Kopsun kıyamet!

“O gün bakmaya yüzümüz olur mu?” derseniz, Gazze’ye bu kadar sessiz kalan bir birey olarak kendi adıma “Zor” diyorum. Zira Müslüman, gününü gün etmek için değil, imanının gereğini yerine getirmek için gayret eder. “Yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışmak” prensibi ile yaşar. Önemli olan, müminin, inançtan sapma olmaksızın, iş işten geçmeden Allah’ın ipine sımsıkı sarılması, kıyamete hazırlıklı olmasıdır. Yoksa kıyamet çoktan koptu. Ki kopmalıdır da.

AHİRET gününe inanmak, Müslümanın Âmentü’sünde geçen altı şarttan biridir ve imanın olmazsa olmazıdır.

Rahmetli annem, istisnasız her gece, yatağına uzanmadan evvel, yaz kış başucunda tuttuğu buzlu suyundan birkaç yudum alır, ardından Muâvazeteyn Sûrelerini okur, vücut azâlarında gezdirdikten sonra odanın loş ışıklarına doğru üfleyerek üç harflilerin nefesini keserdi. Yetmezdi, Asr Sûresi’ni okur ve ilâve ederdi: “Bu sûreyi okursan, sabah namazına mutlaka kalkarsın, okula da geç kalmaz, vaktinde uyanmış olursun.”

İki yastık kullanırdı; üstteki kaz tüyünden imâldi ve kendisi doldurmuştu. Başını o tüy yastığa koyduktan sonra karşılıklı sohbetimiz devam ederdi. Onun Cennet ve Cehennem tasvirlerini, kıyamet alâmetlerini anlatışını, öldükten sonra diriliş başta olmak üzere dinin rükünleri ve ritüellerini uyuyana kadar dinler ve büyük bir keyif alırdım.

Kıyamet gününde herkesin kendi canını kurtarma arzusunu anlatırken tüylerim diken diken olurdu. Ve zannederdim ki, birkaç zaman içinde o kıyamet gelecek, bizi bizden alacak. Aradan yarım asır geçti ve o günden beri kıyamet alâmetleri, ahiret günü, öldükten sonra dirilmek ve hesaba çekilmek hep dikkatimi çekmiştir.

Yazın hayatımda Gazze’yi yazdığım kadar üst başlıklı başka bir konu kaleme almadım. Umuyorum ve diliyorum ki, kurduğum birkaç samimi cümle ahirette azığım olur…

Soykırımın başladığı 7 Ekim 2023 tarihine kadar, son 60-70 yılda Siyonist İsrail güçlerinin şehit ettiği Filistinli sayısı 40 binken, o tarihten bu yana, son 6-7 ay içinde şehit edilen Gazzeli sayısı yine 40 bin. 2 buçuk milyarlık sessiz Müslüman çoğunluktan güç alan 8 buçuk milyonluk dünyadaki tek Yahudi devleti, tek tek başladığı öldürme eylemlerini artık kitleler hâlinde devam ettiriyor.

Son saldırılar insana dair son kırıntıyı da tüketen cinsten. Refah Sınır Kapısı’na birkaç yüz metre mesafedeki çadırlara sığınan savunmasız, aç ve susuz masum Gazzeliler, başlarına indirilen 8 ton füze ile diri diri yakılarak şehadete yürüdü.

“Siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz”

Biz yine eski tas, eski hamam… Eylemsel tavrımıza en galiz küfürleri ve en ağır bedduaları ekleyerek mutat yaşantımıza devam ediyoruz.

Onlar, Allah’tan sonra inandıkları ve güvendikleri tek toplum olarak Türkiye’yi gördüler. Eski İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e “One minute” diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ismini alan binlerce Filistinli, bugün 15 yaşın üzerinde ve birçoğu da son soykırımla hayatlarının baharında dünyadan göçtü. Onlar bizden ilaç, un istemiyor, “Sizi istiyoruz” diyorlar. Yanlarında olmamızı, hâmilik etmemizi, kol kanat germemizi ve onları katillerden korumamızı istiyorlar. Ama biz, eli kolu bağlı olmuşçasına, cılız birkaç eylemle yetiniyoruz.

“Hesap soracağız”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, son kanlı saldırıya da tepkisiz kalmadı ve “Uluslararası Adalet Divanı’nın saldırıları durdurma çağrısının ardından gerçekleşen bu katliam, terör devletinin kanlı ve kalleş yüzünü bir kez daha ifşa etmiştir. Netanyahu ve cinayet şebekesi, Tıpkı özendiği Hitler gibi, Miloseviç gibi, Karadciç gibi ve tarihteki diğer firavunlar gibi lânetle anılacak. Türkiye olarak insanlıktan zerre kadar nasibini almamış bu katillerden, bu barbarlardan hesap sorulması için elimizden gelen her şeyi yapacağız” çıkışını yaptı.

Biliyoruz ki, bu çıkışlar son derece önemli ve değerli ama asla yeterli değil. Biz bunları konuşurken, önceki gün önemli gelişmeler yaşandı ve İspanya, Norveç ve İrlanda’dan eş zamanlı Filistin’i tanıma kararları geldi. Uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) ilgili kararlarına uygun şekilde 1967 sınırlarıyla 28 Mayıs’ta Filistin’i tanıyacaklarını daha önce duyuran adı geçen ülkelerden İspanya’daki sol koalisyon hükümeti, Filistin Devleti’ni resmî olarak tanıdıklarını açıkladı.

