HAZRETİ Musa ile Mısır’dan çıkıyorsunuz…
Evet, Kur’ân’da tarif edilen ve tarihte de “Exodus” şeklinde anılan büyük olayın içindeki tanıklarından biri olmak üzeresiniz…
Firavun ve askerleri, büyük bir süratle sizin de içinde bulunduğunuz bu topluluğu yakalamak ve öldürmek üzere yola koyulmuş…
Sonunda Kızıldeniz’in kıyısına gelmişsiniz ve gidecek hiçbir yer yok!
Bekliyorsunuz…
Ardına düşüp bu sahile kadar geldiğiniz adamdan bir hamle bekliyorsunuz…
Ne yapardınız?
Meselâ, “Ya Musa, şu asânı bir yere vursan da deniz yarılsa ve biz de geçsek?” mi dersiniz?
Yoksa onun elindeki asâyı alıp bizzat vurmayı mı denersiniz?
İyi de, nasıl kurtulacağınızı bilmiyorsunuz ki daha… Zira daha mucize gerçekleşmemiş.
Kurtuluşun nasıl olacağını bilmiyorsunuz…
Geri dönüp, “Ey Firavun! Biz bu adamın ardına düştük ama senin insafını beklerim” demek ister miydiniz?
Ne kadar ayıp!
***
Madem ne yapacağımızı bilmiyoruz, öyleyse biraz daha öncesine gidelim de biraz akıl yürütmüş olalım.
Musa Peygamber, kardeşi Harun Peygamber ile Firavun’un karşısına çıktıktan sonra, Mısır hükümdarının en büyük düşmanı oluvermişti.
Firavun’un vaadi, iki kardeşi ve temsil edip korudukları halkı (İsrailoğulları), içlerinde sağ kimse bırakmaksızın katletmekti.
Bunun için kaldıkları evleri ve mahalleleri işaretlettirdi.
Ancak hesap etmediği bir şey vardı…
Mısır’ın sokaklarında önce çekirgeler uçuştu.
Sonra her yere kurbağalar dağıldı.
Sonra da evleri âdeta sel taşkınları gibi kan taşkınları bastı...
Ve Firavun’un ailesinden de birçok kimse büyük bir salgına tutuldu, ölüm tüm ülkenin üzerine çöktü!
Bütün Mısır bu faciayla karşı karşıyayken, Firavun’un işaretlettirdiği mahallelerdeki evlerde yaşayanlara hiçbir şey olmamıştı.
Musa Peygamber’den yardım istediler; onunsa şartı, sağ sâlim çıkıp gitmekti…
Kabul etmiş gibi yapsa da, ülkeden çıkmak üzere yola düşen Musa Peygamber ve ardındaki topluluğu katletmek üzere dev bir ordu toplayıp sefer düzenledi Firavun…
Sonrasında ne olduğunu biliyorsunuz…
Unutmamışsınızdır.
***
Bugün Türkiye’nin de bulunduğu dünya haritasına bir virüs salgını üzerinden bakıp neden bu salgının ülkemize ilişmediğini düşünenleri gördükçe Bakara ve Araf Sûreleri geliyor aklıma…
“Ben olsaydım Musa Peygamber’in yanında, acaba ne yapardım?” diyorum her seferinde.
Ben gerçekten ne mi yapardım?
Hazreti Habîbullah Muhammed Mustafâ’ya, O’nu görmeden iman etmiş ve ümmeti olmaya can atan biri olarak, Musa Peygamber’den, mucizeyi gerçekleştirmek üzere yapacağı o efsanevî hamleyi beklerdim.
Ne kendi kendime söylenir, ne elinden kapardım emanetini yani...
Hele karşıya geçtikten sonra, “Artık bıktım bu kudret helvasından” diye asla söylenmezdim.
Çünkü, vallahi kudret helvasından bıkmadım!
Hattâ onun varlığı için diyorum ki, “Allah’ım, benim sıhhatimden al da ona ver!”.
Daha ne etsin Serhat?!



