Koç Ailesi hakkında birkaç düşünce notu: Ya hiçbir şey söylendiği gibi değilse?

Vehbi Koç hakkındaki metni okumaya başladığınızda görürsünüz ki, Vehbi Bey, Haim Nahum’un gayrımeşru çocuğu olmadığı gibi, anne tarafından Ankara’nın manevî otoritesi Hacı Bayram-ı Velî Hazretlerinin de torunudur. Peki, bu bilgi üzerinde Koç Ailesi pratikte durmazken nasıl bir diğer bilgi bazı kesimlerde daha muteber karşılanmıştır? Neden diğer bilgi kabul edilmiştir?

AZİZ Yıldırım’ın Fenerbahçe Spor Kulübü’nün başkanlığını kaybettiği gün, sadece Fenerbahçe için değil, Türkiye’de sosyetenin dahi en çok hürmet gösterdiği aile olan Koç Ailesi için de başka bir viraj dönüldü. Fenerbahçe’nin futbol başarıları bakımından o virajdan sonra şarampole yuvarlandığını düşünenler olabilir, ancak Koç Ailesi ve Türkiye bakımından söz konusu viraj, bir boyut değiştirme eşiği özelliği taşıyor benim için. 


Uzun zaman önce babamdan başlayarak imanına ve düşünce usulüne ayrıca inanıp güvendiğim çevremden birkaç isme Süleyman Şah Türbesi ve Koç Ailesi hakkında aktardığım bazı notlar vardı. -Bu notlar içinde Süleyman Şah Türbesi ile Koç Ailesi arasında herhangi bir ilişki yoktur, yanlış anlaşılma olmasın.- Bu yazıda, Koç Ailesi hakkındaki düşüncelerimi, haklarının kendilerinde mahfuz olduğunu bilerek ve her türden karşılığı öngörerek aktarmak muradım var. 


Bu girizgâhın ardından birtakım tespitlerle ne anlatmak istediğimi kaydetmeye başlayayım…


Her şey tersine


Allah rahmet eylesin, merhum Aytunç Altındal’ın katastrof dönemlerinin içeriğini tarif etmek için kullandığı ifadelerden biri de “kamuoyunda doğru ve hatta kanun olarak bilinen pek çok şeyin yanlış olarak ortaya konulacağı” yönünde. Bunu anlatmak için rahmetli Altındal, “Düşünün, ‘Yerçekimi diye bir şey yoktur, gök itimi vardır’ bile derler” cümlesini kullanır. TBMM Grup Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder’in kalp krizi geçirmesi üzerine MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin gösterdiği hassasiyet ve Önder’in vefatının ardından DEM Parti’yi ziyaret ederek onun portre fotoğrafını okşamasını işte bu minvalde okumak mümkündür. Zira Bahçeli, herhangi bir hassasiyet göstermemiş, Devlet adına işaret koymuş, adeta mühürleme yapmıştır. Böylece hakkında samimî hisler beslenen Önder’in bu vatanın özel bir evlâdı olduğu ve Devlet’in elinin artık her elin üzerinde olduğu tescil edilmiştir.


Çerçeveden çıkmadan konuma döneyim… Ankara’da ikâmet eden biri olarak Rahmi Koç Müzesi’ni birkaç kez ziyaret etmişliğim var. Hatta Ankara’yı alışveriş merkezlerinin başkenti zannedip “Gezilecek yer yok” diyen ve evladına Ankara’yı sadece bürokrasi ve AVM şehri olarak öğretenlere etap etap saydığım noktalardan biridir bu adres. Baştan yeniden dikkatinizi çekeyim, buranın ismi “Vehbi Koç” değil, “Rahmi Koç” Müzesi’dir. Rahmi Koç dahi İstanbullu değil, Ankaralıdır. Ankara’nın en büyük üç hanının birleşiminden oluşan koca bir taş bedesten, Ankara’nın değil yalnızca, Türkiye’nin en önemli kültür miraslarından biridir. 


