Kültür ve eğitim farkındalığı üzerine

Eğitimciler öncelikle empati becerilerini geliştirmeli ve öğrencilerinin aileleri ve kültürleri hakkında bakış açıları elde etmelidirler. Öğrencileri iyi bir şekilde tanımak tek başına yeterli değildir, aynı zamanda öğrenciler hakkında bilinenleri kullanarak onlara erişebilir öğrenme fırsatı sağlanmalıdır. Eğitimciler kültürel değerlere duyarlı eğitimi uygulamak isteseler de bu konuda daha fazla bilgi, hazırlanabilmek için daha fazla zaman ve kaynağa, iş birliği için ebeveynlerden ve yönetimden daha çok desteğe ihtiyaçları olabilir.

DÜNYADA her ülke farklı toplumlardan ve kültürlerden oluşmaktadır. Türkiye de geçmişten bugüne kadar farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır ve birçok kültürü içinde barındırmaktadır. Kültür, genellikle bir toplumun etnik kimliğini, inançlarını, değerlerini ve dil kalıplarını ifade etmektedir. Ayrıca birey, doğduğu kültürden, etnik kimlik, dil gibi özelliklerin yanında dünyayı anlama ve bilme yollarına ilişkin bakış açıları da kazanmaktadır. Kısaca kültür, insanların nasıl ve ne düşündüğünü ve mümkün olanın sınırlarını şekillendiren bir boyuttur. İnsanların, doğdukları toplumun kültürünü belirleme seçeneği yoktur. Kültür ve farklılıklar insanın koşulsuz mirasıdır. Bu nedenle insan, içinde doğduğu toplumun kültürel gerçekleri ile yaşamaya başlamakta ve kültüründen aldığı referanslarla dünyayı anlamlandırmaktadır. Yaşam ilerledikçe, insan farklı nedenlerle çevresini ve imkânlarını değiştirse de insanın kişiliğinin belirlenmesinde etkisi olan biyolojik, sosyal ve kültürel faktörlerin içinde en belirleyici olanı kültürdür.

Eğitim, geniş anlamda kişiliğin gelişimi olarak ifade edilirken kültürden bağımsız olarak düşünülemez. Öğretme ve öğrenmenin merkezinde insanın vazgeçilmez parçaları olan farklılıklar ve kültür yer almalıdır. Nasıl düşündüğümüzü, davrandığımızı ve inandığımızı farkında olmadan belirleyen kültür, devamında da nasıl öğrendiğimizi ve öğrettiğimizi de etkilemektedir. Kültür, önceden eğitimde bir girdi değişkeni olarak gelişimi etkileyen istikrarlı bir özellik gibi görülürken son zamanlarda daha çok bir süreç değişkeni olarak öğrenme ve gelişimin doğasında olan bir özellik şeklinde görülmektedir. Aslında eğitimin çeşitli boyutlarında kültürün izlerini görmek mümkündür. Eğitimin amaçları belirlenirken girdiler kültürden izler taşımakta, kültürün şekil verdiği değerler, normlar ve ilkeler doğrultusunda süreç yürütülmektedir. Bireylerin olguları öğrenme ve anlama becerileri kültürün değerleri doğrultusunda geliştiği için bilgi edinme sürecinde uyarıcıların bireyin kültürel değerleri çerçevesinde sağlanması, olguyu daha iyi anlamlandırabilmesi için önemlidir. 


Öğretmen adaylarının farklı kültürden öğrencilerle çalışmak için iyi hazırlanmaları zorunlu olmalıdır. Çünkü kültürel değerlere duyarlı eğitimin planlayıcısı ve uygulayıcısı olacak öğretmen adaylarının iyi hazırlanması gerekir. Öğretmen adaylarının empati becerilerinin geliştirilmesinin gerekliliği üzerinde durularak, empatiyi onların kültürel farklılıkları fark etmelerine yardımcı bir mekanizma olarak kullanmaları anlatılmalıdır.


“Kültürlerarası” olarak tanımlanan yeni bir kavram kullanılmaya başlanmıştır

Kültür ve eğitim ilişkisinin bu kadar önemli olmasından kaynaklı olarak, çok kültürlü eğitim, kültürlerarası eğitim ve kültürel değerlere duyarlı eğitim gibi farklı kavramlar ileri sürülmüştür. Çok kültürlü eğitim, müfredatı tüm öğrencilerin ihtiyaçlarına duyarlı hâle getirmeye çalışarak farklı etnik köken, ırk ve sosyal gruplardan gelen tüm öğrencilerin eğitimden eşit şekilde faydalanmasını sağlamaktadır. Türkiye’nin de geçmişten bugüne içinde barındırdığı farklı kültürlerle ve son yıllarda yoğun şekilde aldığı göçlerle çok kültürlü bir yapıya sahip olduğunu söylemek mümkündür. Türkiye’de en yüksek nüfusa sahip göçmen grubu olan Suriyelilerin eğitim öğretimlerine burada devam eden çocuklarına yönelik Millî Eğitim Bakanlığı’nın uyguladığı kapsayıcı eğitim modeli ile hoşgörülü ve çok kültürlü bir eğitim vermek için çalışılmaktadır. Ancak çok kültürlülük anlayışı azınlık kültüre eşitlikçi bir anlayışla yaşamalarına ve eğitim almalarına imkân tanıma olarak ortaya çıkmış olsa da azınlık olan kültürlerin çoğunlukta olan kültür ile ilişkisini göz ardı etmesinden dolayı kültürlerarası olarak tanımlanan yeni bir kavram kullanılmaya başlanmıştır. Kültürlerarası eğitim, sadece azınlık kültürlere değil, o ülkede bulunan tüm kültürlere yönelik olup farklılıkları anlayarak saygı duymayı ve insan olmanın değerini aktarmayı amaçlayan bir eğitimdir.

