KAYNIYOR kazan. Ortadoğu yangın yeri gibi. Düşündükçe gönlümüze basıyor hazan. Beşeriz, yeise de düşeriz bazan. Müslümana yakışmaz karamsarlık, düşman planlıyor, çalışıyor, uğraşıyor; sen de öngör, sen de çalış, sen de kazan…
Filistinlilerin “Nakba” olarak tanımladıkları tarih, 14 Mayıs 1948... İsrail devletinin kuruluşu. Yüzyıllarca süren planlamalar, çalışmalar meyvesini vermiş, neticeye gidilmişti. Sınırları kesin olarak belli olmayan bu devlet, Filistin topraklarının yaklaşık yüzde onunu işgal ediyordu. O tarihten bugüne tecavüzler, işgaller, katliamlar devam etmiş, oran, doksanın üzerine çıkmıştır. Filistinlilerin ellerinde, sahilde Gazze ile içeride Batı Şeria’da mahdut toprak parçası kalakalmıştır. “Mapushane” hayatları ise “işkenceli mahkûmiyet”e dönüştü. Trampetçi Trump’ın turizm merkezi olarak ilan ettiği bu yerler elde edildiğinde, her şey “süt liman” mı olacak sanırsınız? Nihayi hedefin bayraklarındaki iki mavi çizgi ile belirlendiği baştan beri bellidir zaten.
Beşerî başarıya ulaştıran iki haslet vardır: İnanç ve planlı çalışma... Sadece inanmakla veya inançsız çalışma ile muvaffakiyet elde edilemiyor. Çalışmanın da usul ve safhaları olması lazım. Tanrının kendilerine vadetmiş olduğu toprakları elde etmek için faaliyete geçen Siyonistler kısa, orta ve uzun vadede programlar geliştirdiler ve tatbikata koyuldular. Başarma ihtimalleri var çünkü “vaade” inanıyorlar. Dünya milletlerinden devşirecekleri elemanları tespit etmek için masonluk gibi teşkilatları kurarken adayların “ateist” vasfına dikkat ediyorlardı. Ateist olanlar kullanılırlar fakat teşkilat içinde fazla yükseltilmezlerdi.
İnanmanın önemini bilen Siyonistler önlerindeki engelleri aşabilmek içinde ateizmin yaygınlaşmasına vargüçleriyle çalıştılar. Bugün ateizm, hastalık halinde küreselleşmişse, “şeytana tapanlar” gibi sapkın tarikatlar çoğalmışsa, bu çalışmaların önemli ölçüde payı vardır. Yaradan’ını içeri sokmayan kalplere girmek için çok sayıda sapık görüşler sırada beklemektedir…
Mesih’in Hikâyesi
Siyonistlerin, kendilerini ve davalarının haklılığını benimsetmek için yapmış oldukları faaliyetlerin başında kitap, dergi ve film gibi kültürel çalışmalar gelir. Bunun bir misali Lewis Wallace’in (1827-1905) 1880 yılında yazdığı “A tale of the Christ/ Mesih’in Hikâyesi) adlı romandır. Wallace, Amerikan iç savaşında (1861-1865) kuzeyli bir generaldir. Daha sonra 1882 yılında ikinci Abdülhamit Han zamanında ABD’nin Osmanlı elçisi olarak İstanbul’a gönderilmiştir. Romanın özeti şöyledir:
Roman kahramanı Judah Ben-Hur, İmparator Tiberius devrinde Kudüs’te yaşayan Yahudilerin özgürlüğü için mücadele veren bir prenstir. Başından geçen en önemli maceralardan biri, çeşitli milletlerin katıldığı imparatorlukta düzenlenen atlı araba yarışıdır. Ben-Hur, bu yarışta Müslüman bir Arap şeyhinin atlarıyla yarışır ve kazanır. Kudüs’te yaşayan İsa Peygamber yakalanmış, çarmıha gerilmek için eziyet edilerek yola çıkarılmıştır. Romalı askerler, işkence altında inleyen Peygamberin su içmesine bile müsaade etmemektedirler. Ben-Hur, ölümü göze alarak su dolu tası İsa’ya uzatır. Görüldüğü gibi roman, hem Müslümanlara hem Hıristiyanlara güzelleme yapmaktadır.
