TESLİMİYET, adanmışlık ve Allah’a yakınlık vakti. Allah’ın (cc) hükûmetinde sitem birlik olmayı, paylaşmayı ve O’na yaklaşma yollarını anlatıyor. İbadetler ruhu arındırıp bedeni zinde tutarken, bir arada olmanın ve paylaşmanın saltanatını da güçlendiriyor. İslâm öyle bir medeniyet ki, insanı, tabiatı, hayvanı, uçan kuşu, yolları, dağları ve her bir zerreyi kıymetli bir mesabede muhafaza ediyor.
Kurban, kurbiyetin (Allah’a yakınlık) kestirme yollarından biri… Hem Allah yolunda harcamayı temsil ediyor hem de O’nun verdiklerinden O’nun rızası için paylaşmayı hem de birbirimizle yeniden tanışmayı… Buna tanışmak diyorum zira kopuk yaşam formları arasında birbirimizi tanıdığımız günleri de tenhalarda yitirdik. Simaen ve ismen biliyoruz, bir nesneyi, cismi ve kâinatın varlığını bilir gibi… Biçimce ve renkçe belki. Ama anlamca ve yakîn birikimlerimizi tükettik. Zamana örülen her bir tuğla, kalpler arasındaki mesafeyi açıyor, hissî sızıntıların önüne set çekiyor. Allah’ın hükûmetinde bütün ibadetler, bayramlar ve o müşkül(!) zannında aslî mealleri okunamayan bütün ameller, kulun Allah’a yakınlığını tadil ediyor. Belki iki bayram arası kırılan dökülen parçaları, rengini yitiren yüzeyleri, işlevini yitirmiş her bir uzvu tedavi ediyor.
İbadetler, kaybedilmiş “ben”i bulmanın hengâmıdır. Allah için kurban kesmek, kendini O’nun yoluna kurban etmeye muttalip bir ruh süzülüşü… Hem insan öyle değil mi, bazen elindekinin gerçek sahibi olduğu zannedişinde hem eli hem eldekini değerden düşürmüyor mu? Bunca elmas kıymetini bir pahalık kömüre benzetmiyor mu? Biz eldeki kömürü kıymetli mücevherlere tahavvül etmenin meftunuyuz. Bunun da yegâne yolu paylaşmak, paylaşabilmek, paylaşmayı bilmek…
Bir yolculuğa davet ediyorum seni sevgili okur. Şimdi cebine tıka basa doldur ne varsa… İster meta ister gıda ister dua… Yol boyu muhtaçlara, yetimlere, yalnızlara denk düşen gölgeni sürükle ardın sıra… Sonra bininden birini mahcup ellere uzat. Bir kalbe dua serinliği bırak, bir açlığı cebindeki ekmeğin lokmasında dinlendir, bir yalnızlığı selamınla şenliğe çevir, bir yokluğu varlığının zerresiyle gülümset. Sonra yorul, nefes nefese kal ve gittiğin yollardan geri dön. Yola çıkarken cebine doldurduklarından arda kalanları, yıllanmış ve yıpranmış masanın üzerine şöyle bir ser. Neyin vardı, neyin kaldı? Sen kalanları masanın üzerinde hesap etme sakın! Onlar kömürdü ve hâlâ kömür. Kime ne verdiysen şimdi hepsi elmas, hepsi cevher… Onlar, seni kabirde bile terk etmeyecekler. Oldu ya düşüverdi başın toprağa, kime ne verdiysen cebindeki hazineden, usulca gelecekler yanına… Daracık makberin ıssızlığında Allah için kurban ettiğin her şey hücum edecek toprağına… Sağından solundan genişletecekler kabrini… Yanında yer bulmak isteyecekler… Genişledikçe genişleyecek kabrin. Sonra, onlara bir bakacaksın, bir kara kömürden elmaslar, pırlantalar, mücevherler biriktirmişsin, hepsi parıldayacak toprağın karanlığında… O karanlık dehliz, apaydınlık bir sayebana dönüşecek. Yakıcı ateşin ve günahların harareti kor olup sarmışken etrafını, dünyada verdiklerinin gölgeliğinde serinleyecek, aydınlığında şenlenecek ve onların yârenliğinde genişledikçe genişleyeceksin. Keşke diyeceksin, daha çok verseydim Rabbimin ikramından. Keşke diyeceksin, daha çok paylaşsaydım Kerim olan Allah’ın bahşettiklerinden…
İşte kurban sadece bir et yeme ritüeli değil. Öyleymiş gibi değerini kırpmak, sağından solundan gevşetmek istiyorlar. Paylaşabilmeyi, bir başkasına verebilmeyi ve sahip olduklarının gerçek Mâlik’inin Allahu Teâlâ olduğunu idrak edebilmeyi tefsir etmiyorlar kalplere. Vermenin almaktan daha büyük bir zenginlik olduğu şeniyetini, matematiğin sığ denklemlerine kurban veriyorlar. Verince azalır, alınca çoğalır, biriktirince artar sanıyorlar, yanılıyorlar. Verince çoğalır, alınca azalır, biriktirince hiç olur. Bunu anlat pas tutmuş akılların anlam mezarlığına… Anlat ki, Kurban Bayramı’nı yeniden tanısınlar.
Bir gölge gibi sinsice aramızda dolaşan yalınlık, yalnızlık ve benlik düşmanını birliğin orduları mağlup edebilir ancak. İnsan ben değildir, bana çalışmak, beni beslemek, bende var olmak için yaratılmamıştır. İnsan kuldur, dosttur, yârendir, muhtaca eldir, İnsan Allah’ın yeryüzündeki hâlifesidir ve O’nun verdiği nimetlere zerrece hamd edebilmesinin yegâne yolu O’nun yolunda harcamaktır.
Kurban Bayramı… Cennet yolcuları azığını hazırlasın. Hani kabirde ne kadar dinlenmek, cennette ne kadar nimetlerle buluşmak ve mahşerde ne kadar serinlemek istiyorsan, şimdi o kadar paylaş!
Kurban Bayramımız mübarek olsun. Rabbim Ümmet-i Muhammed’e, Filistin’in kurtuluş, Kudüs’üz özgürlük, Ümmet’in birlik müjdesini kalplerimize indirsin.



