de denizlerde fayda verecek jeopolitik kazanımlara erişmek adına çocukların üzerine bomba yağdırmaları insanlığın vicdanını kanatmasına karşın kendilerinde en ufak bir vicdan kıpırtısına neden olmamaktadır.

Artık onlar Allah’ın rahmet ve merhametinden yoksundurlar. Ve insan, Rabbin merhametinden kovulduğunda kâinata zerrece merhamet gösterebilecek yeni bir kaynak bulabilemez. Artık cani ve merhametsiz eylemlerde şeytanı dinlemek için bütün vicdan yolları tıkanmış, bütün insanî meziyetler rahmetsiz ve merhametsiz ruhlarında şeytanî hazlara meyletmiştir. Artık onlar sıradan birer katil sayılamazlar. Onlar bütün kıyıcı eylemlerin en uç noktasında gövde gösterirler. Çünkü şeytana satılmış ruhları, çocukların paramparça oluşundan, insanların aç susuz ve çaresiz kalışından son derece büyük bir haz duymaktadır.

Yahudiler için şöyle bir ayet var: “Ne zaman onlar bir antlaşma yaptılarsa, yine kendilerinden bir grup onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.” (Bakara, 100)

Sözlerine ve eylemlerine güvenilmeyecek bu katil ruhlu topluluklara karşı İslâm âleminin ve dünyanın vicdanlı insanlarının birlik içinde hareket etmesi gerekmektedir. Çünkü yılanın zehri önünde sonunda bütün kâinatı saracak ve bu ur, bütün hücrelere sirayet edecektir. Tabiî devletlerin başları bir olup da organize hareket etmeyi ve Siyonist İsrail ile ağababası ABD’nin zulmüne “Dur!” demeyi başarana kadar, biz insanlar en azından mallarını boykot ederek hem küresel bir tepkiyle sesimizi duyurabilir, hem de birliğin gücüyle onların en sevdiği organlarına hasar bırakabiliriz. Çünkü para ve mal, zalimlerin bir organıdır.