Roman, 1925 yılında sessiz sinema döneminde filme alındı ve büyük alaka uyandırdı. İkinci kez 1959 yılında Charlton Heston’un başrolünde beyaz perdeye aktarıldı. 11 akademi ödülü alarak OSKAR rekoru kırdı. 212 dakika süren film, dünyanın her yerinde defalarca oynatıldı. İkinci Dünya Harbi’nden sonra çevrilen birçok filmlerde Nazilerin zulmüne maruz kalan Yahudilerin hayat hikâyeleri acıklı manzaralarla abartılı olarak oynatılmaktadır. Yani anlayacağınız tarihî filmlere meraklı bilhassa genç beyinlerin uzun senelerce şuuraltı işlenegelmiştir.
Onlar için en önemlisi Hıristiyan-Yahudi yakınlaşmasının sağlanmasıydı. Bu iki inancın karması olan “Yehova Şahitleri” böyle doğdu. Bugün ABD’de hüküm süren “Evanjelizm” hep bu propagandaların mahsulüdür. Evanjelist Hıristiyanların Yahudilere ve Siyonistlere saygı ve sevgileri vardır. Evanjelikler, Yahudilerin Tanrı’nın seçilmiş halkı olduğuna, Kudüs ve civarının onların malı olduğuna, İsa Mesih’in gelişiyle Yahudilerle birlikte dünya hakimiyetine erişeceklerine inanırlar. Halbuki Orta Çağ’da Hıristiyanlar, Yahudileri İsa Peygamber’in katili olarak görürler, adam yerine koymaz, eziyet ederlerdi. Topluca soykırıma tabi tuttukları da olmuştur. Bakınız propagandanın gücüne! Nereden nereye gelindi.
Diğer bir faaliyetleri, kullanabilecekleri bireyleri tespit ederek hem maddeten hem de medya yoluyla destekleyerek meşhur olmalarını sağlamaktı. Bunlar vasıtasıyla devletlerin idarecileri ve kamuoyu etki altına alınmaya çalışılır. Aynı zamanda bunlar istihbarat görevinde de kullanılmaktadır. Bu bapta biri akademi, biri finans dünyasından olmak üzere iki misal vereceğiz...

Einstein, fizik tahsili yapmadığı halde teorik fizik dalında meşhur olmuş, 1879 doğumlu Yahudi asıllı bir Alman vatandaşıdır. Epstein ise ABD Virjin Adaları’nda satın aldığı üç adadaki ve New York Manhattan’da bulunan malikanesindeki ahlak dışı çirkin işlerle dünya çapında tanınan bir ajandır.
Başarısız kişiliği ile ünlü Yahudi: Albert Einstein (1879-1955)
Einstein, fizik tahsili yapmadığı halde teorik fizik dalında meşhur olmuş, 1879 doğumlu Yahudi asıllı bir Alman vatandaşıdır. Dört yaşına kadar konuşamıyordu, dokuz yaşında bile konuşmada güçlük çekerdi. Okulda başarısız bir öğrenciydi. 16 yaşında İsviçre’deki Zürih Politeknik Enstitüsü’ne müracaat etti. İmtihanı kazanamadı. İkinci sene kaydolabildi. Başarısız kişiliği ile ünlendi. Matematik öğretmeni Minkowsky ona “tenbel köpek” adını takmıştı. Sınıf arkadaşlarının bilhassa Grosman’ın yardımlarıyla 1900 yılında matematik öğretmeni diplomasını aldı. 1902 yılında Bern’deki bir patent bürosunda memur olarak çalışmaya başladı. Vazifesi, patent için yapılan müracaatları kayda sokmaktı. (Okuyucularımızın dikkatini çekeriz) patent, yeni buluşların, çalışmaların, şahsa kayıt işlemidir.
