Köyümüze geri dönelim mi?

Teknolojinin bu kadar baş döndürücü bir hızla gelişmesi aynı zamanda bir tüketim çılgınlığını beraberinde getirdi. Sürekli değişim aynı zamanda yeni pazarların oluşmasını da tetikledi. Zira üretilen her mal yenisi çıkmadan tüketilmeli, ondan elde edilen gelirle yeni modeller üretilmeliydi. Her şey tüketilmeye başlandı. Manevî değerler, insanî hasletler akla gelen ne varsa… İnsanların ihtiyaçları ve fıtratlarına uygun bir yaşam alanı oluşturmak için inşâ edilen kadim şehirler de tüketildi ve yerini insanı maddiyat karşısında köleleştiren kentler aldı.

MERHUM Ferdi Tayfur’un 1994 yılında çıkardığı “Fadime’nin Düğünü” şarkısında geçen “Hadi gel köyümüze geri dönelim” sözleri o dönemde bayağı ses getirmişti. Bu sözler, şarkının müzikalitesini geride bırakarak sosyolojik tartışmalara sebep olmuştu. Hatta Tarım Bakanlığı da o dönemde uygulamaya koyduğu KÖYMER Projesi’nde bu sözleri projenin mottosu olarak kullanmıştı.

Köye dönmek meselesi aslına bakılırsa sadece bizim ülkemizin değil tüm dünya ülkelerini meşgul eden bir mesele… Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin gıda üretimi için toprağa, suya ve havaya (güneşe) ihtiyaç var. Hani “anasır-ı erbaa” denilen ve günümüzde dört element diye dillere dolanan hayatın devamı için gerekli olan dört unsur ile yakından ilişkili. Hatta bu saydığım üç unsura, hadi gelin, enerji ihtiyacına binaen ateşi de ekleyelim.

Şehirler ve günün moda tabiriyle kentler, tarımsal üretim için uygun olmadığından sonuçta kentlerden kırsala bir dönüş gerekli gibi duruyor. Kırsal alanın bir tarifini yaparsak, kent diye tanımladığımız yerleşim alanlarının dışında kalan, ekonomisi ağırlıklı olarak tarıma dayandığı için daha çok tarımsal etkinliklerin yapıldığı alanları içeren daha küçük yerleşim birimlerine kırsal denir.

Yakın geçmişte tam tersi bir anlayışla sanayi sektöründe yaşanan gelişmeler neticesinde iş gücü kaynağını karşılamak için köyden şehre doğru mecburî bir göç yaşanmıştı. Zira artan nüfusu sınırlı olan tarım alanlarında üretim yapmak suretiyle geçindirmek mümkün değildi. Ancak politikalar o kadar afâkî idi ki bu göçün sınırlandırılması için hiçbir tedbir alınmadı. Sonuçta şehirlerde aşırı nüfus birikimi başta alt yapı olmak üzere birçok sosyal sorunun doğmasına neden oldu. Zire kırsaldan şehre göçenlerin şehir hayatına adapte olmaları ve hayata tutunmaları o kadar da kolay olmadı. 

Şehrin varoşlarında nükseden gecekondular, şehrin çehresine çizdiği uyumsuz çizgileriyle istenmeyen birer figürdü. Ancak siyâsî gelecek kaygısı imar politikalarını da etkilemiş, bu gayri nizamî yapılaşma bir şekilde resmî hüviyet de kazanmıştı. Ancak ortaya ne köylü ne de şehirli olmayan karışık bir yapılaşma modeli çıkmıştı. Varoşlardaki insanlar da zamanla şehrin içine girmeyi başarmış, kendilerini bir şekilde şehre kabul ettirmişlerdi. Yaşanan uyum sorunu hayatın her alanını etkilemişti. Yeni şehir çehresine paralel olarak şehrin insanlarında yeni davranışlar, yeni renkler, yeni zevkleri dahası yeni bir hayat tarzını da beraberinde getirdi. Örneğin arabesk denilen müzik türünün oluşumunda bile bu plansız göçün etkili olduğu hususunda ittifak vardır. 

