“DUA” kelimesi, “çağırmak, seslenmek, istemek; yardım talep etmek” mânâsındaki “da’vet” ve “da’vâ” kelimeleri gibi bir mastar olup, “küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya vâki olan talep ve niyaz” anlamında isim olarak da kullanılır. İslâmî literatürde dua, Allah’ın yüceliği karşısında kulun aczini itiraf etmesi, sevgi ve tazim duyguları içinde lütuf ve yardımını dilemesidir.[i]
Fahreddin Razi’ye göre dua, kişinin kulluğu, Allah karşısındaki zillet ve miskinliği kabul edip itiraf etmesi demektir.[ii] Dua, insan kalbinin Allah ile konuşması, O’nun nimet ve yardımını istemesidir.[iii] Dua, olağanüstü bir olay karşısında kulun Rabbine hitap etme düzeyine ulaşmasıdır.[iv]
Razi’ye göre duada Allah ile kul arasında bir vasıta yoktur ve bu sebeple dua, kulluk makamlarının en önemlisidir. Bu izahtan yola çıkarak, “Dua, kulun miracıdır” diyebiliriz. Kaldı ki, Kur’ân’daki birçok ayette “namaz” anlamına gelen “salat” kelimesi dua anlamında kullanılmıştır. Namaz müminin miracı ise dua da aynı şekilde müminin Rabbi ile aracısız irtibata geçmesidir. Bu da ancak miraç hâdisesine benzer.
Kur’ân’da dua
Dua, insanın Allah’a kulluk faaliyetlerinin esas unsurudur ve İslâm literatüründe genel anlamda bu unsurun değişik kavramlarıyla anlatılan çeşitli görünüşlerini de ifade eden geniş bir muhteva kazandırmıştır.[v]
Kur’ân-ı Kerim’de yirmi yerde geçen “dua” kelimesiyle birlikte bazı ayetlerde “da’vâ” ve “da’vet” kelimeleri de aynı anlamda kullanılmıştır; ayrıca pek çok ayette dua kökünden fiiller yer almıştır. Bu ayetlerde dua ve türevleri, Allah’a yakarma, istek ve ihtiyaçlarını arz ederek O’nun lütfunu dileme, çağırma, seslenme, davet etme, ibadet etme, yardıma çağırma, bir durumu arz etme, Allah’ın birliğini tanıma, isnat ve iddia etme anlamlarında kullanılmıştır.[vi]
Kur’ân-ı Kerim’de insanın çaresizlik içinde ve zor şartlarda duaya başvurma şeklindeki genel psikolojik mekanizması üzerinde ısrarla durulmuştur. Bazı ayetlerde dinî yöneliş veya duanın belirgin veya zayıf hâle geldiği durumlar açıklanırken, aynı zamanda bu yönelişin insan tabiatında fıtrî ve küllî bir motif olarak bulunduğu da ortaya konulmaktadır. Ayetlerin ifadesiyle, insan bir tehlike ve sıkıntıya düşünce bütün samimiyetiyle Allah’a yönelir; yatarken, otururken, ayakta dururken bıkmadan, usanmadan dua edip iyilik ve başarı ister (Yûnus, 12; İsrâ, 11; Rûm, 33; Lokmân, 32; Fussilet, 49). [vii]
Duanın kul açısından ehemmiyeti
Dua ve ibadet, insanı diğer canlı varlıklardan ayıran en büyük özellik ve aynı zamanda bir yaratılış gayesidir. Zira Rabbimiz, Zâriyat Sûresi 56’ncı ayette, “Ben cinleri ve insanları ancak Beni tanıyıp ibadet etsinler diye yarattım” buyurmaktadır. Dolayısıyla dua, kulun fıtratının gereğini icra etmekte en büyük araçlardan biridir.