Patent memurluğunun üçüncü yılında yani 1905 senesinde 26 yaşındayken, dünyaca üne kavuşacak olan bombasını patlatıyor. Nasıl mı? “Annalen der Physik” dergisine gönderdiği dört makale sayesinde. Einstein daha sonraları ağzından kaçırdığı gibi beş haftalık bir çalışma mahsulü olan bu yazılar, eleştirmenlerin ifadelerine göre “fizik tarihinin gelmiş geçmiş en büyük eserleri” oluyor. Tahmin edeceğiniz çevreler tarafından ünlendirildikten sonra 1911 yılında memurluktan Prag Üniversitesi’ne terfi ettirilerek teorik fizik öğretim üyesi yapılıyor. Ertesi sene Zürih’e dönecek, “Fedaral Politeknik”te profesör kadrosuna alınacaktır. Medya desteğiyle şöhreti daha da artmıştır. Artık gazete ve dergiler ondan bahsediyor, röportajlar yapılıyor, konferanslara çağrılıyordu. Şimdi “Bu adamın fizik ilmiyle hiç mi alakası yok?” diyeceksiniz. Hakkını yemeyelim, 1903 yılında evlendiği Mileva Maric, fizik öğretmenidir.
Einstein’ın âlim olmadığının açık ispatı
“Sonsuzun önceden var olduğu mu yoksa yaratıldığı mı” ikilemi, eski filozoflardan beri tartışıla gelmiştir. Ateist fen adamları kâinatın durağan (statik) olduğunu savunuyorlardı. Kâinatın gelişme göstermesi, bir başlangıcının olması demekti. Bu da zorunlu olarak yaratıldığının kabulüne götürüyordu. Yaratıldı demek bir yaratıcının varlığına inanmakla eş anlamlıydı. Dolayısıyla ateistler, kâinatın (evrenin) statik modelini kabul etmekteydiler.
Einstein’ın alan denklemlerini inceleyen fen adamları, tezatla karşılaştılar. Önce Hollandalı W. Desitter, sonra Sovyet A. Friedmann, denklemlerin genişlemekte olan uzayı gösterdiğini söyleyerek dahi fizikçi(!) Einstein’ı uyardılar. Oluşan tepkilerle ayılan “üstün zekâ”nın(!) canı oldukça sıkıldı. Bu neticeyi halletmesi gerekiyordu. Einstein, denklemlerinin sonuna, uzayın değişmez ve sabit olduğunu gösterir bir “astronomik sabite” ilave etti. Vaziyeti kurtardığını sanan Einstein’ın gönül rahatlığı ancak on yıl sürecekti.
1929’da astronom E. Hubble, California’daki Hale Rasathanesi’nde yaptığı gözlem sonuçlarını tüm dünyaya ilan ediyordu. Galaksiler, müthiş hızlarla biri birinden uzaklaşıyorlardı. Yani uzay, genişliyordu. Şoke olan Einstein, koymuş olduğu sabiteyi silmek zorunda kaldı. Ve istemeyerek de olsa büyük bir hata yaptığını itiraf etti.
1964 yılında Penzios ve Wilson’un samanyolunun dışından gelen radyo dalga ölçümlerinden, gerekse 18 Kasım 1989’da fırlatılan COBE uydusunun radyasyon ölçümlerinden kesin olarak anlaşılmıştır ki, uzay genişlemektedir. Uzay genişlediğine göre başlangıcı da olacaktır. Daha doğrusu, kâinat sonsuz kudrette bir yaratıcı tarafından yaratılmıştır…
“… Deki: Allah her şeyi yaratandır. O birdir. Kâinatın yegâne hâkimi ve sahibidir.” (Rad, 16)
Einstein’ın kopyacılığı
Einstein’ın çalışmaları teoriktir, yani hayalidir. Mesela saniyede 280.000 kilometre hızla giden bir uzay aracındaki zamanın işleyiş durumu gibi. Çalışmaların çoğu patent memurluğundayken yayınlandığı ilk dört makaledeki (muhteviyatı özel ve genel izafiyet teorisi teşkil ediyordu) görüşlerini misallerle izah etmek oldu. Özel izafiyet teorisinin genellendirilmesi gibi. Einstein hayatının son otuz yılını tabiatta var olan dört kuvveti (çekim, elektromanyetizma, zayıf ve güçlü çekirdek kuvvetleri) bir denklem altında birleştirmek için uğraşmış fakat başaramamıştır.