Kaynaklar incelendiğinde kültüre ait onlarca tarifin olduğu görülmektedir. Bu tariflerde genelde vurgulanan unsurlar, kavramın bizdeki ilk kullanıcılarından olan Ziya Gökalp’in “Kültür (hars), bir milletin dinî, ahlâkî, hukukî, münakalevî, bedii, lisanî, iktisadî, fennî hayatlarının ahenkli mecmuasıdır” şeklindeki tarifinde vurguladığı unsurlarla aşağı yukarı aynıdır. Kavramın gerek Batı dillerindeki kökeni gerekse Gökalp’in de kullandığı bizdeki karşılığı (hars) toprağın işlenmesi, ıslah edilmesi, terbiyesi anlamlarına gelmektedir. Tarım toplumunun izlerini taşıyan bu kavram, tarım toplumundan bilgi toplumuna oradan da yapay zekâ çağına geçen insanlıkla beraber şüphesiz yeni anlamlar kazansa da hepsinin özünde vurgulananın aynı olduğu savunulabilir ki bu insan izidir. Bu iz, şüphesiz canlılar dünyası içerisinde insanın alâmet-i farikasıdır. İnsan, sadece bu izi bırakmakla değil, bırakılan izleri nesilden nesile aktarmakla da öteki canlılardan ayrılır. 

Kültürel etkileşim, kültürel farkındalıkla başlar

Kültürel aktarım, doğal olarak bir öğrenme sürecidir ve bu öğrenme sürecinin kültürün öğretimi, kültürel farkındalık, kültürel etkileşim gibi boyutları olacaktır. Kültürel etkileşim şüphesiz kültürel farkındalıkla başlar. Bu alanda önemli bir boşluğu dolduran “Kültürel Farkındalık” adlı eserin yazarları bu kavramı, şu üç anlamı yüklenmeye elverişli olduğu için tercih ettiklerini vurgulamışlardır:

1. Kültürel olarak belirlenen davranışlarının farkında olma…

2. Diğerlerinin kültürel olarak belirlenen davranışlarının farkında olma…

3. Kendi kültürel bakış açısını açıklama yeteneği...

Farkındalığın oluşması şüphesiz bir öğrenme sürecidir ve böylece farkındalık oluşturma da doğal olarak eğitimin ilgi alanına girmiş olacaktır. Bahsi geçen eserde, farkındalığın arttırılması için verilmesi gereken eğitimin amaçları şu şekilde sıralanmıştır: 

1. Öğrencilere, tüm insanların kültürel olarak koşullandırılmış davranışlar sergilediğini anlamaları konusunda yardımcı olmak…

2. Öğrencilere, toplumsal değişkenlerin (cinsiyet, sosyal sınıf ve ikamet yeri) insanların konuşma ve davranış şekillerini nasıl etkilediğini anlamalarına yardımcı olmak… 

3. Öğrencilerin hedef kültürdeki yaygın durumlardaki geleneksel davranışları daha fazla fark etmelerine yardımcı olmak… 

4. Öğrencilerin hedef dildeki kelimelerin ve ifadelerin kültürel çağrışımlarını artırmalarına yardımcı olmak... 

5. Öğrencilerin hedef kültürle ilgili genellemeleri destekleyici kanıtlar açısından değerlendirme ve geliştirme yeteneklerini geliştirmek... 

6. Öğrencilerin hedef kültürle ilgili bilgiyi bulma ve düzenleme becerilerini geliştirmek için gerekli yetenekleri kazandırmak… 

7. Öğrencilerin hedef kültür hakkında entelektüel meraklarını uyandırmak ve onlara karşı empati geliştirmeyi teşvik etmek...

“Kültürel öğretimin yedi hedefi” bu şekilde sıralandıktan sonra bu hedeflere varmak üzere bu öğretimi gerçekleştireceklere ders planlarını hazırlarken göz önünde bulundurmaları için bazı tavsiyeler verilmiştir: 

1. Öğretilen dil aracılığıyla kültüre erişim sağlayın.

2. Her dersin ayrılmaz bir parçası olarak kültürel davranışların incelenmesini sağlayın. 

3. Öğrencilerin hissettikleri sosyo-ekonomik yetkinliği elde etmeyi amaçlayın. 

4. Tüm seviyelerin kendi kültürlerinin yanı sıra hedef dilin kültürünü de anlamalarını hedefleyin. 

5. Kültür hakkında yapılan tüm öğretimin davranış değişikliğini ima etmediğini, sadece kendi ve başkalarının davranışını etkileyen kültürel etkilerin farkında olma ve tolere etme anlamına geldiğini kabul edin.


Genel olarak bakıldığında araştırmaların sonuçlarında, kültürel değerlere duyarlı eğitime yönelik olumsuz görüşlerin az, olumlu görüşlerin ve çıktıların daha çok olduğu görülmektedir. Ancak kültürel değerlere duyarlı eğitimin gerekliliği üzerinde durulurken, buna paralel olarak bu tarz bir eğitimi uygulamak için yeterli bilgi ve beceriye sahip olunmadığı da dile getirilmiştir.