Zamanla kırsaldan şehre olan göç, köylerin, kasabaların ve ilçelerin boşalmasına sebep oldu. Öyle ki belediye teşkilatı olan beldeler bu nüfus kaybı nedeniyle köy statüsüne düştü. Bazı ilçeler de neredeyse nüfus olarak belde seviyesine geriledi. Bu durum ister istemez tarımsal üretimi de etkiledi. Zira tarımla hemhal olmuş bir nesil yüzlerce yıllık genetik sayılabilecek tecrübelerini yeni nesillere aktarmada bir kesinti yaşadığından bu durum kuşkusuz üretimi de etkileyecektir. Zira tarımsal faaliyetler toprak, su ve iklim sacayağında bir bütünlük arz eder. Bu işin içine doğan bir çiftçi neyi, ne zaman, hangi miktarda ekeceğini, hangi olumsuz hava şartlarında hangi tedbirleri alacağını geçmişten gelen bir tecrübi birikimi sayesinde en azından tahmin edebiliyordu. Tarım Bakanlığı’nın da hem bilgi hem teknik hem de maddî destekleri ile tarım sektörü bugünlere gelebildi. Ancak boşalan köylere geri dönülse bile tarımsal bilgi ve birikim olmadan bu dönüş ilk etapta beklenileni vermeyecektir. 

Her ne kadar tarımsal üretim bir şekilde devam etse de arzulanan seviyede olmadığı da düşünülebilir. Elbette değişen şartlar yeni imkân ve tedbirleri de beraberinde getiriyor. Belki önümüzdeki süreçte tıpkı tarımsal üretimin belirli bölümlerinde yaşanan uzmanlaşma ve profesyonelleşmenin diğer alanlara da yayılması öngörülebilir. Ancak tarım ile var olmuş bir milletin tamamıyla tarımsal faaliyetin dışında tutulması da düşünülemez. 

Dünyada tarımsal üretimde söz sahibi ülkelerde bile sektörel bir tekelleşmenin önüne geçilmek adına “Aile Çiftçiliği” modelinin desteklendiğini görüyoruz. FAO’ya göre dünyada 570 milyon tarım işletmesinin 500 milyonu aile çiftlikleri tarafından işletiliyor ve 475 milyon işletme 2 hektardan daha az bir üretim alanına sahip. Aile çiftçiliği modeli, bir ailedeki birlikte yaşayan bireyler tarafından yönetilen ve işletilen, ailesel iş gücüne dayalı tarım, ormancılık, hayvancılık, el sanatları ve su ürünlerine yönelik üretim faaliyetlerini kapsayan üretim modelidir. Bu model ile geleneksel niteliklerin korunması ve kırsalı canlı tutarak yaşam döngüsünün orada devamlılığının sağlanması amaçlanmaktadır. Aile çiftçiliği modeli ile açlık ve yoksullukla mücadele, gıda güvenliğinin ve beslenmenin sağlanması, geçim kaynaklarının iyileştirilmesi ve doğal kaynakların yönetimi, çevrenin korunması ve özellikle de kırsal alanlarda sürdürülebilir kalkınma hedeflenmektedir. Tüm bu modeller aynı zamanda kırsalda yeniden bir canlanmayı da hedeflemektedir. Aile çiftçiliği aynı zamanda iş gücü ve gelir yaratarak ekonomik gelişmeye yardımcı olmakla birlikte kültürel yapıları koruyarak sadece kâr amacı olmadan sürdürülebilirliği sağlayan bir yapıdır. 


Değişen şartlar yeni imkân ve tedbirleri de beraberinde getiriyor. Belki önümüzdeki süreçte tıpkı tarımsal üretimin belirli bölümlerinde yaşanan uzmanlaşma ve profesyonelleşmenin diğer alanlara da yayılması öngörülebilir. Ancak tarım ile var olmuş bir milletin tamamıyla tarımsal faaliyetin dışında tutulması da düşünülemez. 


Kentleşme ve tüketim

Teknolojinin bu kadar baş döndürücü bir hızla gelişmesi aynı zamanda bir tüketim çılgınlığını beraberinde getirdi. Sürekli değişim aynı zamanda yeni pazarların oluşmasını da tetikledi. Zira üretilen her mal yenisi çıkmadan tüketilmeli, ondan elde edilen gelirle yeni modeller üretilmeliydi. Her şey tüketilmeye başlandı. Manevî değerler, insanî hasletler akla gelen ne varsa… İnsanların ihtiyaçları ve fıtratlarına uygun bir yaşam alanı oluşturmak için inşâ edilen kadim şehirler de tüketildi ve yerini insanı maddiyat karşısında köleleştiren kentler aldı. 

