Kurtuluşun, “bayram” olsun!

Kabul etmek lâzım ki, “Filistin”, biz Müslümanların yahut kendini Müslüman gören ve bilenlerin zorlu bir sınav kâğıdı… Karnemize bakınca, bu dersten “geçer” not aldığımızı söylemek ise neredeyse imkânsız. Cılız sayılabilecek tepkilere, dün olduğu gibi bugün de aldırış etmeyen, kandan ve gözyaşından beslenen bir anlayış hâkim…

NE zaman bir eşref saatine, Cuma’ya ulaşsak, ne zaman karanlıkları aydınlatan ve günahlardan arınmaya fırsat sunan kandille buluşsak, ne zaman bayram gelse, Mescid-i Aksâ’dan yükselen feryatlara, akan gözyaşına ve kana şahitlik ederiz. Tıpkı bu sene, on bir ayın sultanı Ramazan ayında, üstelik Kadir Gecesi’nde olduğu gibi…

Siyonizm’in kalesi, işgalci İsrail Devleti’nin azgın güçleri, Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksâ’ya baskın düzenleyip  plâstik mermi ve göz yaşartıcı bombalarla sürdürdükleri saldırılarını, daha sonra hava harekâtına çevirerek yüzlerce masum ve savunmasız Filistinlinin yaralanmasına ve şehit olmasına neden oldular.

Filistinli, İslâm âlemini ve Türkiye’yi yanında görmek istiyor!

Biz, her zaman olduğu gibi hassas ruhlarımızla bu alçak saldırılara tepkimizi, önce sosyal medya hesaplarından verdik, ardından pankartlar açıp sloganlar attık, elçiliklerine siyah çelenk bıraktık. Amacımız, bu vahşeti dünya kamuoyuyla paylaşmaktı.

Filistin’in haklı dâvâsına en çok katkı, hiç şüphesiz Türkiye’den ve Türk halkından geliyor. Bu normal olan… Aynı tepkinin bir benzerini, ne yazık ki, başta İslâm ülkelerinden ve Birleşmiş Milletler’den göremiyoruz.

Oysa onlar da en az bizim kadar biliyordu ama bir balinaya, bir tavşana gösterdikleri merhametinin 10’da birini dahi göstermeyecek sağırlık ve körlüğe sahiptiler.

Kabul etmek lâzım ki, “Filistin”, biz Müslümanların yahut kendini Müslüman gören ve bilenlerin zorlu bir sınav kâğıdı…

Karnemize bakınca, bu dersten “geçer” not aldığımızı söylemek ise neredeyse imkânsız. Cılız sayılabilecek tepkilere, dün olduğu gibi bugün de aldırış etmeyen, kandan ve gözyaşından beslenen bir anlayış hâkim…

Sadece İsrail değil, aynı şeyi kapalı kapılar ardında Çin Halk Cumhuriyeti Uygur Türkleri için uygulamıyor mu? Bir benzeri Myanmar’da olmadı mı? Çünkü onlar, her Ramazan’a, her bayrama kan taşıyarak âbâd olacaklarını zannediyorlar.

İsrail’de iktidara kim ya da hangi parti gelirse gelsin, “Filistin” dosyası itibar görüyor. İcraatları bu dosya ile başarılı ya da başarısız sayılıyor. O yüzden sert açıklamalarda bulunmaktan kaçınmıyorlar. En önemlisi de, kimseden korkmadan ve çekinmeden…

Neredesin ey Selahaddin?

Elbette kınayalım, boykot ve telin edelim, hatta salâ okuyalım, hâcet namazı kılalım, yardım ve duâ edelim; ancak yarım asırlık gerçek gösterdi ki, İsrail diplomasi dilinden anlamıyor.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbas, Mescid-i Aksâ’nın kurtuluşu için 81 ilde salâlar okuttu. Peki, işgalci İsrail’in bu hayâsızca saldırıları son bulur mu dersiniz? Bulmaz!

Duânın gücüne inanan biri olarak “Bulmaz” diyorum. Çünkü en son teknolojiye sahip silah ve bombalara ne atılan taşlar, ne de sessiz kalan İslâm âleminin kınama ve duâları tesir eder.

Eğer öyle olsaydı, Allah Resûlü (sav) Veda Haccı’na kadar Bedir Savaşı (624), Hendek Savaşı (627), Hudeybiye Antlaşması (628), Hayber’in Fethi (629), Mute Savaşı (629), Mekke’nin Fethi (630), Huneyn Savaşı (630), Taif Seferi (630) ve Tebük Seferi’ne (631) komutanlık eder miydi?

Bir gerçek daha var ki, o da, biz Kudüs ve Doğu Türkistan’a sahip çıkmadıkça, kan ve gözyaşı, bu coğrafyaların kaderi olacak. Bunun için de yeni bir Selahaddin ruhuna ihtiyaç var. Kaderî plânda vakti gelmiş midir bilinmez ama bu bir fırsat! Eğer “Kudüs bizim, Aksâ bizim” diyorsak, o coğrafyanın derdiyle de dertlenmek zorundayız!

Savaş çığırtkanlığı olarak algılanmasın sakın, ama İsrailci yerleşimciler, Batı Şeria’yı, Gazze’yi ve Mescid-i Aksâ’yı ateşe verip Ağlama Duvarı önünde eğlenip havai fişek patlatıyorsa, İHA, SİHA ve en son duâ üçlüsü, “ebâbil kuşu” olup uçmalı İsrail semalarında. Uçmalı ki, Kudüs’ün kurtuluşu, “bayram” olsun. Yoksa Kudüs esirken ve masumlar şehitler edilirken, bize gülmek de, bayram da haram!

Empati yapalım

Topraklarınız işgal edilmiş, evleriniz, hastaneleriniz başınıza yıkılıyor, eğitim hakkınız elinizden alınıyor, hurma ve zeytin ağaçlarınız kesiliyor, tarım yapmanıza imkân verilmiyor, çocuklarınız, kocalarınız acımasızca katlediliyor, gençleriniz tutuklanıyor, İslâm’ın ilk kıblegâhı Mescid-i Aksâ’ya kirli postallarla baskın düzenleniyor ve muhasara altındasınız, başınıza dayatılan namlu ile namaz kılıyorsunuz, sahursuz ve iftarsız oruç tutuyor, aç, susuz, elektriksiz, internetsiz ve aşısız bırakılıyorsunuz…

Üstelik yapayalnızsınız ve elinizde sadece taş var…