Dua, dua edileni büyük tanımak, büyüklük mevkiine oturtmak, büyüklüğünü, gücünü ve kudretini kabul etmektir. Öyleyse dua eden kişiyi bu duası her an Rabbinin karşısında ve O’na muhtaç olduğu şuuruna götürecektir.[viii]
Duanın yapısında kibri söküp atmak, alçakgönüllülük, acziyetini ifade etmek, teslimiyet ve tevekkül vardır.[ix] Şüphesiz iman temeli üzerine kurulan dua ve ibadet, yaratılan ile Yaratan arasında ilgi sağlayan yolu işlek duruma getiren ve insanın abid, Yaratan’ın ise mabud olduğunu ortaya koyan iki önemli salih amel kabul edilir. O bakımdan her gönderilen peygamber, mutlaka ibadet ve dua ile işe başlamış ve Allah’ın kullarını doğru yola çağırırken bunları telkinde bulunmayı ihmâl etmemiştir.[x]
İnsanoğlu tarihin hiçbir döneminde dua etmek ihtiyacından uzak kalmamıştır. Duadan maksat, unutur gibi olduğumuz bir an O’nun huzuruna yeniden çıkmaktır.[xi] Dua ile kul, Rabbine iltica eder. Dua, insanda kulluk bilincinin yerleşmesinde, dolayısıyla onun şahsiyetinin gelişmesinde ve erdem sahibi olmasında etkili bir ibadettir.
Dua ile ibadet kelimeleri zaman zaman birbirinin yerine kullanılsa da, dua daha çok ibadetlerin sonunda yapılan bir iltica, bir arzdır. Mücerret mânâda, isteklerimizi Allah’a duyurmanın en mükemmel aracı olan dua, kulun ubudiyyet vazifesinin bir ifa vasıtasıdır. Ubudiyyet ise ibadetlerle yerine getirilir.[xii]
Duanın Allah katındaki yeri
Dua, kulun Allah nazarındaki değerinin bir ölçüsüdür.[xiii] Zira Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Ey Muhammed! De ki, ‘Sizin duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?’.” (Furkan, 77)
Daha önce de belirttiğimiz gibi, yaratılışınızın hikmeti ibadet ve kulluktur. Bu ayette söz konusu gerçek bir kez daha insanoğluna hatırlatılıyor. Onun için “İbadetiniz ve kulluğunuz olmasa Allah katında ne kıymet ve öneminiz olurdu?” diye sual ediliyor.
Mevdudi, bu ayetle ilgili olarak şu açıklamada bulunmuştur: “Yardım ve himaye için Allah’a dua etmez ve O’na ibadette bulunmazsanız, O’nun yanında hiçbir değer ve öneminiz olmayacak ve sizden müstağni olduğu, hiçbir şekilde yardımınıza muhtaç bulunmadığı için size hiç itibar etmeyecektir. Size rahmetiyle davranması için Kendisine dua etme fırsatı tanıması, şüphesiz kendi yararınızadır. Bunu da yapmazsanız, diğer yaratıklarla aranızda hiçbir fark kalmaz.”[xiv]
Kur’ân’a göre Allah, kendisini zikredeni anar ve dua edene cevap verir.[xv]
Dua etmek kul üzerine farzdır
Rabbimiz Mü’min Sûresi 60’ncı ayette şöyle buyurmaktadır: “Rabbiniz buyurdu: ‘Bana dua edin, size icabet edeyim. Çünkü Bana ibadetten büyüklük taslayıp uzaklaşanlar, hor ve hakîr olarak Cehennem’e gireceklerdir.’”
Razi, ayetin ilk kısmını şöyle tefsir etmiştir: “Bil ki, Allah Teâlâ, kıyamete dair olan hükmün, kıyamet görüşünün hak ve doğru olduğunu beyan edip, insanın kıyamet gününde ancak Allah’a yapmış olduğu taatlardan yararlanacağı zorunlu olarak malûm olunca, hiç şüphesiz taatlarla meşgul olmak en mühim şeylerden olmuştur. Taat çeşitlerinin en kıymetlisi de yalvarıp yakarma ve dua etmek olunca, hiç şüphesiz Allah Teâlâ bunu bu ayette emrederek, ‘Rabbiniz buyurdu: ‘Bana dua edin, size icabet edeyim’’ buyurmuştur.”[xvi]
Ayetin devamında Cenâb-ı Hakk, “Çünkü Bana ibadetten büyüklük taslayıp uzaklaşanlar, hor ve hakîr olarak Cehennem’e gireceklerdir” buyurmuştur. Seyyid Kutub, ayetin bu kısmını şu şekilde tefsir etmiştir: “Allah’a yönelmeyi onurlarına yediremeyenlerin gerçek cezası, aşağılanmış ve horlanmış bir biçimde Cehennem’e sürülmeleridir. İşte bu küçücük dünyada ve bu basit hayatta kalpleri ve göğüsleri kabartan, Allah’ın muazzam yaratıklarını, buna ilâve olarak Yüce Allah’ın ululuğunu, büyüklüğünü ve geleceğinde hiçbir kuşku bulunmayan ahireti unutturan kibrin, üstünlük taslamanın sonu budur. Bu hareket, bir süre kabardıktan ve büyüklük tasladıktan sonra insanın ahirette uğrayacağı zillet durumunu da ona unutturmaktadır. Allah’a tapmayı onurlarına yedirmeyenlerden söz edildikten sonra Yüce Allah’ın insanlara verdiği bazı nimetleri göz önüne sermeye başlıyor. Allah’ın ululuğunu, yüceliğini gösteren ve onların bunlara karşı Allah’a şükretmedikleri nimetlerden söz ediyor. Onlar bu nimetlere rağmen Allah’a tapmaktan ve O’na yönelmekten burun kıvırmaktadırlar.”[xvii]

Kur’ân-ı Kerim’de insanın çaresizlik içinde ve zor şartlarda duaya başvurma şeklindeki genel psikolojik mekanizması üzerinde ısrarla durulmuştur. Bazı ayetlerde dinî yöneliş veya duanın belirgin veya zayıf hâle geldiği durumlar açıklanırken, aynı zamanda bu yönelişin insan tabiatında fıtrî ve küllî bir motif olarak bulunduğu da ortaya konulmaktadır.