Kentler, tüketim çağının mabetleri hâline gelen AVM’ler ile donatıldı. İnsanlar aylık kazançlarının daha üzerinde harcamaya alıştırıldı. Bankaların dağıttığı yüksek faizli tüketici kredileri, kredi kartları veya firmaların tüketiciye açtığı açık hesaplar insanların geleceğini de ipotek altına aldı. Böylece sosyal hayattan kopuldu ve tüketim canavarının elinde bir köle gibi evden işe, işten eve mekik dokuyan ve ömür boyu borç ödeyen yeni bir insan modeli ortaya çıktı. Bu versiyon, paylaşmayı, üretmeyi, üretilen bir şeyin kıymetini bilmiyordu. Nimet kavramı neredeyse unutuldu, nimete şükür de…

Tüketim çılgınlığının vardığı boyut, artık üzerinde sosyolojik araştırmalar yapılması için gerekli asgari seviyeleri çoktan geride bıraktı. İnsanlar bu tüketim kervanına ayak uydurmak için maddî imkânlarını zorlamanın ötesinde geleceklerini ipotek altına alacak şekilde borçlandı. Kredi ve faiz batağına saplanan bireyler bu durumdan kurtulmak için çırpındıkça daha da battı. Sonuçta maddiyat önce insanı sona ruhunu sonra da tüm benliğini ele geçirdi. 

Maddiyatın insana aşıladığı en önemli şey “hırs” olmuştur. Daha çok alma, harcama ve tüketme hırsı… Tüketim çılgınlığı bir diğer adıyla alışveriş bağımlılığı tıpkı sigara, alkol veya madde bağımlılığı gibi ciddi bir psikolojik sorundur. Bu hırs ve onunla birlikte nükseden doyumsuzluk sorunu, birbirini tetikleyen kısır bir döngü olarak insan hayatını olumsuz bir şekilde etkilemektedir. 

Günümüzde bu çılgınlık AVM’lerin renkli duvarlarını da aşmayı başarmıştır. Bulunan her fırsatta rotalar sahil şerilerine çevrilir. Çalışma hayatının kasvetinden, yorgunluğundan, stresinden kurtulmak adına sığınılan bu adresler aslında tüketim çılgınlığının bize sunduğu yeni tuzaklardan başka bir şey değildir. Bu kaçış günlerine dinî bayramların da eklenmesi işi daha da trajik bir hâle dönüştürmüştür. Oysa dinî bayramlar her şeyin ötesinde birer ibadet günleridir. Günün bayram namazıyla başlaması bunun bir göstergesidir. Bu bayramların içindeki en büyük ibadet ise sıla-i rahimdir. 

Sıla-i rahim, kişinin anne-babası başta olmak üzere tüm yakınları ile olan manevî bağdır. Günümüz dünyasında insanların doğdukları mekânlarda doymaları yani hayatlarını idame ettirmeleri tam olarak mümkün olmadığı için başka şehirlerde yaşamaları bir zaruret hâlini almıştır. Aile fertlerinden, akrabalarından, doğduğu mekânlardan uzakta yaşamak insanların içlerinde yakıcı bir özlemin, derin bir hasretin birikmesine sebep olur. Yaşanan yer artık bir gurbettir, özlenen ise sıladır. Ne çok türküsü, şarkısı, şiiri vardır gurbetin… İşte bu hasreti bir nebze dindirmenin yolu kısa da olsa sılaya gidip özlenen insanlarla görüşmekten ve her bir köşesinden bin bir hatıranın saklı olduğu mekânları gezmekten geçer. Buna sıla-i rahim yapmak da denir.

Hz. Peygamber Efendimiz, “Kim rızkının bollaştırılmasını yahut ecelinin geciktirilmesini arzu ederse, akraba ile irtibatını sürdürsün.”[1] buyurmaktadır. Bir başka hadisi şerifte de Efendimiz, “Akraba ile ilişkisini kesen, cennete giremez”[2] demekte ve işin ehemmiyetini dikkat çekmektedir.

Bir diğer hadisi şerif de şöyledir:

“Merhametliler, Rahman’ın merhamet ettiği kimselerdir. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin. Rahim, Rahman’dan bir bağdır. Kim, onunla irtibatını sürdürürse, Allah da onunla irtibatını sürdürür. Kim de onu koparırsa, Allah da o kimseyle münasebetini koparır.”[3]

Sıla-ı rahim bu kadar önemli ve ciddi bir meseledir.

Tatil anlayışımız

İşin manevî tarafı bu kadar ciddi iken dinî bayramlarda dahi insanlar kıyı şeridindeki tatil beldelerine akın akın koşmaktalar. Bir yarış hâlinde “Tatile nereye gideceksiniz?” ile başlayan sorular “Tatilde falan sahilde bir hafta denize girdik” ile cevaplanıyor. “Onlar gider de biz gidemez miyiz?” histerisi ile bir de bakıyorsunuz tatilciler kervanına her yıl binlerce insan dâhil oluyor.