Einstein’ın teorilerinin bir ön safhası bulunmaz. Yani başlangıç ve gelişme safhalarını görmek zordur. Mesela kendisiyle özdeşleşmiş olduğu, maddenin enerjiye dönüşümünü gösteren E= m.c2 formülünün nasıl oluştuğunu göremezsiniz. Açıklamamızın doğruluğunu araştırmak için yorulmayın. Çünkü California Teknik Üniversitesi’nin (1965 kuantum elektrodinamiği alanındaki çalışmalarından dolayı) Nobel ödüllü fizikçilerinden Richard Feynman (1918-1988) “Einstein’ın böyle bir sonuca nasıl geldiğini anlamış değilim”demiştir. Hatta bazı aktüel yazarlar işi daha da mizansen hale getirmişler, Einstein’ın bu formülü uzaylılardan aldığı iddiasında bulunmuşlardır. Bize göre ise bunun izahı basittir: Kopyacı özelliği…
Araştırmalarımız, Einstein’ın; zaman ve mekânın izafiyetini eski düşünürlerden ve H. A. Lorentz’den, fotoelektrik hadisesini M. Planck’tan, moleküllerin sıvı içindeki hareketini R. Brown’dan, uzay-zaman eğriliğini B. Rielann’dan ve kütle-enerji dönüşümünü Michelson Morley’den kopyalayarak geliştirdiğini göstermektedir.
Einstein’ı nasıl kullandılar?
Einstein ve arkadaşları pasifist idiler. Almanya’da savaş karşıtı faaliyetlerde bulunuyorlardı. Alman hükümeti Birinci Cihan Harbi’nin yenilgi nedenlerinden biri olarak da bu pasifist ve sosyalist gösterileri sorumlu tuttu. Nazi partisinin güçlenmesi ve iktidara gelişi sosyalistler ve Yahudiler için tam bir yıkım olacaktı. Baskılar artınca birçok Yahudi gibi 1933 yılında o da Amerika’ya göç edecekti. İkinci Cihan Harbi esnasında Hitler’in çılgın savaş tutkusu nedeniyle başta Von Braun olmak üzere bir grup Alman atom fizikçisi ABD’ye iltica ettiler. Bu durum, ABD hükümetinin gözardı edemeyeceği bir şanstı. Onlara özel yerler tesis ederek uzay çalışmaları muhteviyatında görev verildi. ABD bugünkü atom enerjisi tekniğine ve uzay teknolojisindeki seviyesine o zamanki Alman ilim adamlarının çalışmalarına borçludur.