Yabancı dil öğrenenlerin mevcut şemaları, yeni dilin bilgilerini anlama ve akılda tutmayı zorlaştırır

Kültürel farkındalık oluşturma ve bu vesileyle kültür aktarımı ve kültürel etkileşim meydana getirmek amacıyla eğitim verilen ortamlardan biri genel çerçevede yabancı dil, özel çerçevede ise Türkçenin yabancı dil olarak öğretildiği kurum ve kuruluşlar örnek verilebilir. Bu kurum ve kuruluşlarda belli bir program çerçevesinde hem ikinci dil (yabancı dil) öğretilmekte hem de öğrenilen yabancı dilin kültürüne dair farkındalık oluşturmak suretiyle kültürel etkileşim gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Modern yaklaşımlar, geleneksel bakış açısında öngörülen tek standart dilin öğrenimini yeterli bulmayıp, çok dillilik ve çok kültürlülük çerçevesinde bir iletişimin gerçekleştirilebilmesi adına hedef dilin ölçünlü kullanımı dışındaki kullanım şekillerini de öğrenmeyi uygun görmektedir. 

Yabancı dil öğrenmek, sadece yabancı bir dille karşılaşmak ve onu ister istemez ana dille kıyaslamak değildir; bu, kültürlerarası bir kıyaslamayı da ister istemez beraberinde getiren bir süreçtir. Bu sürecin kültürlerarası çatışmaya değil uyum ve uzlaşmaya dönüşmesi için şüphesiz bilinçli bir program izlemek gerekmektedir. 

Kültürün, Ziya Gökalp’in ta evvelinden işaret ettiği ve “hars” ve “tehzib” kelimeleriyle Türkçeleştirdiği iki boyutu vardır. Bunlardan birincisi demokratik ve millî boyutu temsil ederken, ikincisi, aristokratik ve beynelmilel boyutun ifadesidir. Bir insan, harsın tesiriyle, belki de yalnız kendi milletinin harsına, kıymet verir; fakat tehzib görmüşse başka milletlerin harslarını da sever ve onların lezzetlerini de tatmağa çalışır. 

Kaynak kültür, hedef kültür ve ortak kültür unsurlarının tespit edilmesi ve bu unsurların dil eğitim-öğretim süreçlerinde kullanılması oldukça faydalıdır. Bu sayede kaynak kültür ve hedef kültür ekseninde oluşturulacak yabancı dil öğretim sistemleri sayesinde, öğrenen bireylerin ilk defa karşılaştıkları hedef kültür unsurlarına olumsuz ve yüksek kaygıyla bakmayacağını, bu sayede kısa zamanda istenir düzeyde motivasyonun sağlanacağını belirtmiştir. Yabancı dil öğrenim sürecindeki muhtemel bir kültürlerarası çatışma, öğrenme motivasyonunu, dolayısıyla dil öğrenme sürecini de olumsuz etkileyecektir. Yabancı dil öğrenenlerin mevcut şemaları, yeni dilin bilgilerini anlama ve akılda tutmayı zorlaştırır. Öğrencilerin, hedef kültürle ilgili kültürel arka plan varsayımları ve yapıları eksik olduğunda metni okuma, zaman alıcı, zahmetli ve sinir bozucu bir deneyime dönüşür. 

Eğitim ve kültür alanında bireysel mesafeler oluşmuştur. Öncelikle sosyal mesafe özellikleri ve sosyal hâkimiyet olguları dikkate alınmalıdır. Anadil öğrenenlerin referans grupları, politika, kültür, teknoloji veya ekonomi açısından üstün, aşağı veya eşit olabilir. Kendi gruplarını üstün görüyorlarsa, ikinci dili öğrenmeyebilirler. Entegrasyon stratejilerinde ise asimilasyoncu öğrenciler, anadil değerlerini ve yaşam tarzlarını kolayca bırakabilmekteler. Buna karşılık muhafazakâr öğrenciler, anadil değerlerini ve yaşam tarzlarını korurlar. Uyumlu öğrenciler ise ikili kültüre sahip olurlar ve gruplara bağlı olarak değişirler. Bir öğrencinin bir başka ülkede kalma süresi ve ülkedeki kalıcılığın süresi, yeni bir dil öğrenme motivasyonunu etkiler. Bütünlük, anadil topluluğunda güçlü iç grup teması ve topluluk dışında az sayıda temas, ikinci dil öğrenmeyi etkiler. Büyüklük, anadil topluluğunun büyüklüğü, ikinci dil öğrenmeyi etkileyebilir. Kültürel uygunluk ise, kültürler arasındaki benzerlik ve uyum, ikinci dil öğrenmeyi etkiler. Tutumlar, referans gruplarının birbirlerine karşı duyguları, öğrenmeyi etkiler. Kültür şoku, kültürde endişeli veya oryantasyon kaybı yaşamak, öğrenmeyi pasifleştirir. Motivasyon seviyesi öğrenmeyi etkiler. Ego-Geçirgenliği: İkinci dil öğrencilerinin ilk dilini ne kadar sabit ve katı olarak gördüğü, ikinci dilin öğrenilmesini etkiler. Yabancı dil öğretimi, kültür öğretimi, kültürel farkındalık ve etkileşimle iç içe bir süreç olduğuna göre bu sürece dair öğretim programları bu bağlam ve ilkeler göz önünde bulundurularak hazırlanmalıdır. 