Eğlenmek, yazın denizde serinlemek elbette herkesin hakkıdır. Ancak tatil denince akla sadece denize girmekten ibaret bir anlayışın hâkim olması üzücüdür. Biz Avrupalılara özenirken onlar tatil için ülkemize geldiklerinde bizim dahi bilmediğimiz tarihi mekânlarımızın altını üstüne getiriyorlar. Tatili sadece bir zaman öldürmek olarak görmüyorlar. Her gün dağarcıklarına yeni bilgiler ekliyorlar. Örneğin yüzyıllar öncesine dayanan bir çiftlik turizmi faaliyetleri var.  

Son yıllarda yurt içi turlar düzenlenerek ülkenin dört bir yanındaki tarihî ve coğrafî mekânların da tatil programına alınması sevindirici bir durumdur. Bunun yaygınlaşması gerekir diye düşünüyorum.

Tatili sadece zaman öldürmek olarak algıladığımız için doğduğumuz ata yurdumuz ve orada yaşayanlar ile irtibatımız, bağlarımız günden güne zayıflıyor. Çocuklarımız ise köklerinden tamamen kopuyor. Ne akrabalarını ne de ata yurtlarını tanıyorlar. Bu yabancılaşma, ilerleyen süreçte kendi kültürüne ve medeniyet anlayışına yabancılaşmayı da beraberinde getiriyor. Topraktan kopan bir nesil sanal âlemin girdaplarında kendisine tutunacak dal aramaktadır. Emeğin, alın terinin, sabrın, çalışmanın ve sonuçta kendi el emeğinin karşılığını görmemek insanlarda bir hodbinliğin, şükürsüzlüğün ve hiçbir şeye değer vermemek gibi bir kabalığın nüksetmesine de sebep olmaktadır. 

Değer yargılarındaki yaşanan erozyonun belki de en büyük sebebi köklerimize yabancılaşmamızdır. Büyük şehirlerin insana sunduğu keşmekeş, yoğunluk, koşturmaca ve trafik gibi olumsuz etmenler insanların da ruhunda derin yaralar açmakta, bireyselleşmeyi tetiklemekte, bundan dolayı da aile bağları zayıflamakta, zayıflayan aileler parçalanıp en asgari düzeyde bir aile profili oluşturmakta, komşuluk ilişkileri azalmakta, bununla birlikte paylaşım ve yardımlaşma gibi kavramlar neredeyse hafızalardan silinip gitmektedir.


Çiftlik turizmi, ziyaretçilerin çiftlik olarak faaliyetlerini sürdürmekte olan doğal ortamlarda ürün ekme, hasat, hayvanlarla ilgilenme gibi çiftçilik faaliyetlerini uygulayabilmesine, çiftlik hayatını yaşayabilmesine imkân sağlayan bir turizm türüdür. 


Kırsal turizm: Toprakla yeniden bağ kurmanın anahtarı

Günümüz dünyasının en büyük sorunu küreselleşmenin, şehir dokusunu, şehir sakinlerini ve onların yaşam tarzlarını standartlaştırmasıdır. Bu nedenle yerel özellikler ortadan kalkmaktadır. Hızlı şehir hayatı insanlarda kısa zamanlarda da olsa doğa ile baş başa kalma ihtiyacı doğurmaktadır. Dolayısıyla bireylerin tek başlarına çalışabilecekleri, dinlenip rekreatif aktivitelerde bulunabilecekleri ve temel ihtiyaçlarını giderebilecekleri zamana ihtiyaç duydukları ortaya çıkmıştır.[4]

 

Tatil anlayışımızı yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. Başta da belirttiğimiz gibi tatili bir zaman öldürmek olarak değil de günlük hayatın koşturmacasından ve kasvetinden sıyrılıp yeni yerler görmek, yeni şeyler öğrenmek ve elbette bu sırada meşru bir daire çerçevesinde eğlenmek eksenli dizayn edebiliriz. 

Tatil alternatiflerimiz arasına tarımsal faaliyetlerden bigâne yetişen, köy hayatını bilmeyen doğadan kopuk yaşayan yavrularımızın ilgisini bu yöne çekecek alternatiflerle zenginleştirebiliriz. Bu sayede hem tatilimiz daha anlam kazanacak hem de çocuklarımızda tabiat sevgisi ve çevre bilinci gelişecek hem de emeğe saygı, sürdürülebilir gıda üretimi ve tarımsal faaliyetlerin önemi konusunda bir farkındalık kazanacaklardır.