Dua etmemek ise “Allah’tan yüz çevirmek ve böbürlenmek” anlamına gelir ki böyle bir tavır, Allah’a ibadetten kaçınmak demektir.[xviii]
Dua etme usulleri
Celal Yıldırım, duanın kabul olunmasının bazı şartlarını şöyle özetlemiştir: “İman ve ihlâs üzere yerine getirilmesi; dua esnasında kalbin başka şeyle meşgul olmaması; yapılan dileğin, arz edilen hacetin insan için meşru sınırlar içinde olup yararlı ve uygun bir anlam taşıması; hısımlardan ilgi kesecek, onlara merhamet ve şefkat kapısını kapatacak niyetle yapılmaması; önünde sonunda kabul olunacağına inanıp güvenmesi; helâl lokma ile kendini beslemiş bulunması ve Allah, ahiret ve diğer inanç esasları hakkında kalbini her türlü şüpheden uzak bulundurması bu cümledendir.”[xix]
Duanın çeşitleri
Bugün dua konusu, inanmayanlar tarafından sürekli dalga geçilen, aşağılanan, anlamı kasten saptırılan bir konudur. Duayı bir nevi sihirbazlıkla eş değer gören bu çarpık zihniyet, sanki Müslümanların hiçbir şey yapmadan, oturduğu yerden her şeyi değiştireceklerine inandıklarını sanmaktalar. Hâlbuki duanın sonucu ve tesiri, Kendisine iltica edilen Yüce Zât’ın onu kabul edip etmemesine bağlıdır. Yaratıcı, Kendisine arz edilen her isteği kabul etmek zorunda değildir. Hatta şurası iyi bilinmelidir ki, dua, Allah’a iş yaptırmak değil, iş yapmak için Allah’tan güç talep etmek,[xx] yardım istemektir.
Dua eden insanlarsa genellikle duanın gereği olan amelde bulunmamakta, duayı sorumluluktan kaçmak, tembellik ve eylemsizlik olarak algılamaktadırlar.[xxi] Bunun yanında, bilinenin aksine dua, sadece söz ile yapılan bir şey de değildir. Said-i Nursî, “Bizim duamız iki kısımdır: Biri, fiilî ve hâlî; diğeri kalbî ve kâlîdir” diyerek duayı iki kısma ayırmış, elden gelen sebeplere teşebbüs ederek yapılan duanın fiilî dua olduğunu ve bunun büyük çoğunlukla kabul edildiğini belirtmiştir.[xxii]
Tasavvufta dua genellikle sözle (lisan-ı kal), bazen de susularak (lisan-ı hâl) yapılır.[xxiii] Neticede duayı biri söz ve kalp ile, diğeri fiil ve hâl ile yapılmak üzere iki kısma ayırabiliriz.[xxiv]
Kavlî dua
Sözlü dua, istekleri Allah’a kalp ve dil ile arz etmektir.[xxv] Dille yapılan dualara önem vermeyen sufiler, belli bir makamda ve belli durumlarda hâl diliyle dileklerini İlâhî dergâha arz ederek susmayı tercih eder, teslimiyet ve rıza hâlinde bulunmayı uygun görürler. Onlara göre kulun Mevlâ’sının huzurunda boynu bükük bir hâlde ihtiyaçlarını arz etmesi, duanın kabul edilme ihtimâlini arttırır.[xxvi]
Duanın mı, yoksa rıza ve teslimiyet hâlinin mi daha faziletli olduğu sorusuna cevap arayan mutasavvıflardan bazıları dua hâlini, bazıları da rıza ve teslimiyet hâlini daha üstün görmüşler, bir kısım mutasavvıflar ise “Kul dil ile dua, kalp ile rıza hâlinde bulunmalı” diyerek ikisini bağdaştırmışlardır.[xxvii]
Fiilî dua
Fiilî dua, insanın kalbî ve kavlî olarak Allah’tan istediği şeyin gerçekleşmesi için gerekli zemini hazırlaması, Allah’ın koyduğu kanunlara uyarak elinden gelen tüm gayreti sergilemesi demektir.[xxviii] Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, fiilî dua hakkında şu açıklamaları yapmıştır:
“Allah, kâinatta meydana gelecek tüm olayları belli sebeplere bağlamıştır. Hem dünyada, hem de içinde yaşanan evrendeki her şey Allah’ın koyduğu sebep-sonuç (kanun ve kural) ilişkilerine göre şekillenir. Arzu ettiği bir şeyin olmasını isteyen kişi, onun sebeplerini de yerine getirmek zorundadır. Örneğin çocuk sahibi olmak isteyen kişinin evlenmesi, sınavda başarılı olmak isteyen öğrencinin derslerine çalışması fiilî dua sayılır.
Kişi, Allah’tan istediği şeyin gerçekleşmesi için Allah’ın kendisine öğrettiği sebepleri ve kanunları elinden geldiği kadar yerine getirip tamamlar, sonucunu da Allah’tan bekler. ‘İnsan için ancak çalışmasının karşılığı vardır’ (Necm, 39) mealindeki ayette insanların çalışmaları ile alacakları sonuç arasındaki ilişkiye dikkat çekilmiş ve bu çalışmanın fiilî bir dua mânâsına geldiğine işaret edilmiştir. Hayvanı hasta olan ve iyileşmesi için sadece dua eden birisine söylenen ‘Duana biraz da katran ilacı ekle’ sözü, fiilî dua için güzel bir örnektir.
Bir işin gerçekleşmesi için dua edip oturan insanın yapmış olduğu hareket ne kadar yanlış ise, tüm çalışmaları yapıp gerekli tedbirleri aldıktan yani fiilî duasını tamamladıktan sonra ‘Bu işi ben tamamladım’ diyerek sözlü dua etmeyenin yapmış olduğu davranış da o derece yanlıştır.”[xxix]

Duayla ilgili ayetlerden duanın insanın fıtratından kaynaklanan ruhî bir ihtiyaç olduğu anlaşılmaktadır. Her bir dua ayetinin Allah’tan istemeyi öğrettiği, insana ümit telkin ettiği, Allah’ın yardımını, her an insanla beraber olduğunu hatırlattığı, insanın sevgiyle Allah’a yaklaşmasını ve iyiye, doğruya yönelmesini sağladığı görülmektedir.
Fiilî dua, Allah’ın kâinatta koymuş olduğu sebeplere müracaat etmektir. Meselâ, çocuk sahibi olmak için evlenmek fiilî bir duadır. Zengin olmak için çalışmak fiilî bir duadır. Topraktan mahsul almak için tarlayı sürmek, sulamak, tohumlamak, ekip biçmek fiilî birer duadır. Şartları ve sebepleri yerine getirilir ise fiilî dua da ekseri olarak makbuldür.[xxx]
Dua eden birçok insan, kaderci bir mantıkla dua ederek, sorumluluğu En Yüce Olana yüklemekte, bu ise dua edeni değiştirip dönüştürmemektedir. Bu anlayışa göre, duanın kabul olmaması veya olumsuz neticelerle karşılaşılması, yanlış kararın ve davranışın neticesi değil, Allah’ın yazgısıdır. Gerçekte ise dua, insanın ihmâllerini tamamlayan pasifize edici bir unsur olmayıp üretken bir güçtür, aktif süreçtir ve eylemle iç içedir.[xxxi]
Fiilî duanın kaynakları
Kur’ân’da “fiilî dua” tabiri kullanılmaz. Ancak duayla ilgili bir kısım ayetlerde fiilî duanın gereğine dikkat çekilir ve çeşitli peygamberlerin fiilî dualarına yer verilir.[xxxii]
Fiilî duanın kaynakları da “Sorularla İslâmiyet” sitesinde şu şekilde izah edilmiştir:
“Aklî kaynak: Allah, ‘El-Hakîm’ isminin gereği olarak, yeryüzünde meydana gelen tüm olayları belli sebeplere bağlamıştır. Dünyadaki ve evrendeki her şey Allah’ın koyduğu kanun ve kurallara göre işler. Gözün görmesi için güneşin olması ve gözün de görebilecek kabiliyette olmasının gereği açık bir gerçektir. Evlenmek, çocuk sahibi olmak için yapılan fiilî bir duadır. Bir insanın üniversite imtihanına girmek için form doldurması, dershaneye gitmesi, ders çalışması bir duadır. Susayan bir kimse suyu ister ama suyun önüne gelmesini beklemez, gider suyu bardağına koyar ve sonra suyu içer. Yani Allah’tan istediği şeyin gerçekleşmesi için Allah’ın kendisine öğrettiği sebepleri ve kanunları elinden geldiği kadar yerine getirip sonucunu Allah’tan bekler.
