Komşuluk ilişkileri üzerine

Günümüzde çok hızlı bir kentleşme yaşanıyor. Bunun neticesinde de şehir yapılaşması ve yaşam tarzımız değişiyor. Özellikle iş hayatındaki değişimler, beraberinde komşuluk ilişkilerinde de değişimi getirmiştir.

KOMŞULUK, Türk toplumunda birçok bakımdan önemli bir yere sahiptir. Günlük hayatımızın vazgeçilmez bir alanı, elzem bir unsurudur. O kadar önemlidir ki, onun üzerine pek çok yargıda bulunulmuş, atasözleri, deyimler, özdeyişler dizilmiştir.

Komşunun ve komşuluğun ehemmiyetini çok iyi bilen atalarımız, “Ev alma, komşu al” demiştir. Çünkü komşu ile olan münasebetler, öyle bir an gelir ki evden çok daha önemli olabilir. Zira kötü komşuya maruz kalındığı zaman kişinin gözü evini dahi görmez.

İnsan, sosyal bir varlıktır. Tek başına bütün ihtiyaçlarını karşılayıp hayatını idame ettiremez. Onun yalnızlığını gidermek, hayatını kolaylaştırmak, yaşanılır kılmak için en yakın destekçisi, komşusudur. “Komşu, komşunun külüne muhtaçtır” sözü hiç de fuzuli söylenmemiştir. Çünkü “Komşuda pişer, bize de düşer”.

Ocağımızda kaynayan her tas çorbada komşumuzun da hakkı vardır. İslâm dini de komşu hakkının gözetilmesini ve gerekenin yapılmasını emreder. “Bir Müslüman, hayır ve iyilik üzere, komşusu ile buluştuğu zaman ona selâm verecek. Çağırdığı zaman davete gidecek, aksırıp hamdettiğinde ona rahmet dileyecek, hastalandığı zaman ziyaret edip hâl hatır soracak, ölünce cenazesine gidecek, komşusu açsa var olan yemeğinin yarısını onunla paylaşacak.”

Dilimizin ve kültürümüzün önemli unsurlarından biri olan deyimlerimizde de komşuluk temine sık sık yer verildiğine şahit oluyoruz. Komşular arasında gözetilen saygı anlamına gelen “komşu hatırı”, pek yakın yer anlamında “komşu kapısı”, bir yere sık sık uğramak mânâsını içeren “komşu kapısına çevirmek” bunlardan sadece birkaçı. Üzerinde durduğumuz unsurlar da gösteriyor ki komşuluk, bizim kültürümüzde olmazsa olmaz bir olgudur.

Toplumumuzun önemli bir dinamiği olan komşuluğun kendine has birtakım davranış, düşünüş ve yaşayış kalıpları vardır. Mahallemize, apartmanımıza yeni biri taşınınca hoş geldine gidilir. Bir ihtiyacı varsa karşılanır. Onun yalnızlık çekmemesi için elden gelen yapılır. Yerini, yurdunu kurunca komşu, ev davetine çağrılır. İyi, kötü, acı, tatlı bütün günlerinde komşunun yanında olunur. Komşudan bir ikram gelmişse gelen tabak asla boş gönderilmez. Komşunun dedikodusu yapılmaz. Özel bir yemek pişirilmişse komşuya da götürülür. Düğün daveti olursa çeşitli şekillerde yardımda bulunulur. Aileden sonra en yakının komşular olduğu asla unutulmaz. Komşuda hasta varsa mutlaka ziyaret edilir. Hastalık sürecinde ihtiyaçları giderilir. Yaşıt çocuklar varsa yakınlık kurmaları, arkadaş olmaları sağlanır. Doğum yapan komşu yalnız bırakılmaz. Komşu evinde ölüm varsa yemek götürülür, küçük çocuklara bakılır. Fiziksel güç gerektiren bir iş yapılacaksa gönüllü olarak yardımcı olunur.

Evet, bu ritüelleri ve davranış kalıplarını/normları saymakla bitiremeyiz. “Bitiremezdik” desek daha doğru olur galiba. Çünkü günümüzdeki modern şehir yaşamında bunların hepsi altüst oldu ve birçoğu da unutuldu. Hatta o kadar acı ki, komşuluk olgusunun silinip gittiğini dahi söyleyebiliriz. Ne mahalle kültürü kaldı elimizde, ne de komşuluk ilişkileri. Komşu, komşunun külüne muhtaç değil artık. “Ev alma, komşu al” sözünün yerinde yeller esiyor. Komşu hatırını sayan, komşu kapısını çalan kalmadı. Gayrı hiçbir yeri komşu kapısına çevirme cesaretimiz yok.

Kentleşme furyası ile meydana gelen akın akın göçler ve bu göçlerin neticesinde oluşan yapılaşma anlayışı, mahalle olgusunu da, komşuluk algısını da yerle yeksan etti. Büyük bir enkazın altında bulduk kendimizi. Yaşantımıza, benliğimize, ruhumuza, kimliğimize, kişiliğimize yabancı değerlere çarpıverdik. Dayanışma ruhunu, gönül bağını, saygıyı, hoşgörüyü kaybettik. Kırsal kesimin küçük yerleşim yerlerinde kırıntılarına rastlayabildiğimiz komşuluğun sıcaklığı gökdelenlerin, rezidansların, güvenlikli sitelerin güvenlik bariyerlerini aşamadı ne yazık ki.