Hayatın gerçek farkındalığı için proje tabanlı öğrenme, etkili bir tekniktir

Farkındalıkların daha iyi anlaşılması için başka bir örnek olarak da birinci ve ikinci kademede okutulan “Sosyal Bilgiler” dersi verilebilir. Öğretmenler sosyal bilgiler dersi ile hayatın gerçeklerini öğrencilere kazandırmaya çalışırlar. Aktif katılım yoluyla öğrenciler bu dersle doğru kararlar veren ve sorumlu vatandaşlar olmayı, ayrıca bağımsız öğrenen ve düşünürler olmayı öğrenirler. Öğrenciler sosyal bilgileri oluşturan her bir sosyal bilim disiplinleri hakkında bilgi ve beceriler edinerek kendi sosyal dünyalarını geliştirirler. Bu yapılırken, öğrenciler birbirine bağlı ulusal ve kültürel toplum anlayışına sahip olurlar. İşte bu noktada öğrenci ilgisini artırma ve üst düzey düşünme becerilerinin gelişiminde çağdaş öğrenme yöntemlerinin detaylarını da öğrenirler. 

Bunlardan biri de farkındalıklar için, çok önemli olan proje tabanlı düşünce üretebilmektir. Hayatın gerçek farkındalığı için proje tabanlı öğrenme oldukça etkili bir tekniktir. Proje çalışmalarını öncelikle öğrencilerin ilgi ve motivasyonunu artırarak sosyal yaşama ilişkin gerçek problemleri çözümlemelerine yardımcı olur. Öğrenciler bu süreçte üst bilişsel stratejilerini kullanarak zihinsel gelişimlerine katkı sağlar. Proje çalışmaları öğrencilerin öğrenme sorumluluğu üstlenerek kaynak incelemelerine ve düzenlemelerine, topladıkları bilgileri formüle etmelerine, disiplinler arası bağlantılar kurarak yaratıcı çözümler geliştirebilmelerine, kültürler arası farklılıklara, eğitim materyalleri gibi tüm teknik ve idari bilgilere ulaşmasına imkân verir. Bir başka deyişle, öğrenciler, problem çözmek için birlikte çalışmaya özenerek proje ekipmanlarıyla her türlü kültürü ve kültüre sahip olan gruplarla etkileşim ve iletişim halinde sosyal açıdan farkındalıklara sahip olabilirler. 


Kültürel değerlere duyarlı eğitimi uygulayabilmek için önce kültürü anlamak gerekmektedir. Burada kültürü anlaması ve uygulamalarına dâhil etmesi gereken kişi eğitimcilerdir. O nedenle öğretmenlerin bu konudaki görüşlerini, hazır bulunuşluklarını, öz yeterliliklerini, uygulamalarını ve uygulamada yaşadıkları zorlukları inceleyen çalışmaların yapılması önemlidir. 


Öğrencilere uygun buldukları her yerde ve her zaman kültürel ve eğitim farkındalıklarından söz edilmelidir

Bu tür çalışmalar, öğrencilerin genellikle somut bir amaca ulaşmak için tek başına veya küçük gruplar hâlinde bir görev üzerinde uzun bir süre bireysel veya birlikte çalışmalara imkân tanıdığı için kültürel farklılıklar ve kültürler arası farklılıklar için de hayata hazırlık için önemlidir. Zira eğitimin bir amacı da öğrencilerin kendi öğrenmelerinden sorumlu olmalarına yardım etmek ve onları başkalarıyla iş birliği içerisinde çalışmaya motive etmektir. Eğitim farkındalığı, tasarı ya da tasarım geliştirme, hayal etme, planlama olarak gibi temel öğretim kavramlarıyla da ifade edilebilir. Yani bugüne değin anlaşılanın aksine tamamlanmış olanı değil, kurgulananı ya da kurgulamayı ifade ettiğini vurgulamak gerekir. Özellikle eğitim yöntemi, belli öğretim amaçlarını gerçekleştirmek düşüncesiyle, öğrencilerin ilgi ve istekleri doğrultusunda çevreden seçilen ünite ve konuların yine öğrencilerin aktif katılmasıyla, bir iş, bir eser olarak sonuçlandırmaya imkân tanır, bu imkân da her türlü farkındalıkların kapılarını aralar. Bunun için okul yekpare bir imkândır. Öğrencilere uygun buldukları her yerde ve her zaman kültürel ve eğitim farkındalıklarından söz edilmelidir. Bu yöntemin ana felsefesi, çocuğun yaşadığı çevrelerde hayatı küçük ölçüde de olsa yaşamasıdır. Böylece hayatta işe yaramayan bilgilere öğretimde yer verilmemiş olur. Farkındalık ve kavram tabanlı öğrenme yaklaşımının en öncelikli amacı, öğrenciye kendi öğrenme profilini, kültürünü ve onun türlerini keşfetme becerisini kazandırmak ve böylece öğrenmeyi öğretmek olmalıdır ki birey olarak farkındalıklı olabilsin.

Günümüz dünyasında yaşanan siyasî, sosyal, kültürel değişim ve gelişmeler sonucunda bireylerin etkili ve verimli iletişim kurup, yaşanan sorunlara etik kurallara uygun bir şekilde çözüm üretebilmeleri için değerler eğitimi oldukça önemlidir. Bireyi ve toplumu tanıma ve tanımlamada kullanılan, davranışları yönlendiren, birey ve toplum açısından varlık ve devamlılık sağlayan ölçütlere değer denilmektedir. Değerler veya kavramlar, istenilen, ilgi ve ihtiyaç duyulan bir şey olup aynı zamanda olması gerekeni ifade eden bir kültür olarak da ifade edilebilir. Ayrıca değerlerle, inançlar bütünü olarak da ifade edilmektedir. Tümüyle nesnel değillerdir ve etkinlik kazandıklarında duygularla bütünlük oluştururlar. Yani değerler duygulardan arındırılmış fikir niteliği taşımazlar. Değerler bireyin amacına ulaşmasındaki davranış biçiminde etkili olmaktadır. Zira değerler bireylerin toplum içerisinde hayatını teminat altına almayı sağlayan, onların yaşamlarını kolaylaştıran toplumsal davranış kalıplarıdır. 