İnsanların bir yerleri gezme, görme, oradaki imkânlardan geçici süre ile de olsa faydalanma amaçlı yaptığı seyahatlere turizm diyoruz. Turizmin kullandığı alanlar, çok çeşitlilik gösterir. Kentlerden kırlara, kıyılardan yaylalara ve oradan karlı dağlara, arkeolojik sitlerden köylere, göllerden nehirlere, kaplıcalara, mağaralara, ormanlara, çöllere, kutsal yerlere, adalara kadar bu çeşitlilik sürüp gider. Buralarda yer alan doğal-kültürel kaynaklar eksantrik ve otantik olduğu sürece, insanları kendine çeker. İşte mekânların ve kültürlerin birbirinden farklılığı, turizm türlerini de o denli çok yapar.[5]

Bu bağlamda yeni bir kavram olan kırsal turizm ise kırsal alanda icra edilen turizm faaliyetlerini kapsar. Kırsal turizm sayesinde insanlar kırsal bölgelerde yaşayan insanların kültürünü, hayat tarzlarını, hayat anlayışlarını öğrendikleri gibi kırsal kesimdeki doğal güzellikleri de görürler. Kırsal turizm ile özellikle çocuklar toprak ile tanışır, hayvanlarla haşır neşir olur, her gün tükettikleri gıdaların nerede, nasıl ve hangi şartlarda üretildiğine şahitlik ederler. Bu sayede gerçek bir köy hayatı tecrübesi edinirler. 

Kırsal turizmin diğer turizm faaliyetlerinden farkı insanların sadece fiziksel bir gezi faaliyetine iştirak etmelerinin ötesinde, bu gezi esnasında ruhsal bir dinginlik kazanmaları, gündelik hayatın stresinden ve kasvetinden arınma, kendi köklerini ve medeniyetini tanıma adına kültürel bir keşif ve birçok milî, manevî ve sosyal değer ile tanışma veya en azından yeniden hatırlanması gibi özelliklere sahip olmasıdır.

Kırsal alanlarda gerçekleştirilen turizm faaliyetleri bu alanların kalkınmasında da önemli rol oynamaktadır. Geliştirilecek olan kırsal turizm uygulamaları ile yerel halkın turizmden pay alması sağlanmaktadır. Sahip olduğu doğal kaynakların ekonomik getirisinden faydalanan yöre halkında bu kaynakları korumacı tutum gelişmektedir.[6]

Kırsal kalkınma için kırsal turizm önemli bir araç olarak görülmektedir. Kırsal turizm kavramı ve kapsamı hakkında ortak fikir ve görüşler bulunmamaktadır ancak ortak paydalara bakıldığında kırsal turizm; çiftlik turizmi, köy turizmi, yayla turizmi, tarımsal turizm, ekoturizm olarak ayrılmaktadır.[7] Temellerinde tarım, hayvancılık, balıkçılık gibi aktiviteler zorunlu olarak mevcut olan “Tatil Çiftlikleri”, “Çiftlik Turizmi”, “Tarım Turizmi”, “Çiftliğe Dayalı Turizm” kavramları genellikle aynı anlamda kullanılmaktadır.

Günümüzde “Çiftlik Turizmi” ve “Tarımsal Turizm” kavramları kırsal turizmle iç içe girmiş iki turizm türüdür. Hatta her ikisi de kırsallığı çağrıştırdığından, kırsal turizm yerine de kullanılmaktadır. Kırsal alanlarda konaklama ve et kinlikler köy yerine çiftliklerde yapılıyorsa bu turizm türüne çiftlik turizmi, herhangi bir kırsal yerleşmede ekonomik etkinlik tarım ise ve turistik uygulamalarda ağırlıklı olarak tarıma dayalı programlar yer alıyorsa, bu turizm türünün adı da “Tarımsal Turizm” (tarım turizmi) olmuştur.[8]

Çiftlik turizmi, ziyaretçilerin çiftlik olarak faaliyetlerini sürdürmekte olan doğal ortamlarda ürün ekme, hasat, hayvanlarla ilgilenme gibi çiftçilik faaliyetlerini uygulayabilmesine, çiftlik hayatını yaşayabilmesine imkân sağlayan bir turizm türüdür.[9]