Kur’ânî kaynak: Pek çok ayette insanların çalışması ile alacağı sonuç ilişkisine dikkat çekilmiştir. Bu çalışma fiilî bir dua mânâsına gelir. ‘İnsan için ancak çalışmasının karşılığı vardır’ (Necm, 39) mealindeki ayette bu fiilî duanın önemine işaret edilmiştir. ‘Şimdi düşünsenize o akıttığınız meniyi! Onu yaratıp insan hâline getiren siz misiniz, yoksa Biz miyiz?’ (Vakıa, 58-59) mealindeki ayetlerde ‘meninin insana ait olduğu’ vurgulanmakla, insanın yaratılması için bunun bir fiilî dua olduğuna işaret edilmiştir. Yine aynı sûrenin, ‘Ektiğiniz tohuma baksanıza! Siz mi onu yetiştiriyorsunuz, Biz mi?’ (Vakıa, 63-64) mealindeki ayetlerinde de ‘tohumun ekilmesinin’ insana ait bir iş olarak gösterilmesi, onun bir fiilî dua olduğunu göstermektedir. Bu konuda daha başka ayetler de misâl olarak verilebilir.
Nebevî kaynak: Hadislerde de bu konuda açık bilgiler vardır. Amr Bin Ümeyye ed-Damrî anlatıyor: ‘Resulullah’a (asm), ‘Ey Allah’ın Resulü! Ben devemi salıverir ve Allah’a tevekkül ederim’ deyince, ‘Hayır, onu önce bağla, sonra tevekkül et’ buyurdu (Mecmau’z-Zevaid, 10/303). Bu hadis, önce hayvanı bağlamayı emretmekle fiilî duayı önermektedir. Devesi hasta olduğunu ve ona dua ettiğini söyleyen bir sahabeye Peygamberimizin (asm), “Duana biraz da katran ekle” mânâsına gelen sözleri meşhurdur. Burada da kavlî duaya fiilî duanın da yapılmasının gereğine işaret edilmiştir.
Demek ki fiilî dua, bir insanın sözlü dua ederek istediği şeyi, elinden gelen tüm gayreti gösterip o işin gerçekleşmesi için gereken her şeyi yerine getirerek istemeye devam etmesidir. Çünkü bir şeyi gerçekten isteyen kişi, onun için hem sözlü, hem de fiilî duayı yerine getirmelidir.”[xxxiii]
İnsanoğlu tarihin hiçbir döneminde dua etmek ihtiyacından uzak kalmamıştır. Duadan maksat, unutur gibi olduğumuz bir an O’nun huzuruna yeniden çıkmaktır.
Sonuç
Duayla ilgili ayetlerden duanın insanın fıtratından kaynaklanan ruhî bir ihtiyaç olduğu anlaşılmaktadır. Her bir dua ayetinin Allah’tan istemeyi öğrettiği, insana ümit telkin ettiği, Allah’ın yardımını, her an insanla beraber olduğunu hatırlattığı, insanın sevgiyle Allah’a yaklaşmasını ve iyiye, doğruya yönelmesini sağladığı görülmektedir. [xxxiv]
Rabbine dua eden bir kulun isteklerinin gerçekleşmesi için yaptığı gayret ve çabaları onun duasında ne kadar samimî olduğunun da bir ölçüsüdür. Samimiyetle yapılan dua, Rab katında da kabule şayan olacaktır. Bu açıdan bakıldığında kavlî duanın samimiyeti fiilî dua ile ölçülür. Yine bu açıdan bakıldığında fiilî dua, kavlî duanın tamamlayıcı bir unsurudur.