Değerler, bilgi, duygu ve davranış boyutları ile bir bütünlük sergilemektedir. Toplumlar ve bireyler farklı kültürel değerlere sahip olmalarına rağmen değerler yapı, mantık ve işlev bakımından aynı özellikleri içerir. Kültürel değerler aynı zamanda sosyal dayanışma oluşturmak suretiyle toplumda uyulması gereken ortak davranış kalıplarını belirlerler. Tarihi ve medeniyet değerlerin aktarılmasının öğrenciler üzerinde dayanışma, sahiplenme, koruma ve içselleştirme gibi duygularının gelişimine katkı sağlar. Ayrıca kültürel ve tarihî değerlerin varlığı, toplumların geleceğe sağlıklı bakmaları ve sürekliliği açısından ayrı bir öneme sahip olduğundan kalıcı bir farkındalık oluşturur. Eğitim programlarının genel amacı sorumluluğunu bilen, etkin vatandaş ve insan yetiştirmek ve bu çerçevede belirlenen amaçlar, genelde duyuşsal davranış özellikleri olan tutum, değerler ve kişilik özelliklerinden oluşmalıdır. 

Tüm toplumlar eğitim yoluyla hem ülkesi hem de dünya için mevcut toplumsal değerleri sorgulayarak yeni değerler üretebilen, eleştirel ve yaratıcı düşünebilen vatandaş yetiştirmeyi hedeflemektedir. Bunun yanı sıra bireyin duygularını içeren duyuşsal özellikler de eğitimde oldukça önemlidir. Bireylerin eğitiminde, bireylere bir takım nesne ve olaylara karşı olumlu veya olumsuz duyguların kazandırılması ve toplum tarafından istenilen değer ve tutumların aktarılması duyuşsal hedeflerle ilgilidir. Bu hedeflere ulaşmak için yapılan eğitim ise duyuşsal eğitimdir. Duyuşsal eğitim genelde ahlâk eğitimi, karakter eğitimi ve değer eğitimi gibi anlamlarında kullanılmaktadır. Tarihî ve kültürel değerlerin eğitimi devlet-birey, birey-devlet ilişkileri açısından tutkal görevi gördüğü ifade edilebilir. Değer eğitimini önemseyip, içselleştiren toplumların geleceğe daha sağlıklı baktıkları söylenebilir. Sosyal bilgiler, sosyal bilimler disiplinlerinden seçilmiş bilgiler ışığında ilköğretim çağındaki çocuklara toplumsal yaşamla ilgili temel bilgi, beceri, tutum ve değerleri kazandırarak iyi ve sorumlu vatandaş yetiştirmeyi amaçlayan bir öğretim programıdır. Özellikle sosyal içerikli dersler gerçek bir değerler eğitimi için büyük bir imkândır. Gerek içeriğin hacimli kültür ve tarihsel bir nitelik taşıması, gerekse değişik kültür ve yaşam hikâyelerini anlatması ve çok disiplinli bir yapıya sahip olması açısından daha da öne çıkar. Yani sosyal içerikli tüm dersler bir vatandaşlık eğitimi programı da olduğundan, etkin vatandaş yetiştirmek için duyuşsal eğitim yani değer eğitiminde oldukça önemlidir. 


Öğretmen adaylarına kültürel değerlere duyarlı eğitimin önemini aktaracak olan akademisyenlerin alan bazında daha çeşitli olması, farklı kıdemlerdeki yöneticilerin belirlenmesi ve okul öncesinden itibaren tüm kademelerdeki öğrencilerle farklı çalışmaların yürütülmesinin kültürel değerlere duyarlı eğitim alanındaki zenginliği arttırabilir. 


Her türlü farkındalık bilinci öğrencilere eğitimle verilebilir

Derslerde yer alan beceri ve değerlerden yaratıcılık eleştirel düşünme, karara katılım, empati, hoşgörü, ekip çalışmasına yatkınlık, iletişim ve öğrenme becerileri, demokratik olma gibi beceriler ile sorumluluk, özgüven, farklı düşüncelere saygı, çevre duyarlılığı gibi değerler arasında güçlü ilişkiler bulunur. Öğrencilerin de vatandaş oldukları dikkate alındığında, tarihî ve kültürel değerlerin öğretiminin sağlıklı toplum inşâ etme açısından öneminin çok büyük olduğu söylenebilir. Tarih bilincinin varlığı ve çevresel duyarlılık sadece öğrenciler açısından değil, toplumu oluşturan tüm kesimlerin sahip olması gerektiği değerler olarak karşımıza çıkmaktadır. Her türlü farkındalık bilinci öğrencilere eğitimle verilebilir. Farkındalık bilinci öğrencilere verilirken onların sadece bilgilendirilmesi değil aynı zamanda onların yaşadıkları çevre ile ilgili değer oluşturmaları amacını da içermelidir. Çünkü iyi bir bilinç veya değer eğitimi, en yaygın kabul gören bir tanımla, geçmişin yorumları, bugünün algılanması ve geleceğe ilişkin beklentiler arasında bağlantı kurabilmek, geçmişin gerçek kalıntıları olarak kültürel coğrafya, hem geçmişle duygusal bağlantı kurar, merak uyandırır, heyecanlandırır, zihnimizde kapılar aralar, soruşturmaya sevk eder, hem de medeniyet boyutunda olayları ve insanları anlamayı sağlar. Bunun en iyi tarafı bu yerleri yaşadığımız çevrede her yerde bulabiliriz. Bazen bir köy, kasaba ve şehir tıpkı bir tarihsel belge gibi okumanın mümkün olduğunu, geçmişin izlerinin binaların mimarisinde ve eski işlevlerinde, sokak adlarında, köprülerde, anıtlarda, dükkân, kahve ve lokanta adlarında, kasabanın ya da kentin gelişim çizgisinde, özel konutların ve kamu binalarının yerleşim düzeninde mevcut olduğunu gözler önüne serer. Bu tür yerler, eskiden orada bulunan kişilerle bağlantı kurmaya yardım eder. Onların da bizim gibi bir insan olduğunu anlamamızı sağlar. Bu da kütüphanede kapanmak kadar gereklidir. Tıpkı kütüphanede yapılan çalışmalar gibi yaşanılan coğrafyaları keşfetmenin ve incelemenin büyük eğitimsel değeri vardır ve asıl farkındalıklardan biri de budur.

