HAYATIMIZIN öznesidir çocuklar… Onlar, dünya bahçesinin gonca gülüdürler… Gülü olmayan bahçe ne kadar renksizse çocuk olmayan ev de o derece sönük bir viranedir. Onların sonu gelmeyen istek ve şikâyetlerinden “illallah” desek de onlarsız bir gün bile yapamayız. Hayatımıza renk ve ahenk katar onlar… Onların öfkesi camdaki buğu gibidir. Azıcık sıcaklık görünce yok olur gider yüreklerine sinen öfke ve alınganlık… Gülümseme yayılır yüzlerine…
Yarınların yükünü onların omzuna yükleyeceğiz. Yakın bir gelecekte bugünkü mâkâm ve mevkileri çocuklarımıza teslim edeceğiz. Günü gelince her şeyden elimizi eteğimizi çekeceğiz. Onlar emaneti alarak daha ileriye götürecekler şüphesiz... Vazifelerinde başarılı olmaları için çok donanımlı olmaları şarttır. Onlara o bilgi birikimini bugünden kazandırmalıyız. Körpe beyinlerini zehirli düşüncelerden uzak tutmalıyız. Onlara vatan ve millet sevgisi, saygı, hoşgörü, vefa, adalet, doğruluk gibi ölümsüz kavramları aşılamalıyız.
Kim demiş çocuk küçük bir şeydir? Belki çocuk her şeydir... Zira onlar bizim istikbalimizin sönmeyen güneşidir. Onları mutlu etmek ve güzel şartlarda büyütmek, biz ebeveynlerin en büyük ödevidir. Bizler onlara sağlıklı bir hayat ortamı sağlamanın mücadelesini vermeliyiz. Sorumluluklarımızı askıya alarak görevlerimizi ihmal etmemeliyiz.
Okul, aile ve çocuk üçgeni geleceğimizin doğru şekillenmesini sağlar
Çocuklar hayatımızın vazgeçilmez değerleridir. Onlar için ne yapmayız ki? Her şeyimiz onlara adanmıştır. Gecemizi günümüzü onlara ayırmaktan yorulmayız, hatta onlarla geçirdiğimiz her an büyük mutluluk ve haz duyarız. Canımızdan bir parçadırlar. Onların eğitimi için varımızı, yoğumuzu harcarız. Onların başarılarıyla gururlanırız daima.
Çocukların kişiliğinin gelişmesinde ailenin, okulun ve çevrenin etkisi çok büyüktür. Malumdur ki çocuk ilk terbiyesini anne babasından alır. Ebeveyn ne yaparsa onlar da aynı şeyleri yapmaya çalışır. Çocukların güzel huylar edinmelerini istiyorsanız onlara iyi örnek (rol model) olun. Yapmadığınız şeyleri onlardan istemeyin ve beklemeyin. Öncelikle onları bağımsız bir fert olarak kabul edin. Onları anlamaya ve dünyalarına girmeye çalışın.
Çocuğun yetişmesinde anne babadan sonra okulun tesiri büyüktür. Okul daha çok öğretim (bilgi) ağırlıklı olsa da, burada eğitim de verilir. Öğretmenler bilginin yanında, terbiye de verir öğrencilerine, vermelidir de. Gün boyu öğretme gayesi güden öğretmen, vazifesini hakkıyla ifâ etmiş, başarılı bir öğretmen sayılamaz. Öğretimin yanında edep de asla ihmal edilmelidir. Her fırsatta çocuğun ahlâki gelişimine katkıda bulunulmalıdır.
Çocukların çevreden etkilendiği, karakterinin oluşumunda çevrenin de büyük tesiri olduğu bilinen bir gerçektir. Aile ve okul kadar olmasa da çevre de çocuğun kişiliğini olumlu veya olumsuz şekilde etkiliyor. Bunu bilen ve önemseyen aileler çocuklarının arkadaş çevresini mercek altına almayı ihmal etmezler; çocuklarının arkadaş çevrelerini tanırlar.
Ömrünün daha ilk yıllarında kitapla tanışan çocuklar kısa zamanda sosyalleşirler. İçe kapanık ve yalnız yaşamaktan kurtulurlar. Okudukları herhangi bir roman ve hikâyedeki kahramanlar, onun için anne babası gibi örnek alınacak bir model olur.