Zamanın başkanı F. D. Roosevelt (1882-1945) uzay çalışmaları bahanesiyle nükleer silahların gelişmesini sağlayacak “Manhattan Proje Dairesi’’ni kurdurdu. Nükleer bombanın gücünü öğrendiğinde, kullanımında endişe etti. Einstein ve arkadaşları Başkan Roosevelt’e baskı yaparak “Eğer siz atom bombası yapmazsanız, Almanya yapacak’’dediler. Roosevelt da nükleer silahın yapımına ve kullanımına izin verdi. Savaş karşıtı pasifist Einstein, savaş şahini oluvermişti. O, nükleer bombanın diş bilediği Nazilere karşı kullanılacağını umuyordu. ABD için Avrupa’da bunu patlatmak dindaşları Hıristiyan dünyasını karşısına almak demekti. Beri yandan Almanya’nın müttefiki Japonlarla baş edemiyorlardı. Japon “harakiri uçakları” Amerikan gemilerinin bacasından içeri dalarak infilak ettiriyorlardı. Öyle ki ABD filoları Büyük Okyanus’ta dolaşamaz olmuşlardı. Başkan, putperest olarak gördüğü uzak düşmanının imhasına onay verdi. Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atılan bombaların etkisiyle ilk anda toplam 150.000 insan, uzun vadede radyasyonun etkisiyle 500.000 insan hastalanarak ölecekti. Daha sonraları Einstein Japonya’ya giderek fizikçi Hideki Yukawa’yı ziyaret edecek, özür dileyerek timsah gözyaşları dökecektir.
1948’lere gelindiğinde küresel Siyonistler oldukça güçlenmişlerdi. Düzenlenen göçmen kampanyalarıyla Filistin’deki nüfuslarını arttırıyorlardı. Yeni bir devlet kurmak zamanı gelmişti. Reisicumhur kim olacaktı? Besleyip büyüttükleri, ünü dünyaca meşhur Einstein olabilirdi. Fakat, tabiatta var olan dört kuvveti, “her şeyin teorisi” adıyla birleştirmeye çalışan Einstein, yirmi üç sene uğraşmasına rağmen başaramamıştı. Başarısızlığı psikolojisini bozuyordu. Sağa sola dilini çıkarmaya başlayınca başkanlık adaylığını kaybetti.

İlk soruşturma, 2005 yılında 14 yaşında bir kızın Epstein tarafından cinsel istismara maruz kalma ihbarı ile başladı. Florida Eyalet Mahkemesi 30 Haziran 2008 tarihinde iki küçük genç kızı fuhuş amaçlı istismardan 18 ay hapse mahkûm etti.
İstihbarat için kullanılan çok yönlü bir ajan: Jeffrey Epstein
Jeffrey Epstein, 1953 yılında Newyork’ta Yahudi bir ailede doğdu. Meslek hayatına öğretmen olarak başladı. Daha sonraları finans sektörüne geçerek multimilyarder derecesinde servet edindiği görüldü. Dar gelirli bir ailenin çocuğu olarak bu serveti nasıl elde etti? Öğretmenlik mesleğinden olduğunu düşünmezsiniz herhalde?
Manhattan’daki bir özel okulda 1974-1976 senelerinde fizik ve matematik dersleri verdi. Genç ve yakışıklı öğretmen, derslerinden ziyade kız talebeleriyle ilgiliydi. Mesleğinde başarısızdı. Okul, Haziran 1976’da “düşük performans” nedeniyle çalışmasına izin vermedi.
Öğretmenlikten ayrılan Epstein menkul değerler borsasında çalışmaya başladı.1981’de kendi danışmalık firması olan Intercontinental Assets Group’u kurdu. Zengin müşterilerinin paralarını kurtarmaya çalışıyordu. Arkadaşlarına hükümetlere danışmanlık yaptığından bahsediyordu. İstihbarat ajanı olduğunu da söylemiştir. 1980’de, üzerinde kendi resmi bulunan bir Avusturya pasaportu taşıyordu fakat pasaporttaki isim kendi adı değildi. Suudi Arabistan’da ikamet ettiği yazıyordu. Gazeteci Wicki Ward, 2017 yılında eski bir Beyaz Saray yetkilisinin, ABD Florida Bölge Savcısı Alexandır Acosta’nın kendisine (2008 yılında) Trump’ın “soruşturmadaki Epstein’ın istihbaratta çalıştığını, rahat bırakılması gerektiğini” söylediğini iddia etmiştir.