Kültürel ve eğitim boyutlu farkındalıklar toplumsal yaşamla ilişkili olduğundan, öğrenci, içinde bulunduğu toplumsal yaşamı yakından tanıma fırsatı bulur. Bu şekilde diğer insanlara değer gösterme, empati geliştirme, farklı yaşam biçimleri ve kültüre sahip bireylere saygı ve hoşgörü geliştirme gibi değerlerin gelişimi de sağlanır. Ayrıca öğrencilerin, ekonomi, kültür ve devlet gibi insan sistemleri ile ilgili görüş geliştirmelerine, problem çözme, eleştirel düşünebilme, yaratıcılık becerilerinin gelişimine, insanların nasıl iletişim kurduklarını anlamalarına, gelecek bilincinin oluşturmalarına katkı sağlar. Kısaca, çalışkan, araştırıcı, özverili, erdemli, girişimci, yurdunu ve ulusunu seven, görev ve sorumluluk sahibi, bilimsel düşünebilen, hoşgörülü ve demokrat, tutumlu, üretken yasalarla uyan, insana ve çevreye saygılı, yardımsever bireyler yetiştirilmesini sağlar. Ayrıca toplum mühendisliği görevini üstlenen sosyal içerikli derslerin yıkılan kültür ve değerlerimizi iyileştirme gibi bir görevi vardır. 

Ülkemizde temel bilimlere olan ilginin gittikçe azaldığı büyük bir gerçekliktir

Öğrencilerin okul dışında yaptıkları kültürel geziler, yapacakları uygulamalar ve gözlemler onların birden fazla duyu organını aktif olarak kullanmalarını sağlayacak ve böylelikle kalıcı öğrenme gerçekleşecektir. Okul dışı doğal alan çalışmaları ve doğa eğitimleri öğrencilere farklı disiplinlerin birbirleri ile olan ilişkilerini gösterebilmekte ve bu etkinliklere katılan öğrencilerin öğretim programlarında yer alan konu alanlarını daha iyi anlayabilmelerine yardımcı olmaktadır. Yaşanılan çevreden uzaklaştıkça tarihî eserlerinin bilinirliği azalmaktadır. Kültür bilinci oluşturmanın, tarihi çevre bilinci yanında mevcut tarihî ve kültürel eserlerin korunmasının önemli olduğunu; tarihî eserleri korumanın, insanların kendisine ve toplumların gelişmesine faydası olduğu tartışmasızdır. Buna mukabil maalesef ülkemizde temel bilimlere olan ilginin gittikçe azaldığı büyük bir gerçekliktir. Öğrencilerin öğrenim hayatlarında daha çok sınav odaklı ve ileride çok kazandırabilecek alanlara yönelmelerine sahip bir eğitim anlayışı ile devam etmeleri ve yaşadıkları çevrede bulunan zenginlikleri görmedikleri ve farkına varmadıkları farklı bir hakikattir. 

Ülkemiz gerek tarihî, kültürel gerekse doğa ve biyolojik çeşitlilik yönünde oldukça zengin bir yelpazede çeşitler sunan bir coğrafyada bulunmaktadır. Bu zengin coğrafyada tarih boyunca birçok medeniyet yaşamış ve yaşadıkları döneme ait eserleri inşâ ettikleri bilinmektedir. Bu eserlerin birçoğu günümüzde varlığını korumaktadır. Öğrencilerin yaşadıkları yerlerde tarihî ve kültürel zenginlikleri bilmesi ve onlara ulaşması son derece önemlidir. Eski eserler bulundukları yerleşim yerinin tarihî ve kültürel yönünden bilgi veren bir belge olarak ifade edilebilir. Tarihî çevre bilinci oluşması açısından bu eserlerin tanıtılması, incelenmesi ve görülmesi öğrencilerde tarihî çevre bilinci oluşturulması açısından dikkat çekmektedir. 