Çocuklarımızın ruhlarını okutacağımız doğru kitaplarla beslemeliyiz
Çocukların kişiliklerinin şekillenmesinde okudukları kitapların etkisi de çok büyüktür. Çocuklar okudukları kitapların tesiri altında kalabilir. Okuduklarından yola çıkarak hareket edebilirler. Kitabın içeriği müspetse okunanlar kazanca, menfiyse kayba yol açabilir. Bu hususta aile reisinin titiz ve uyanık olması şarttır. Yoksa dönüşü olmayan yollara sapabiliriz.
Çocuklara okuma alışkanlığı kazandırmak ve kitap sevgisini arttırmak için her yıl Kasım ayının ikinci pazartesi günü ile başlayan hafta, Çocuk Kitapları Haftası olarak kutlanmaktadır. Bu haftanın kutlanmasını ilk kez, 1917 yılında Amerikan izcilerinin kitaplık yöneticileri önermiş ve 1919 yılından itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Ülkemizde ise bu haftanın kutlanmasına 1947 yılında başlanmıştır. O tarihten beri bu hafta içerisinde değişik etkinlikler gerçekleştirilmektedir. Hafta boyunca kitaplar çocuk zihinlere nakşedilmektedir.
Bilindiği gibi Türkiye’nin en büyük meselelerinden birisidir okumamak… Okumamak nasıl mesele olur, demeyin. Bunu ferdî planda değerlendirme hatasına düşmeyin. Okumazlık toplumsal bir hastalıktır. Şayet insanımız yeterince okusaydı cehalet yüzünden başımıza bunca felâket gelmezdi. İnsanlar hak ve sorumluluklarını bilirdi; hainlerin oyununa gelmezdi.
Çocuk okuma alışkanlığını öncelikle ailede ve okulda kazanır. Eğer aile fertleri kitaba değer veriyorsa ve düzenli olarak okuyorsa, çocuklar da belli bir zaman sonra onlara öykünerek okumaya başlayacaktır. Bu, zamanla okuma kültürüne ve davranışa dönüşecektir.
Çocuk, okumayı bir zorunluluk değil, bir zevk olarak görmelidir. Çocuklar kitapları oyuncakları yerine koymalıdır. Onlardan zevk almalıdır. Bu zevki kazandırmak için evde ailece kitap okuma saatleri düzenlenmelidir. Anne babayla birlikte okunan kitaplar, çocuğa kitap ve okuma sevgisi kazandıracaktır. Çocuk okumayı angarya olarak görmekten kurtulacaktır. Okumak zamanla onun için bir davranış hâline dönüşecektir.
Çocuklar dil zevkini ailelerinden ve öğretmenlerinden kazanırlar. Okudukları kitaplar ise kelime dağarcıklarını zenginleştirir, algılama güçlerini artırır. Dil imkânlarını genişletir, hayal gücünü zenginleştirir. Çok okuyan kişiler kendilerini ifade etmekte güçlük çekmezler.
Günümüzde çocuklara yönelik muhteva bakımından kaliteli kitap bulma sıkıntısı yaşandığı söylenebilir. Henüz Ömer Seyfeddin ve Kemaleddin Tuğcu’yu aşan isim yok denecek kadar azdır. Bu, çocuk edebiyatının ihmal edildiğini ve kısırlaştırıldığını gösteriyor. Hâlâ Batı kültürünü ve inançlarını aksettiren “Polyanna, Seksen Günde Devr-i Âlem, Pinokyo, Küçük Kibritçi Kız, Parmak Kız, Kül Kedisi, Alice Harikalar Diyarında, Kırmızı Başlıklı Kız” gibi kitaplara mahkûm çocuklarımız. Bunları oku(t)maya mecbur muyuz?
Bizim 624 yıllık Osmanlı, 100 yıllık Cumhuriyet, binlerce yıllık da İslâmiyet öncesi Türk tarihimiz vardır. Niçin bu kadar uzun ve köklü tarihi olan bu aziz millet, Batı’nın sözde kahramanlarının düzmece hikâyelerine mahkûm olur? Niye kendi kahramanlarımızın hayat hikâyelerini hakkıyla ve lâyıkıyla yazarak geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza sunmayız? Birkaç münferit örnek olsa da, bu alanda çok büyük boşluklar ve eksiklikler vardır. Bu da millet olarak çocuklarımıza hakiki mânâda kıymet vermediğimizi gösteren bir örnektir.