Yine bu dönem Epstein’in zengin müşterilerinden biri, ünlü milyarder Adnan Kaşıkçı idi. 1980’lerdeki İran-gate hadisesinde Amerikan silahlarının İsrail’den İran’a aktarılmasında adı geçiyordu. Aynı yıl Epstein ABD, AB ve Asya’da birçok seyahatler yaptı. Dolandırıcı olarak tanınan iş adamı Steven Hoffenberg, silah tüccarı Douglas Leese, eski ABD Başsavcısı John Mitchell ile tanıştı, arkadaşlıklarını ilerletti. Hoffenberg ile birlikte “saadet zinciri “organizasyonunu kurdular. Servetlerini arttırmak için para yatıran iştirakçiler, aldatıldıklarını anladıklarında iş işten geçmişti. Saadet zinciri “kazıklananlar kervanı”na dönüşmüş, organizasyon çökmeden önce Epstein ortaklıktan ayrılmıştı. Hoffenberg, paraları “iç” edenin Epstein olduğunu söylüyordu.
Epstein 2000 yılına kadar bazı milyoner müşterilerine ve bazı finansal kuruluşlara danışmanlık yaptı. Çeşitli fonlara iştirak ederek sermayesini arttırdı. 2008 yılında İsrail’de ilmî araştırmalar yapan fen adamlarıyla toplantılar yaptığı, farklı İsrail askeri üstlerini ziyarette bulunduğu görüldü. İsrail’de yayın yapan Haaretz gazetesi, İsrail’in savunma sanayisine ait (Report Homeland Security) bir kuruluşa yatırım yaptığını duyuruyordu. Kuruluş, genelkurmay başkanlığı da yapmış olan eski başbakanlardan Ehud Barak tarafından idare ediliyordu. Epstein’ın dikkat çeken ziyaretlerinden biri de Küba Cumhurbaşkanı Fidel Castro’nun daveti üzerine Kolombiya Cumhurbaşkanı A. P. Arango ile bebareber özel uçağıyla Küba’ya uçmasıdır. Epstein kardeşi Mark, 2009 yılında The Washington Post’a verdiği demeçte Trump’ın Epstein’ın jetiyle defalarca uçtuğunu söylüyordu. Epstein bu jetle Clinton, Kevin Spacey, Chris Tucker gibi tanınmış şahsiyetleri Afrika’ya uçurmuştu.
Epstein’ı dünya çapında tanınmasına vesile olan hadise, ABD Virjin Adaları’nda satın aldığı üç adada yaptırdığı malikanelerdeki ve New York Manhattan’daki malikanesindeki ahlak dışı çirkin işlerdir.
İlk soruşturma, 2005 yılında 14 yaşında bir kızın Epstein tarafından cinsel istismara maruz kalma ihbarı ile başladı. Florida Eyalet Mahkemesi 30 Haziran 2008 tarihinde iki küçük genç kızı fuhuş amaçlı istismardan 18 ay hapse mahkûm etti. Bu tür suçlular hapiste cezalarını doldururken, Epstein’e ayrıcalık tanınarak özel bir evde göz hapsi verildi. Göz hapsindeyken özel jetiyle Manhattan ve Virgin Adaları’ndaki malikanelerine sayısız yolculuk yapılmasına göz yumuldu.
Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI) devreye girip soruşturmaya başlamasıyla reşit olmayan 34 kız çocuğunun da mağdur olduğu tespit edildi. İleriki safhalarda reşit olmayan kurban sayısı 80’e çıkacaktı.
Mağdurların tamamına ulaşıldığı söylenemez. Çünkü birçoğu tehdit edilerek veya para karşılığı susturularak önlenmişti. Adının duyulmasını istemeyenlerin suskunluğu da vardır.
Çirkin hadiselerin en dikkat çeken yönü, malikanelerde misafir edilenlerin gizlice kamera kaydının alınmasıdır. Epstein yakın arkadaşı Ghislaine Maxwell, Epstein’in Virgin Adaları’nda özel odasının kameralarla tamamen kaplı olduğunu söylemiştir. Arkadaşlarından Maria Farmer ise Epstein’i New York’ta bulunan konağındaki ziyaretinde, tüm odadaki kameralarla bağlantılı bir medya odasını gösterdiğinden bahseder. “Medya odasına gizli bir kapıdan girilmektedir. Odada görevli birçok adam bulunuyordu. Kameralarda tuvalet, banyo ve yatak odaları görüntüleri vardı. Özel anları izledikleri açıktı” demiştir.