Müzenin içeriğini öğrenmek isteyenin, bu müzeyi ziyaret edeceği günün en az beş saatini bir kenara bırakması elzemdir. Ziyaretçiyi henüz ilk katta, Vehbi Koç’un ticaret hayatına atıldığı ticarethaneyi modelleyen bir dükkân karşılar. Bu dükkânın yanındaki alanda Vehbi Koç ve Rahmi Koç’un biyografik portre bilgileri yer almaktadır. Vehbi Koç hakkındaki metni okumaya başladığınızda görürsünüz ki, Vehbi Bey, Haim Nahum’un gayrımeşru çocuğu olmadığı gibi, anne tarafından Ankara’nın manevî otoritesi Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri’nin de torunudur. Peki, bu bilgi üzerinde Koç Ailesi pratikte durmazken nasıl bir diğer bilgi bazı kesimlerde daha muteber karşılanmıştır? Neden diğer bilgi kabul edilmiştir?


“Yalan söylemek bedava” değil mi? Ya diğer kabul gören bilgi yalan olamaz mı? 


Vefatından evvel adeta ısmarlama bir biçimde Mehmet Ali Birand’ın “32. Gün” adlı programında yayınlanmak üzere bir “Koç Belgeseli” yaptıran Vehbi Koç, söz konusu belgeselde şu sözleriyle yeniden düşünülmek zorundadır: “O zaman bütün işlerin sahibi Yahudiler, Ermeniler, gayrimüslimlerdi. Müslüman Türkler ancak amele olabilirlerdi.”


Genotip ve fenotip bakımdan net bir Ankara Türkmeni olan Vehbi Koç’un 32. Gün’e yaptığı tüm konuşma cümle cümle değerlendirildiğinde, hakkındaki Haim Nahum yalanına adeta cevap verdiğini görürüz. Peki, bu yalan niçin uydurulmuş olabilir?


Merhum Vehbi Bey’in ifade ettiği gibi, Türkiye’deki tüm piyasalar gayrimüslimlerin elindedir ve finans bakımından da Müslüman Türkler derin bir mahkûmiyet içindedirler. Devlet bir çıkış aramak üzere kendi sermaye sahiplerini oluşturmanın derdine düşmüştür ve çıkış yolu bellidir: Gayrimüslimler ile ortaklıklar kurmak ve iş yönetimini öğrenmek…


Bu operasyon gerçekleştirilirken ilk yapılması gerekense gizliliği korumaktır. Zira fincancı katırlarını ürkütmemek lâzımdır. Bu gizliliği sağlamanın en ileri yöntemlerinden biri, operasyon elemanlarınızla dezenformasyon yerleştirmektir. Yani başka cepheden yanlış bir bilgi, toplumsal çapa eriştirilir. Bu sayede bir tarafı kazanırsınız ama diğer tarafı da kısmen kaybedersiniz. Operasyonun tamamlanacağı kademeye değin bu dezenformasyon ve yan verileri sürülür. 




Türkiye’nin göz bebeği projelerinden biri TOGG. Devrim’in halefi olarak görülen TOGG’un işletim konsorsiyumunda Koç yer almadığında, aileye ilginç yüklemeler yapan bir taban oluşmuştu. Ancak bu taban, “Anadol” ismiyle üretilen otomobili unutmuş, Otokoç ve Otokar ile üretilen yerli ve millî araçları görmezden gelmişti. Neden?


Haksızlık


Türkiye’de, torunları aramızda olan pek çok tarihî şahsiyet vardır. Bu torunlar, dedelerinin ya da ninelerinin isimleriyle gurur duyarak içimizde olmalarının yanında, bu isimleri kullanarak gelir dahi elde edebilmişlerdir. Buna karşın, ülkemizde ismi “Hacı Bayram-ı Veli” olan üniversite dahi var olurken, Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri’nin torunu olduğunu açıkça beyan eden Koç Ailesi’nin bu bilgiyi asla kullanmadığına şahidiz. Ancak eksik bir durum da söz konusu edilmelidir: Sözünü ettiğimiz üniversite hakkında Koç Ailesi’ne niçin hiç başvurulmamıştır? Kendi adıyla Türkiye’nin en büyük üniversitelerinden birini kuran bu aile, Hacı Bayram-ı Veli Üniversitesi için sizce bir şey yapmaz mıydı? İsterseniz, yapar. Yapmadı mı, kendi bilir…


Türkiye’nin göz bebeği projelerinden biri TOGG. Devrim’in halefi olarak görülen TOGG’un işletim konsorsiyumunda Koç yer almadığında, aileye ilginç yüklemeler yapan bir taban oluşmuştu. Ancak bu taban, “Anadol” ismiyle üretilen otomobili unutmuş, Otokoç ve Otokar ile üretilen yerli ve millî araçları görmezden gelmişti. Neden?