İspanya’nın ardından Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide, ülkesinin Filistin Devleti’ni resmen tanıdığını ve Norveç-Filistin ilişkileri açısından bir dönüm noktası olarak değerlendirdiklerini söyledi.

Filistin’i tanıyan üçüncü ülke İrlanda oldu ve İrlanda Başbakan Yardımcısı, Dışişleri ve Savunma Bakanı, “Filistin’in tanınması bir sürecin sonu değil, başlangıcıdır. Barış arayışına ve Filistin Devleti’nin inşâsına destek vermeye derinden bağlıyız” ifadesi ile tanımayı dünya kamuoyuna duyurdu.

İspanya, Norveç, İrlanda ve Slovenya’nın katılımıyla 147’ye çıkmış oldu

Dün Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve Filistin Dışişleri Bakanları ile İslâm İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri, Madrid’de Başbakan Pedro Sanchez ile görüştükten sonra İspanya’nın Filistin Devleti’ni tanıma kararına destek verdiklerini açıklayan bir toplantıya imza attılar.

Askerî müdahalelerin olmadığı yerde ekonomik yaptırımlar ve politik kararlar elbette çok önem arz ediyor

Şimdi tekrar baştaki konuya geri döneyim ve insanoğlunu gelecekte bekleyen kıyamet senaryolarına götüreyim…

Kur’ân’da geçen ifadeler, Allah Rasûlüne (sav) ait hadisler ve İslâm âlimlerinin yorumlarından yola çıkarak kıyamet alâmetleri özetle şöyle zikrediliyor: Yeryüzünü kaplayan bir duman olacak ve her yeri kaplayan bir sis tabakasına dönüşecek. İnsanlar nezleye tutulur gibi olacak. Yemen tarafından yükselen, dağları eriten ve tüm gökyüzünü kaplayan bir ateş çıkacak. Bu da kozmik dengenin ortadan kaybolmasına neden olacak. Belirgin bir güneş tutulması olacak, yine her yerden görülecek. Dabbe isimli yeryüzü hayvanı ortaya çıkacak ve hiçbir canlıya benzemeyecek. Fesat ve bozgunculuk yapacak olan Yecüc ve Mecüc kavimleri gelecek. Sonra Deccâl ortaya çıkacak ve kendisini ilâh olarak ilân edecek. Onun bu tavrı İslâm dinine ve insanlığa zarar verecek. Fitnenin başı olan, elinde ateş ve yağmur gücü olan Deccâl’in hükümdarlığına, Ortadoğu’nun Hicaz bölgesine inecek olan Hazreti İsa (as) son verecek ve adaleti tesis edecek.

Güneşin battığı yerden doğması görülecek. Ki bu, en son alâmet olacak.

Emzikli kadınlar çocuğunu unutacak, kimse kimsenin yüzüne bakamayacak. Her şey ortaya çıkacak, hiçbir şey gizli kalmayacak. Vücut azâları dile gelecek. Yeryüzünde Müslüman kalmayacağı anda Sûr üflenecek. Bu ilk üflemede kıyamet kopacak, hayat bitecek ve herkes ölecek. “Her nefis ölümü tadacaktır” hükmü gereği, Cenab-ı Allah, çarmıha gerilirken beden ve ruh olarak Kendi katına yücelttiği Hazreti İsa’nın, görevini tamamladıktan sonra Azrail vasıtasıyla canını alacak.

Cehennem, Cennet’ten önce kurulacak. Sonra ölenler, Sûr’a ikinci kez üflendikten sonra topraktan dirilecek. Parmak uçlarındaki ayrıntıya kadar… Kıldan ince, kılıçtan keskin Sırat köprüsü kurulacak ve biz, Peygamberimizin (sav) yüzüne bakacağız. Şefaatini elde etme adına... Bunun için dünyadayken O’na tam bağlılık içinde olmanın çokça salât-u selâm getirmekten geçtiğini de unutmayalım.

“O gün bakmaya yüzümüz olur mu?” derseniz, Gazze’ye bu kadar sessiz kalan bir birey olarak kendi adıma “Zor” diyorum. Zira Müslüman, gününü gün etmek için değil, imanının gereğini yerine getirmek için gayret eder. “Yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışmak” prensibi ile yaşar. Önemli olan, müminin, inançtan sapma olmaksızın, iş işten geçmeden Allah’ın ipine sımsıkı sarılması, kıyamete hazırlıklı olmasıdır. Yoksa kıyamet çoktan koptu. Ki kopmalıdır da.

Yedi Uyurlar, üç yüz küsur yıl sonra uyandılar ve zannettiler ki bir iki günlük uykuya dalmışlar. Rabbim, tam da bugünlerde Filistinli kardeşlerimize onların mükâfatını versin.

Yazımı, Fatih Sultan Mehmed Han’ın yiğitlerinin dilinden düşmeyen şu veciz söz ile bitireyim: “Allah'ın aslanlarına âciz bir ölüm yoktur, şanlı bir şehadet vardır.”