Çiftlik turizmi uygulamaları ile tarım kesiminde faaliyet göstermekte olan çiftlikler ek gelir sağlayabilmektedir. Çiftlik turizmi faaliyetleri ile tarım unsurları ve turizm unsurlarını birleştiren girişimciler, tarım ve hayvancılık dışında turizmden de gelir elde edebilmektedirler. Bu sayede turistler ile konuklar arasında kültürel etkileşim de sağlanmaktadır. Çiftçi aile ile aynı yerde yeme içme, temas kurma gibi kültürel birlikteliklere ek olarak hayvan bakımı, hayvansal ürünlerin üretim aşamaları hakkında bilgi sahibi olma, sebze ve meyve ekimi ve hasat gibi tarımsal faaliyetlere de katılabilmektedirler. Bu faaliyetlere ek olarak at binme, doğa yürüyüşleri, balık tutma, doğal yaşamı gözlemleme gibi rekreatif faaliyetlere de katılabilmektedirler.[10]

İnsanlar, çiftlik turizmi faaliyetlerine katılarak hem stres atmakta hem de çiftlik yaşamını deneyimleyerek tarım ve hayvancılık faaliyetleri hakkında bilgi sahibi olabilmektedir. Çoğu aile hem kendileri hem de çocukları için teoride bildikleri meyve ve sebzelerin yetişmesi, tohum ekme, hasat, hayvanları besleme, temizleme, süt sağma ve hatta bu ürünlerin kendi sofralarına gelme serüveni gibi birçok bilgiyi deneyimleyebilme amacıyla çiftlik turizmi faaliyetlerine katılmaktadır. Tüm bu faaliyetlerle birlikte çiftlik turizmi, konaklama, yeme-içme, müzeler, rehberli doğa yürüyüşleri, eğitimsel faaliyetler, yerel ürünlerin satış mağazaları ve pazarlar, at biniciliği, balık tutma gibi oldukça fazla çeşitliliği kapsamaktadır. Dolayısıyla çiftlik turizminin hedef kitlesinin doğaseverler ve doğal yaşama ilgi ve özlem duyan bireyler olduğu söylenebilir.[11]

Tarım turizmi, tarımsal faaliyetleri engellemeden, kırsal yörelerin dinlendirici etkisinden yaralanarak, gelir düzeyi diğer sektörlere göre düşük olan tarım kesimindeki üreticilere ek gelir olanakları sağlayan, yöre ve ülke ekonomisini, sosyal ve kültürel yapısını olumlu yönde etkileyen bir faaliyet alanıdır. 


Tarım turizmi, tarımsal faaliyetleri engellemeden, kırsal yörelerin dinlendirici etkisinden yaralanarak, gelir düzeyi diğer sektörlere göre düşük olan tarım kesimindeki üreticilere ek gelir olanakları sağlayan, yöre ve ülke ekonomisini, sosyal ve kültürel yapısını olumlu yönde etkileyen bir faaliyet alanıdır. 

 

“Tarım Turizmi”nin belli başlı yararları şöyle sıralanabilir: 

1. Tarım turizmi ile tarımsal ürün talebi artmakta, bundan üretim ve üretici olumlu yönde etkilenmektedir. 

2.  Tarım turizmi ile turistik mal ve hizmet sektörü ve bunların yan sektörleri de gelişmektedir. 

3. Tarım turizminin gelişmesinden istihdam, ek gelir, kişisel gelir, yaşam düzeyi, kırsal göç ve kamu gelirleri olumlu yönde etkilenmektedir. 

4. Tarım turizmi ile dinlendiricilik özelliğini yitiren geleneksel tatil istasyonlarının (kıyı turizmi) yükü hafiflemekte ve tatilleri mekân içine yaymak mümkün olmaktadır. 

5. Tarım turizmi ile düşük maliyetli, daha hoş vakit geçirici (özellikle aileler ve çocukları için) tatil olanağı yaratılmaktadır. 

6. Tarım turizmi ile kentsel ve kırsal kesimlerde yaşayanların yaşam ve davranışları arasındaki fark önemli ölçüde azaltılmaktadır. [12]

Ülkemizden ve Avrupa’dan örnekler

Avrupalılar, kırsal turizmi, kırsal kalkınma bazında hatta bazı yörelerin kalkınmasında yönlendirici bir güç olarak düşündükleri için, çok geniş çaplı bir örgütlenmeyle kırsal turizmi yönetmekte, çeşitli ulusal ve uluslararası demekler altında birleşmektedirler. Bunlardan biri olan Uluslararası Kırsallık-Çevre Kalkınma Derneği (R.E.D.) bünyesinde tarım-çevre turizm adına sınırlar ötesi gruplarla ortaklaşa seminerler organize edilmektedir.[13]

Tarım turizmi İtalya’da 1980 yılından itibaren devam eden bir gelişim süreci göstermiştir. Çok sayıda çiftlikte turizm faaliyetleri devam etmektedir. Tarım turizmi faaliyetleri İtalya hükümetince desteklenmekte ve teşvik edilmektedir (OECD, 2005).