İnsanın özündeki farklılıkları anlayıp kullanmak ve geliştirmek, kültürel olarak duyarlı eğitimin önemli yönlerindendir

Sosyal içerikli dersinin genel amaçları içerisinde, “Yaşadığı çevrenin ve dünyanın coğrafî özelliklerini tanıyarak, insanlar ile doğal çevre arasındaki etkileşimi açıklar. Farklı dönem ve mekânlara ait tarihsel kanıtları sorgulayarak insanlar, nesneler, olaylar ve olgular arasındaki benzerlik ve farklılıkları belirler, değişim ve sürekliliği algılar” ifadeleri yer almaktadır. Ayrıca farklı dönem ve mekânlardaki toplumlararası siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik etkileşimi analiz eder. Amaçlı yaşamak, yaşadığı çevreye sosyal, kültürel ve toplumsal boyutlarda farklı bakış açısı geliştirme vizyonu kazandırır. Öğrencilerin yaşadıkları yerleşim yerinin geçmişini merak etmeleri bir şekilde sağlanmalıdır ve değişik sorularla farkındalık oluşturulmalıdır. Geçmişte yaşayan insanların nerelerde, nasıl yaşadıklarını, ne tür binalarda oturduklarını, hangi mekânlarda ibadet ettiklerini, alış-veriş yaptıklarını, konakladıklarını, yiyip-içtiklerini, nasıl bir sanat ve estetik anlayışına sahip olduklarını yansıtmaları açısından yerel çevrede bulunan tarihî eserler büyük önem taşır. Dolayısıyla bugünü yaşayan insanlar olarak ne olduğumuz anlamak ve öğrenmek için geçmişe ve öncelikle onun yanı başımızdaki somut örnekleri olan tarihî eserlere bakmamız gerekmektedir. Farkındalık bilinci oluşturma, tarihî çevre bilinci yanında mevcut tarihî ve kültürel değerlerin korunması önem arz etmektedir. En basit örneği ile şive bir kültürdür, folklor bir kültürdür, korunması, yaşatılması ve farkında olunması asıl farkındalıktır. Bu tarz farkındalıklar yasayla değil insanlık onur ve erdemiyle korunur. 

Bu eğitim alanları doğrultusunda bireyin eğitim sürecini kültürel değerleri üzerine kurmaya çalışan kültürel değerlere duyarlı ve farkındalıklı eğitim alanı doğar. Bu eğitim alanına göre herkese uygun tek bir eğitim uygulamasının topluluk için hiçbir anlamı yoktur ve uygulanması da imkânsızdır. İnsanın özündeki farklılıkları anlayıp kullanmak ve geliştirmek kültürel olarak duyarlı eğitimin önemli yönlerindendir. Dolayısıyla bu eğitim anlayışı çeşitli etnik özelliklere sahip öğrencilerin psiko-sosyal ve akademik becerilerini olması gerektiği gibi işleyerek bu becerilerini ortaya çıkarmalarını sağlayan bir araçtır. Başka bir deyişle, kültürel değerlere duyarlı eğitim, kültürlerin farklılıklarını kabullenerek saygı duymanın ötesinde öğrencilerin kültürlerini öğrenerek ve bu bilgilerden yararlanarak eğitim sürecinin tasarlanması şeklinde açıklanabilir. Ancak kültüre uygun öğretim kolay değildir, çünkü bu süreçte önce kültürü anlamak gerekmektedir. 

Kültürel değerlere duyarlı eğitimi uygulayabilmek için önce kültürü anlamak gerekmektedir

Burada tüm eğitimcilere büyük sorumluluklar düşmektedir. Eğitimciler öncelikle empati becerilerini geliştirmeli ve öğrencilerinin aileleri ve kültürleri hakkında bakış açıları elde etmelidirler. Öğrencileri iyi bir şekilde tanımak tek başına yeterli değildir, aynı zamanda öğrenciler hakkında bilinenleri kullanarak onlara erişebilir öğrenme fırsatı sağlanmalıdır. Eğitimciler kültürel değerlere duyarlı eğitimi uygulamak isteseler de bu konuda daha fazla bilgi, hazırlanabilmek için daha fazla zaman ve kaynağa, iş birliği için ebeveynlerden ve yönetimden daha çok desteğe ihtiyaçları olabilir. Ülkemizde eğitmenlerin, kendi kültürüne benzer ya da farklı bir kültürü yaşayan bölgede görev yapma ihtimalleri çok yüksektir. Bu nedenle kültürel değerlere duyarlı eğitim anlayışının ülkemizde benimsenmesi çok kültürlü yapının birbirine entegre olmasına yardımcı olması açısından önemlidir. Uluslararası kaynaklar incelendiğinde kültürel değerlere duyarlı eğitime yönelik hem teori hem de uygulamaya yönelik birçok çalışma yapıldığı görülebilir.

Ülkemizde kültürel değerlere duyarlı eğitim ile ilgili oldukça çalışma yapılmıştır. Çalışmaların üçte ikisinden fazlanın araştırma makalelerinden oluştuğu, tez çalışmalarının ise incelenen araştırmaların yaklaşık üçte birinden daha az olduğu belirtilmiştir. Tez çalışmalarının çoğunluğunu doktora tezleri oluşturmaktadır. Konunun Türkiye’de son yıllarda ön plana çıkmış olmasından ve tez çalışmalarının daha uzun zaman almasından dolayı lisansüstü tez çalışmalarının daha azdır. Raporlardan Türkiye’de kültürel değerlere duyarlı eğitime ilişkin çalışmaların sayısında düzenli bir artış olduğu anlaşılmaktadır. Araştırmalarda kullanılan araştırma yöntemlerine ilişkin bulgular, kültürel değerlere duyarlı eğitime ilişkin araştırmaların nicel ve nitel yöntemleri eşit düzeyde kullandıklarını göstermektedir. Bu sonuçlar akademik olarak kültürel değerlere duyarlı eğitimin belirlenen amaçlara göre farklı yöntemlerle çalışılmaya uygun bir araştırma konusu olduğu şeklinde yorumlanabilir. Öğretmen ve yöneticilerle yapılan çalışmalar, kültürel değerlere duyarlı eğitimin planlayıcısı ve uygulayıcısı olması bakımından önemlidir. Bu çerçevede her branşın kendi içinde farklı uygulamaları ve konuları olduğu düşünüldüğünde kültürel değerlere duyarlı eğitime yönelik yapılacak çalışmaların farklı branşlardan öğretmenlerle yapılmasının yararlı olacağı açıktır. 

