Küçük küçük küçültmek

“One minute!”, İsrail Cumhurbaşkanı’na ve Davos’ta o malûm oturumu yöneten moderatöre çekilmiş bir itiraz değildi sadece. “One minute!”, Türkiye’nin uçaklarını toprağa gömen, gemilerini denizlerden çeken, füzelerini düşmandan esirgeyen, otomobillerini yollardan uzak tutan, fabrikalarını kapatan, tarlalarını satan, put put putlara tapan elitlere ve o elitlerin sistemine alışanlaraydı.

BİRÇOK Alman, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’nın kaderini belirleyen Versay Barış Antlaşması’nı Almanları ezen ve neredeyse onursuz bırakan bir antlaşma olarak kabul eder. Hatta kimine göre, Hitler ve onun gibi düşünenlerin en net gerekçesi, doğrudan Versay Antlaşması’nın varlığıdır.

Versay’a göre Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tamamen ortadan kalkacak ve Weimar Cumhuriyeti adında yeni bir siyâsî temsil ortaya çıkacaktı. Almanya’nın Sevr’i olan Versay ile Almanya, mecburî askerliği kaldıracak ve en çok 100 bin kişilik bir ordu bulundurabilecekti. Ayrıca denizaltı ve uçak da üretemeyecekti. Bütün gemilerini İtilaf Devletleri’ne teslim edecek ve çok yüksek bir savaş tazminatı ödeyecekti. Yani hem içinden yeni devletler çıkacak, hem başka ülkelere toprak verecek, hem üretemeyecek, hem de borç ödeyecekti.

Birinci Dünya Savaşı’nda kazanmış olduğu zaferlerin de varlığına rağmen Osmanlı İmparatorluğu da mağlûp oldu. Önüne sürülen Sevr Antlaşması dayatmasından her ne kadar el çekse de daha sonra Lozan Antlaşması ile Osmanlı’nın kaderi de tayin edildi. Zaten toprak bakımından Sykes-Picot görüşmeleri ile plân belirlenmişti. Montrö ile de Boğazlar serbestleştirilmişti.

Kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne, Almanya’ya yapıldığı gibi “Uçak üretmeyeceksin, gemi yapmayacaksın” diyen bir madde yoktu. Almanya yer altında bu üretimleri yaparken, Türkiye ise yer üstünde yaptıklarını yer altına gömecekti. Peki, neden?

Almanya’ya yazılı şekilde üretmeyeceğini salık verenler, Türkiye için elitlerini hazırlamışlardı. Hatta Türkiye için Birinci Dünya Savaşı Lozan’la bitmedi; İkinci Dünya Savaşı bir ara durak, 1960 Darbesi ise yepyeni bir başlangıç olacaktı. Kadınların çocuklarına aşı vurdurmak için gidip Amerikan süt tozu ile döndükleri o vakitlerde Türkiye kendi kendisinin üzerine ölü toprağı serpiyordu.

“Ölü toprağından kurtulmak” ya da “ölü toprağı serpmek” birer deyimdir ama somut anlamda doğrudan karşılığı vardır. Zira kadim tarihî efsun kitaplarında dahi yazılıdır ki, birinin ölümünü isteyen, o kimsenin geçtiği yola ölü toprağı serper. Türkiye’nin önüne “Üretmeyeceksin, yapmayacaksın” gibi bir dayatma çıkarmamış, üreteceği yolların önüne ölü toprağı serpilmişti. Kendisini Devlet’in sahibi kabul eden elitlerin uşakları, âdeta üzerlerinde birer avuç ölü toprağıyla geziyorlardı.

Uçak yapan Türkiye, uçaklarını gömdü. Gemi yapıp satan Türkiye, gemi yapmayı unuttu. Füze yapan Türkiye, soba yapar oldu. Otomobil yapan Türkiye, benzin koymayı unutmak hâlini bahane bildi. Tarlalarını birer ikişer satan Türkiye, tarlasız, tapansız, hayvansız kaldı. Fabrikalarını yaramaz olduğu düşüncesiyle satan Türkiye, üç buçuk soysuzun ürettiğine muhtaç günler geçirdi.

Ancak bir “One minute!” zamanı erişti. “One minute!”, İsrail Cumhurbaşkanı’na ve Davos’ta o malûm oturumu yöneten moderatöre çekilmiş bir itiraz değildi sadece. “One minute!”, Türkiye’nin uçaklarını toprağa gömen, gemilerini denizlerden çeken, füzelerini düşmandan esirgeyen, otomobillerini yollardan uzak tutan, fabrikalarını kapatan, tarlalarını satan, put put putlara tapan elitlere ve o elitlerin sistemine alışanlaraydı.

“Alışmak kudurmaktan beter” derler. Nelere alıştırılmadı ki bu memleket? Her akşam öğretmek istedikleri algılara alıştırıldı. Sistemin oyuncağı olmaya, en çok da küçüle küçüle küçülmeye alıştı. “Oldurmazlar, yaptırmazlar, izin vermezler” demeye alıştı.

Ancak “One minute!”, alıştırarak küçültmeye, küçülterek öldürmeye kurulu efsunu bozdu ve ölü toprağını Türkiye’nin üzerinden temizledi. O günden bugüne dostlar dua edip gözümüze bakar oldu, düşmansa gözümüzden gözünü kaçırır oldu.

Hamdolsun, şükrolsun!

Kültür Ajanda’mız da 100’üncü sayısıyla bu ay “Dalya!” dedi. Kutlu olsun! Allah eksik etmesin!

İyi okumalar…