Yaklaşık 30 yıl önce başlatılan Yunanistan’da oldukça başarılı sonuçlar elde edilmiş, daha önce yoksullukla mücadele eden pek çok köy, kooperatifler oluşturarak devlet desteği almış ve tarım turizmine başlamıştır. Önce kendi kültürlerini yeniden gözden geçirerek yerel değerlerini korumaya ve yaşatmaya başlamışlar, yerel mimarî yenilenerek evler pansiyona dönüştürülmüş, yerel yemeklerin yapıldığı restoranlar kurulmuştur. Pek çok köy bu sayede yoksulluktan kurtulmuştur. Ülke turizmi de bu sayede büyük gelişme göstermiştir.

Fransa’da, 1951 yılında Alpes de-Haute Provence bölgesinde ilk kez köy evleri turiste açılmış, yazın iki ayı boyunca köylüler turistleri karşılamıştır.  Köylüler 1955 yılında devletten destek almaya başlamış ve bunların yüzde 25’i yabancıdır (Toskana’da yüzde 50). Kırsal turizme 2004 yılında merkezî hükümet 441 milyon Euro finansal destek vermiştir. Pazarlamada, e-pazarlamanın payı yüzde 40’dır.[14]

Almanya’da, 1873 yılında hizmetçilerin ve 1914 yılında işçilerin mükafat tatillerinin uygulanması sonucu kırsal turizm orta gelirli vatandaşların yaşamlarının parçası olmuştur. Orta gelirli aileler tatillerini köylerde, kırsallarda bulunan küçük otellerde geçirmişlerdir.

İspanya’da da tarım turizmi 1950 yıllarında ucuz tatil olarak görülmüştür. Ancak son 20 senede tarım turizmi büyük gelişme göstermiştir.

Türkiye’de uzun yıllar kırsal kalkınma, köy kalkınması, tarımsal kalkınma, toplum kalkınması gibi kavramlar bazen birbirlerinin yerine, bazen ise spesifik bir konunun üzerine yoğunlaştırılmıştır. Bundan dolayı kırsal alanların kalkındırılmasına yönelik hazırlanan projeler o bölgede yaşayan halkın beklentilerine yeterince cevap verememiştir. Çünkü bu alanların kalkındırılması tarım, sanayi ve turizm sektörlerinin dengeli bir şekilde geliştirilmesine bağlıdır.[15]

Türkiye’de çiftlik turizmi uygulamakta olan işletmelerin büyük çoğunluğu Buğday Derneği tarafından yürütülen “TaTuTa” (Tarım Turizm Takası) sistemi içerisinde yer almaktadır. Sistem içerisinde olup konuk kabul etmeyen çiftlikler de mevcuttur. Türkiye’de 2004’ten beri agro-turizm faaliyetlerini uygulayan çiftlik ve işletmelerin bir arada toplandığı TaTuTa (Tarım, Turizm, Takas), Buğday Derneği tarafından yürütülen Ekolojik Çiftliklerde Tarım Turizmi ve Gönüllü Bilgi Tecrübe Takası projesinin kısa adıdır. TaTuTa projesinin asıl amacı Türkiye’de ekolojik tarımla geçinen çiftçi ailelerine mali, gönüllü işgücü ve/ veya bilgi desteği sağlayarak ekolojik tarımı teşvik etmek ve sürdürülebilirliğini sağlamaktır.

Sistemdeki çiftlikler belirli şartları yerine getirdikten sonra konuk ve/veya gönüllü kabul edebilmektedirler. “Gönüllü”, konaklama süresince kendi imkân ve deneyimleri doğrultusunda çiftliğe işgücü, bilgi ve/ veya tecrübe sağlayan, “konuk” ise, konaklama ve aldığı hizmetlerle ilgili mali desteğini aracısız olarak çiftliğe veren kişidir. Kendisi ve çevresindeki insanları, ekolojik yaşam döngüleri konusunda bilinçlendirmek ve sorumluluk almak için çaba gösteren bireylerdir. Ziyaret sırasındaki günlük faaliyetlerinde ev sahibiyle gerekli iletişimi kurarken çiftlikte yaşayanların zamanını ve koşullarını göz önünde bulundurur.[16]