Bu kapsamda ele alınan önemli konulardan bir diğeri de kültürel değerlere duyarlı eğitimle ilgili yapılan araştırmaların amaçlarına göre dağılımlarıdır. Araştırmalar içerisinde, bir eğitim programının kültürel değerlere duyarlı eğitime uygunluğunun incelendiği çalışmaların en az olmasına rağmen, kültürel değerlere duyarlı eğitime ilişkin öz yeterlilik algılarının belirlenmesini, tanımlamaların yapılmasını ve öğretmen özelliklerinin incelenmesini amaçlayan çalışmalar bulunmaktadır. Kültürel değerlere duyarlı eğitime ilişkin görüşler ve bu tür eğitimleri uygulamanın farklı boyutlarını incelemeyi amaçlayan çalışmalar farkındalığın oluşması açısından umut vericidir.  

Sonuç olarak kültürel değerlere duyarlı eğitimi uygulayabilmek için önce kültürü anlamak gerekmektedir. Burada kültürü anlaması ve uygulamalarına dâhil etmesi gereken kişi eğitimcilerdir. O nedenle öğretmenlerin bu konudaki görüşlerini, hazır bulunuşluklarını, öz yeterliliklerini, uygulamalarını ve uygulamada yaşadıkları zorlukları inceleyen çalışmaların yapılması önemlidir. Bu çalışmalar doğrultusunda kültürel değerlere duyarlı eğitimin daha iyi nasıl olabileceği, planlanabileceği ve uygulanabileceği hakkında daha fazla bilgi sahibi olunabilir. Ülkemizdeki araştırmaların sonuçlarına yönelik bulgular incelendiğinde en çok (yüzde 17) kültürel değerlere duyarlı eğitimin gerekli olduğunu ve bu eğitim anlayışının uygulanmasının sonucunda öğrencilerin başarısına yönelik olumlu çıktılar elde edildiğini belirten sonuçlara ulaşılmıştır. Ancak aynı oranda (yüzde 17) kültüre duyarlı eğitimin uygulanmasında gerekli yeterliliğe sahip olunmadığını gösteren sonuçlara da ulaşılmıştır. İncelenen araştırmalardan sınıf öğretmeni adaylarının aldığı eğitimin kültürel değerlere duyarlı eğitim açısından yetersiz olduğunu belirten (yüzde 5) araştırma sonuçları da kültürel değerlere duyarlı eğitimin uygulanmasındaki yetersizliğin nedenlerinden birini göstermektedir. 

Öğretmen adaylarının farklı kültürden öğrencilerle çalışmak için iyi hazırlanmaları zorunlu olmalıdır. Çünkü kültürel değerlere duyarlı eğitimin planlayıcısı ve uygulayıcısı olacak öğretmen adaylarının iyi hazırlanması gerekir. Öğretmen adaylarının empati becerilerinin geliştirilmesinin gerekliliği üzerinde durularak, empatiyi onların kültürel farklılıkları fark etmelerine yardımcı bir mekanizma olarak kullanmaları anlatılmalıdır. Bu kıstaslara göre çalışmalar tasnif edildiğinde araştırama sonuçları kültürel değerlere duyarlı eğitimin ve bu eğitim anlayışına sahip öğretmenlerin özelliklerinin açıklandığı araştırma sonuçları (yüzde 10)’a gerilediği belirtilmiştir. Ancak farklı bir durum olarak, öğretmenlerin kültürel değerlere duyarlı eğitime ilişkin kaygılarının olduğunu, bu tür bir eğitimin olumsuz yönleri olabileceği şeklindeki bulguların yüzde 5 oranında olduğu da araştırmacılar tarafından açıklanmıştır. 

Genel olarak bakıldığında araştırmaların sonuçlarında, kültürel değerlere duyarlı eğitime yönelik olumsuz görüşlerin az, olumlu görüşlerin ve çıktıların daha çok olduğu görülmektedir. Ancak kültürel değerlere duyarlı eğitimin gerekliliği üzerinde durulurken, buna paralel olarak bu tarz bir eğitimi uygulamak için yeterli bilgi ve beceriye sahip olunmadığı da dile getirilmiştir. Bu çerçevede ulaşılan bulgular ve bulgulara ilişkin değerlendirmeler dikkate alınarak araştırmacılara ve uygulayıcılara şu öneriler sunulabilir: Kültürel değerlere duyarlı eğitime ilişkin yapılan araştırmaların düzenli aralıklarla incelenmesi, alandaki eksiklerin giderilmesini destekleyebilir. Öğretmen adaylarına kültürel değerlere duyarlı eğitimin önemini aktaracak olan akademisyenlerin alan bazında daha çeşitli olması, farklı kıdemlerdeki yöneticilerin belirlenmesi ve okul öncesinden itibaren tüm kademelerdeki öğrencilerle farklı çalışmaların yürütülmesinin kültürel değerlere duyarlı eğitim alanındaki zenginliği arttırabilir.