Pedofili suçu ile açılan davanın dünya çapında yankı uyandırmasının nedeni, yayınlanan belgelerde, Leonardo Di Caprio, Cate Blanchett, Cameron Diaz gibi ünlü Hollywood yıldızlarının yanı sıra, Bill Clinton, Donald Trump gibi siyasetçilerle İngiltere Kraliyet Ailesi’nden Prens Andrew, Michael Jackson, Miek Jagger gibi ünlü şahsiyetlerin yer almasıdır. Ancak çok uzun bir liste ise karartılmış olarak bekletilmektedir.
Hadisenin siyasî kriz derecesinde büyümesi, neden olanların ömürlerinin de kısa olacağının belirtisiydi. 6 Temmuz 2019’da FBI görevlileri tarafından tutuklanan Jeffy Epstein, 10 Ağustos 2019 tarihinde tutuklu bulunduğu hücresinde ölü bulundu. Basına intihar olarak açıklandı. Davanın önemli mağdur şahitlerinden Virginia Giuffre ise Avusturalya’daki çiftliğinde ölü bulundu. Yetkililer intihar ettiğini söylediler. Giuffre, 17 yaşındayken, Prens Andrew ve Epstein’in kendisine cinsel saldırıda bulunmakla suçlamıştı.
Hayatı tetkik edildiğinde Jeffrey Epstein’in istihbarat için kullanılan çok yönlü bir ajan olduğu gerçeği su götürmez. Finans sektöründeki faaliyetleri, bunun perdelenmesidir. Asıl bağlı olduğu merkezin “Küresel Siyonizm” olduğu açıktır. Küresel Siyonizm, planları gereği, ileride gerçekleştirecekleri “büyük harekât”ı etkileyecek kapasitedeki şahsiyetleri kendi yanlarına çekebilecek veya en azından susturabilecek verileri önceden hazırlamaktadırlar. Epstein bu planda başrol oynayan bir elemandır. Desteklenmiş, büyütülmüş, sayesinde önemli kayıtlar elde edilmiş, iş açığa çıkmaya başlayınca (şahit olarak kalmaması için) ortadan kaldırılmıştır. Ön planda maşa olarak kullanılanların akıbeti de budur zaten.
Herkes istikbaldeki işini ve gücünü tanzim etmelidir
Mevzuun daha iyi anlaşılması için madde halinde sıralayalım…
1. İstenen hedefe ulaşabilmek için iki hususiyet zaruridir: İnanç ve çalışma… Müslümanlar için iman ve çalışmak…
2. Mazisi üç bin yıl evveline dayanan Siyonizm 19. yüzyıldan itibaren modern anlamda teşkilatlanmaya ve çalışmaya başladı.
3. Avrupa ve Amerika’da güçlenen Küresel Siyonizm, devletlerin siyasî ve iktisadî yapısına, milletlerin sosyo-kültürel alanına etkili oldular.
4. Önce gazete, dergi, radyo, sinema sonra televizyon, bilgisayar, internet gibi bilgi ve iletişim teknolojileri, söz sahibi oldukları propaganda vasıtalarıdır.
5. Siyasî, akademi, iktisadî ve sosyal alanlarda seçtikleri bireyler her yönüyle desteklenerek dünya çapında şöhret haline getirilir. Zirvede olan bireyler, kendilerine sunulan plan çerçevesinde hareket ederler.