Duanın kabulü için sarsılmaz bir iman ilk şarttır. Duayı Rab katına yükselen bir uçağa benzetirsek, iman uçağın motoru, fiilî ve kavlî dua da iki kanadı gibidir. Motoru çalışmayan bir uçak yerinden oynamayacağı gibi, kanadı eksik olan bir uçak da hedefe ulaşamadan düşecektir.
[i] Osman Cilacı, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 9, s. 529-530, İstanbul 1994
[ii] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Huzur Yayınları: c:19, s. 320, İstanbul
[iii] Osman Cilacı, Risale-İ Nur Açısından Dua Ve Ubudiyyet Kavramları, https://sorularlarisale.com/
[iv] Dr. Toshihiko Izutsu, Kur'ân'da Allah ve İnsan, (Çev: S. Ateş) Ankara, 1975, s. 9
[v] Selahattin Parladır, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 9, s. 530-535, İstanbul 1994
[vi] Selahattin Parladır, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 9, s. 530-535, İstanbul 1994
[vii] Selahattin Parladır, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 9, s. 530-535, İstanbul 1994
[viii] Ali Küçük, Basair-ul Kur’an, Furkan Suresi 77. Ayet tefsiri
[ix] Bayraktar Bayraklı, Yeni Anlayışın Işığında Kur’an Tefsiri, Bayraklı Yayınları: 13/555-559
[x] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 8/4348
[xi] Fenelon, Kızların Eğitimi, (Çev: B. Fırtına, İ. Öztürk) İstanbul, 1967, s. 74
[xii] Osman Cilacı, Risale-İ Nur Açısından Dua Ve Ubudiyyet Kavramları, https://sorularlarisale.com/
[xiii] Osman Cilacı, Risale-İ Nur Açısından Dua Ve Ubudiyyet Kavramları, https://sorularlarisale.com/
[xiv] Mevdudi, Tefhim-ul Kur’an, Furkan Suresi tefsiri, İnsan Yayınları
[xv] Bakara: 152; Mü’min: 60
[xvi] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: c.19, s.320
[xvii] Prof. Dr. Seyyid Kutub, Fi Zilal-il Kur’an, Mü’min Suresi 60. Ayet tefsiri
[xviii] Mevdudi, Tefhim-ul Kur’an, Mü’min Suresi 60. Ayet tefsiri
[xix] Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 10/5358-5359
[xx] İlhami Güler, İtikattan İmana, (2. bs., Ankara: Ankara Okulu Yayınları, 2011), s. 96.
[xxi] Fatma Bayraktar Karahan, ‚Bir Kelam Problemi olarak Dua-Kader İlişkisi‛, İslami İlimler Dergisi 1-2, Bahar-Güz (2009): 287-288
[xxii] Said Nursî, Risâle-i Nur Külliyatından Sözler, (İstanbul: Acar Matbaacılık, 2005), s. 237.
[xxiii] Süleyman Uludağ, Tasavvufta Dua Anlayışı, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 9, s.535-536, İstanbul 1994
[xxiv] İsmail Karagöz, Duanın Anlamı ve Önemi, Çeşitleri, Usûlü, Âdâbı ve İnsan Hayatına Etkisi‛, Dualar, (ed.) İsmail Karagöz, 4. bs., Ankara: DİB Yayınları, s. 66 2013.
[xxv] Karagöz, age. s. 38, 67
[xxvi] Kuşeyrî, er-Risâle, s. 631
[xxvii] Süleyman Uludağ, agm
[xxviii] Karagöz, age. s. 62, 66
[xxix] https://kurul.diyanet.gov.tr
[xxx] https://sorularlarisale.com
[xxxi] Fatma Bayraktar Karahan, age. s. 287, 288
[xxxii] Resul Ertuğrul, Kur’ân’da Fiilî Dua, İnsan Ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, Cilt: 4, Sayı: 4, Sayfa: 896-921, 2015
[xxxiii] https://sorularlaislamiyet.com
[xxxiv] Resul Ertuğrul, Kur’ân’da Fiilî Dua, İnsan Ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, Cilt: 4, Sayı: 4, Sayfa: 896-921, 2015