Yeni bir komşuluk anlayışı ile karşı karşıyayız. Komşumuzla iletişim kurmaktan kaçınıyoruz. Hiçbir sorunumuzu, rahatsızlığımızı paylaşamıyoruz. Çünkü sonunun ne olacağını bilememe endişesi içerisindeyiz. Ne selâm veriyor, ne hatır soruyoruz. Asansörde bile karşılaşmamak için evden çıkış saatlerimizi ayarlıyoruz. Hasbelkader denk gelirsek günaydını, merhabayı çok görüyoruz birbirimize. “Selâm verdik, borçlu çıktık” sözünün gerçeğe dönüşmesinden ürküyoruz galiba.

Güven duygusunu kaybettik. Evlerimiz, sitelerimiz güvenlikli fakat içinde yaşayan biz fâni kullar, güvenin zerresini taşımıyoruz birbirimize karşı.

Komşularımızla iyi ilişkiler kurmamızın temeli, onları iyi tanımaktan geçer. Birbirimizi tanımalı, gerçek mânâda tanış olmalıyız. Günümüz komşuları arasındaki sorunların temelinde yatan sebep, tanıma ve tanışma konusunda gereken ehemmiyeti göstermememiz ve dostane ilişkiler kurmamamızdır. Yardımlaşmayı, birbirimizi koruyup kollamayı, kibarlığı, insanlığı unuttuk. Bu, çok endişe verici bir durum.

Kendimizi silkelemenin ve özümüze dönmenin zamanı geldi de geçiyor. Biraz daha geç kalır ve işin ehemmiyetini kavrayamazsak kayıplarımızı telâfi etmemiz mümkün olmayacak. İşin çözümü bizde başlayıp bizde bitiyor. Peki, neler yapabiliriz?

İnsanız, sorunlar yaşayabiliriz. Anlaşmazlıklar, uyuşmazlıklar olabilir. Komşularımızla yaşadığımız problemleri ayaküstü çözmeye çalışmamalıyız. Oturup konuşmalı, tatlı dil ve güler yüzle makul olan çözümü bulmalıyız. Komşularımızı koruyup kollamalı, onlara elimizden geldiğince hem maddî, hem manevî yönden destek olmalıyız. Özellikle kimsesiz ve yaşlı olanları kaderine terk etmemeliyiz.

Sevgiyle yaklaşmak, hâl hatır sormak ve nazik davranmak komşuluk bağlarımızı güçlendirir. Bu hususu göz ardı etmemeliyiz. Bilhassa çok katlı binalarda oturanlar daha hassas olmalı. Ortak kullanım alanlarına gereken özen gösterilmeli. Alınan kararlar uygulanmalı. Alt katta veya yanda yaşayanlar olduğu unutulmamalı. Evdeki halılar, kilimler, çamaşırlar balkonlardan silkelenmemeli; teknolojik araçların sesi ayarlanmalı ve komşular gürültüye maruz bırakılmamalı. Sorunlar çözülürken objektif ve tarafsız olunmalı. Dostluk ve arkadaşlık bağları oluşturulmadan önce insanlar birbirlerini yeterince tanımalı.

Evet, günümüzde çok hızlı bir kentleşme yaşanıyor. Bunun neticesinde de şehir yapılaşması ve yaşam tarzımız değişiyor. Özellikle iş hayatındaki değişimler, beraberinde komşuluk ilişkilerinde de değişimi getirmiştir. Geleneksel komşuluk ilişkilerimizin müspet yönlerini hakkıyla gerçekleştiremesek de günümüz komşuluk anlayışının olumsuz yönlerinden kaçınmamız mümkün.

Komşuluk ilişkilerinden vazgeçmemiz ve insanlarla iletişimi koparmamız olanaklı değil. Bu gerçeği kabul etmeli ve komşularımızla ilişkilerimizi sağlıklı yürütebilmek için karşılıklı hak ve hukuku gözetmeli, sevgi, saygı, hoşgörü kültürünü yaşantımızdan eksik etmemeliyiz.

Ailemizden sonra en yakın çevremiz komşularımız olduğu için İslâm dininde de bu hususa özellikle dikkat çekilmiştir. Kur’ân’da ve hadislerde komşuluk ilişkilerine sık sık atıfta bulunulmuştur. Bir ayette “ana, baba ve yakın akrabalardan sonra yakın ve uzak komşuya iyilik etmek, iyi davranmak tavsiye edilmektedir” (Nisâ, 36). Peygamberimiz, komşuluk hakları konusunda Kendisine yapılan sıkı tavsiyeleri anlatmak ve komşuluk hukukuna dikkat çekmek maksadıyla, “Cebrâil, Bana komşu hakları konusunda öyle hükümler getirdi ki bu gidişle herhâlde komşu komşuya vâris kılınır diye düşündüm” (Buhârî, “Edeb”, 123) demiştir. Peygamberimizin, “Komşusu elinden ve dilinden emin olmayan kişi mümin sayılmaz” (Buhârî, “Edeb”, 29) sözü, komşuluk ilişkisinin önemini ve ne kadar hassas bir konu olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Yine Resûlullah’ın, “Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse komşusuna ikramda bulunsun” (Buhârî, “Edeb, 31) gibi sözleri de bu bağlamda değerlendirilebilir.