6. Nüfus altına alınamayanlar, rakip olma potansiyelinde bulunanların zayıf tarafından girilerek saf dışı bırakılır. Yazımızda adı geçen Virgin Adaları bunun için üs haline getirilmiştir. Burada konaklatılanlar sadece basına yansıyanlar kadar değildir. Turizm, ziyafet, dernek, toplantı ve eğlence organizasyonlarıyla binlerce şahıs gelip geçmiştir. Bunlardan alınan kamera kayıtları gereğinde kullanılmak üzere arşivlenmiştir. 2010 yılında CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın bir kaset sebebiyle siyasî hayatı bitmişti. Bu tür kayıtların ne derece tesirli silaha dönüştüğü buradan anlaşılmalıdır.
7. Yaptıkları ahlaksız işlerde reşit olmayan kızlar kasten kullanılmıştır. Çünkü AB ve ABD’de “Pedofili’’ suçtur. Büyükler kullanılsaydı fazla etkili olunamazdı. Kullanılan kurbanların sayısı basına yansıyanların ötesinde yüzlercedir. Para ile satın alınanların yanısıra, bilhassa geri kalmış coğrafyalarda, depremler, seller gibi afet sonrası kimsesiz kalmış kız çocukları tahsis edilmiş ekiplerce alıkonularak getirilmiştir. Yapılan soruşturmalar arasında Epstein’in özel jetinin pilotu Nadya Marçinko’nun 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi sonrası bazı kız çocuklarının ABD’ye kaçırıldığı ifadesi de yer almaktadır.
8. Basına yansıyan ve zorunlu olarak adliyeye intikal eden Epstein vakası müstakil olarak düşünülmemelidir. Yeryüzünün muhtelif yerlerinde başka merkezlerin de bulunabileceği kuvvetle muhtemeldir.
9. Çok uzun seneler öncesinden beri tutulan kayıtların fazlaca yekûn oluşturduğu tabiidir. Gençliklerinde buraya gelenler halihazır memleketlerinde önemli mevkilere gelmiş olabilirler. Buraları ziyaret eden her şahıs bu kötü fiili işlemiş olmasa bile resim ve videolarındaki görüntülerinden masumiyetlerine inandırmaları imkânsız gibidir. Fiili işleyen işlemeyen her kesimin yapacağı tek şey, kaydı ellerinde bulunduranları kızdıracak davranışta bulunmamalarıdır. Ekim 2003’ten beri istilacı ve zalim İsrail devletinin Gazze’yi denizden, havadan, karadan devamlı bombalamaları, binaları, okulları, hastaneleri yakıp yıkmaları, genç, yaşlı, kadın, çoluk çocuk demeden sivilleri katliama tabi tutmalarına rağmen AB, ABD ve Ortadoğu yetkililerinin (birkaç cılız ses dışında) dut yemiş bülbüle dönmelerini şimdi daha iyi anlıyor musunuz? İnsan kasabı Netanyahu “Oturun oturduğunuz yerde, yoksa…” diye boş yere efelenmiyor.
10. Küresel Siyonistler, Hıristiyanlardan istifade edebilmek için “Evanjelizm’’ meshebini icat ettiler. Evanjelistlere göre Filistin, Siyonistlerin hakkıdır. İsa Mesih’in geri gelebilmesi için birlikte savaşacakları dünyayı cehenneme çevirecek “Armageddon Savaşı”nın başlaması lazımdır.
Daha 2013 yılında rahmetli Aytunç Altında televizyon programlarında Evanjelistleri, Armageddon Savaşı için planlar yaptıklarından bahsediyordu. Araştırmalarına göre 2021 ila 2025 tarihleri arasında tatbikata sokacaklardı. Bu mevzuları fazla kurcaladığı için (zehirlenerek) suikasta uğradı. 2023, verdiği tarihlerin ortalamasıdır. Ucu “Melhame-i Kübra”ya götürecek kıyamet savaşı başlamış görünüyor. Zaman zaman inkıtalar (kesintiler) olabilir. Fakat artan ivme ile hadiseler devam etme temayülündedir.
Herkes istikbaldeki işini ve gücünü buna göre tanzim etmelidir…