Aynı taban, Zorlu Holding’e ait Vestel’in CEO’sunun Ramazan tebriki eleştirisi sonrasında Zorlu’yu boykot organizasyonu yaparken Baykar Teknik AŞ Teknik Müdürü Selçuk Bayraktar’a, “Beyaz eşya işine girin, yerli ve millî beyaz eşyayı sizden alalım” teklifinde dahi bulunurken Koç’u unutarak ailenin işlettiği markaların yüzde yüz yerli ve millî, aynı zamanda uluslararası pazarda ciddî değere malik olduğunu görmezden geldi. Neden? Çünkü bu tabandaki bilgi, söz konusu dezenformasyona sızılacak kitlenin inanmasının dışında inananların çoğunluğu. 


Sayın Ali Koç’un Fenerbahçe Spor Kulübü’nün başına geçtiği ilk günden itibaren tevatürlerden oluşan bir acayip zemin hazırlandı. Ali Bey’in Milliyetçi Hareket Partisi’nin başına geçeceği bile konuşuldu. Ne diye? Sayın Devlet Bahçeli’yi birkaç kez ziyaret ettiği için, Koç üzerinden birtakım mihrakların MHP’yi ele geçirip Türk milliyetçiliğini reforme edeceğinden dem vurdular. Hele içine girilen son dönemeç söz konusu olunca, bu dedikodu bir de gürültüye dönüştü. Neden? Çünkü aynı kitle, Türk milliyetçiliğinin bu ülkenin teminatı olduğunu görememenin yanında, “Devlet Aklı”nı işleten mekanizmanın bugün Devlet Bahçeli’yi neden daha etkin seviyeye yükselttiğine anlam veremiyor. Hatta kıskanıyor. Bu yüzden Koç’un MHP’yi ziyaretine anlam veremiyor. Bu yüzden Ali Koç’un eli cebindeki fotoğrafını servis edip Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile arasını bozmaya çalışıyor. 


Kaldı ki, Ali Koç, Koç Ailesi’nin fertlerinden sadece biri ve en tepesindeki isim değil. Ama başkanlığı döneminde yaptığı bir icraat var ki, bence en önemlisi. Şöyle ki… 


Aziz Yıldırım döneminde Kadıköy Atatürk Stadı’nın ismi, stat yenileme çalışmalarının ardından Şükrü Saraçoğlu Stadı olarak değiştirilmişti. İsmet İnönü dahi şahitlik eder ki, Şükrü Saraçoğlu Mustafa Kemal Atatürk özelinde Türk Devleti’ne karşı oluşumlarda bulunmuş, Masonik yapılanmalara müdahil bir isimdir. Gazi Paşa’nın ölümü sürecinde ismi etrafında şüpheler mevcuttur. İşte Ali Koç, Saraçoğlu’nun ismini kaldırarak stadın ismini yeniden “Atatürk Stadı” yapmıştır. Bu işin hikâyesi, bir Kemalizm hamaseti yapmaktan değil, bu geçmiş plândan ileri gelmektedir.


Son söz


Diyebilirsiniz ki, “Peki, diğer boyutlarıyla, ettiği zulümlerle, ortaklıklarıyla neden ele almadın bu aileyi?”.


Diyebilirim ki, bu yazıyla sadece bazı soru işaretleri açmak ve geleceğe dair birtakım kulvarlar oluşturmak istedim ve detayları da bende kaldı. Zira yazıya dökmem demek, benim de tevatürler silsilesine yeni bir ek atmam demekti. Bundansa sonuna kadar kaçındım. Yine bu yazıyla bir operasyonu da deşifre etmedim. Zira yazdıklarımdan daha fazlası, bu konuyu düşünmeye başladığım 7 yıldır çok daha açıkça yaşanıyor. Vesselâm…