Türkiye’de tarım çiftliklerinden bazıları da tarım turizmi faaliyetleri yürütmektedir. Yaklaşık rakımı 1000 metre olan Doğu Anadolu Bölgesi genel geçim kaynağı tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Bölgede doğa turizm planlaması uzun yıllardır devam etmekte ve birçok yenileme yatırımı da yapılmaktadır. Emekli olup memleketlerine dönenlerin sayısı küçümsenmeyecek kadar fazladır. Yaklaşık 10 dönüm üzerinde tarım yapan ev sahibi aynı zamanda su değirmeninde tahıl öğütüp un yapmaktadır. Ekolojik prensiplerle üretilen elma armut, dut, kiraz ve cevizin yanı sıra fasulye, mısır, soğan, patates ve biber gibi sebzeler yetiştirilmektedir. Ürünler genel olarak tanıdıklara satılmakla birlikte gönüllü ve konuk alabilen çiftlikler aynı zamanda bölgeye turistik amaçlarla gelenleri de ağırlamaktadır.  

Ege Bölgesi’nde Fethiye’ye 20 kilometre uzaklıkta Yeşilüzümlü kasabasında ve kasabadan 5 kilometre uzaklıkta orman içinde yer alan Ayşe-Cengiz Genç Çiftliği’nde ziyaretçilerin de katılımı ile organik tarım, yabani ot toplama, yabani mantar toplama, varlığı tehlike altında olan orkide türlerinin yetiştiriciliği yapılmaktadır. Toplanan mahsullerden şurup, konserve reçel üretilmektedir. 

Kocaeli ili, Kandıra ilçesi, Kıncıllı köyü mevkiinde yer alan Narköy ise eğitim odaklı sürdürülebilir turizm merkezi ve organik tarım çiftliğidir. Burada, konaklama imkânı yanı sıra, eğitime yönelik derslikler, yöresel ve çiftlik hayatını deneyimleme olanakları bulunmaktadır.  Burada ayrıca, yenilebilir peyzaj tasarımı anlayışı hakimdir.[17]

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın destek ve hibe programları

Türkiye’de kırsal kalkınmayı ve dolayısıyla kırsal turizmi teşvik etmek amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı olan Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) kırsal turizmi destelemektedir. Bakanlık, genel olarak Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı - KKYDP ve IPARD gibi programlar aracılığıyla çeşitli destek ve hibe programları sunmaktadır. Bu programlar, özellikle tarımsal işletmelerin çeşitlendirilmesi, kırsal turizm tesislerinin kurulması ve geliştirilmesi gibi alanlara odaklanır.

Bu desteklerden yaralanmak için illerdeki TKDK kurumundan bilgi alınabilir.



[1] Buhârî, Edeb, 12; Müslim, Birr, 20

[2] Buhârî, Edeb, 11; Müslim, Birr, 19

[3] Tirmizî, Birr, 16

[4] Aysun Çelik ÇANGA, Turgut KUTLU, Huriye ÇALIŞKAN Tarım Turizminin Dünyada ve Türkiye’deki Uygulamaları, Uluslararası Turizm, İşletme, Ekonomi Dergisi, 2(2): 450-457, 2018

[5] Dr. Füsun SOYKAN, Doğal Çevre ve Kırsal Kültürle Bütünleşen Bir Turizm Türü: Kırsal Turizm, Anaıolia: Turizm Araştırmaları Dergisi, Yıl: 10, Türkçe-Mart- Haziran, s. 67-75. 1999

[6] E. Ceren SAVGIN ve Burhanettin ZENGİN, Türkiye’de Çiftlik Turizmine Yönelik Kavramsal Bir Model Önerisi, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl: 6, Sayı: 86, Aralık 2018, s. 239-258

[7] Hasan AKÇА, Kemal ESENGÜN, Murat SAYILI,  Kırsal Alanların Kalkınmasında Kırsal Turizmin Rolü, Standart Dergisi, Şubat 2021

[8] Soykan, agm.

[9] Uğur AKDU, Çiftlik Turizmi, https://turkiyeturizmansiklopedisi.com/

[10] Savgın ve Zengin, agm.

[11] Uğur AKDU, Çiftlik Turizmi, https://turkiyeturizmansiklopedisi.com/

[13] Füsun SOYKAN, “Kırsal Turizm ve Avrupa’da Kazanılan Deneyim”, Anatolia: Turizm Araştırmaları Dergisi, Yıl: II, Türkçe-Eylül-Aralık, s.21. 2000.

[14] Soykan, agm.

[15] Savgın ve Zengin, agm.

[16] www.bugday.org

[17] Çanga ve ark.