Kitabın ne denli mühim bir öğrenme vasıtası olduğu gerçeğini artık anlamayan ve kabul etmeyen yoktur. Çocuk olsun, yetişkin olsun, bütün fertler kitapların o samimi sevgi ve sıcaklığına muhtaçtır. Çünkü onlardır bize yarınların başarı ve mutluluk reçetesini sunan.
Genç dimağların bilginin yanında edebî metinlere ve ruh zevki kazandıran eserlere de ihtiyaçları vardır
Çocuklarımıza küçük yaşlardan itibaren okuma sevgisi kazandırmalıyız. Bunu bir anda değil, belli bir sürece yayarak gerçekleştirmeliyiz. Fakat bu hususta da onları asla başıboş bırakmamalıyız. Kitap seçimine çok dikkat etmeliyiz. Çocukların abur cubur yememelerine ne kadar dikkat ediyorsak abur cubur okumalarına da müsaade etmemeliyiz. Onların zevklerine ve seviyelerine uygun kitaplar seçmeliyiz. Aksi takdirde onlara kitap sevgisi kazandıracağız derken onları kitaptan büsbütün soğutabiliriz. Okunacak kitap ne çok basit, ne de çok ağır olmalıdır. Kitabın basiti de, ağırı da çocuğu sıkar ve okuma sevgisini köstekler.
Türkiye’de çocuk kitapları alanında ciddi boşluklar vardır. Yazarlarımız nedense bu alana fazla ilgi duymuyorlar. Ülkemizde çocuk kitapları piyasasında daha çok ne idüğü belirsiz ve alabildiğine sığ çeviri eserler dolaşıyor. Bu eserlerin bir kısmının içeriği kültürel değerlerimize de aykırıdır. Bazıları ise Hıristiyanlık propagandası yapmaktadır. Çevirenlerin basiretsizliği ve dile hâkim olamayışları da çocukların dil zevkini ciddi biçimde baltalıyor.
Çocuklarının ruhlarını imar etmek isteyen anne ve babalar belli günleri bahane ederek her fırsatta çocuklarına kitap alıp hediye etmelidir. Her evde şahsî bir kütüphane oluşturulmalıdır. Bu kütüphanede mutlaka sözlük, meal, hadis, atasözleri ve deyimler kitapları bulunmalıdır. Bu kitaplar sayesinde çocuklarımıza millî ve manevî bir ruh kazandırılmalıdır.
Okul ve sınıf kitaplıkları veliler tarafından çocukların seviyelerine uygun olarak zenginleştirilmelidir. Bunu yaparken dinî ve millî hassasiyetler asla ihmal edilmemelidir. Okullarda ders kitabı dışındaki eserlerin okunması özellikle teşvik edilmelidir. Yeni çıkan çocuk kitapları ve dergileri takip edilmeli, satın alınmalıdır. Böylelikle bu alanda kalem oynatanlara da destek olunmuş olur. Çünkü marifet iltifata tabidir.
Bütün bunların yanında ve bunlara ilâve olarak şartlar uygunsa çocuklar yazarların imza günlerine götürülüp onlarla bizzat tanıştırılmalıdır. Böylece çocukların, yazarları kendilerine örnek almalarının yolu da açılır. Böylelikle çocukların ilgisi kitaplara çekilir.
Kitabın ne denli mühim bir öğrenme vasıtası olduğu gerçeğini artık anlamayan ve kabul etmeyen yoktur. Çocuk olsun, yetişkin olsun, bütün fertler kitapların o samimi sevgi ve sıcaklığına muhtaçtır. Çünkü onlardır bize yarınların başarı ve mutluluk reçetesini sunan.
Kitapla çocuk tıpkı anneyle yavrusu gibi birbiriyle iç içe ve sarmaş dolaş olmalıdır. Nasıl ki bebeğin bedeni anne sütüne muhtaçsa öyle de çocuğun ruhu, zihin ve dil gelişimi için kitaba muhtaçtır. Fakat kitap derken sadece ders kitapları anlaşılmamalıdır. Ders kitapları daha çok bilgi aktarımına yöneliktir. Oysa henüz filizlenen genç dimağların bilginin yanında edebî metinlere ve ruh zevki kazandıran eserlere de ihtiyaçları vardır. Bu da şiir, roman, hikâye, masal, tekerleme ve diğer edebî türlerle sağlanabilir.
Okul öncesi dönemde resimli kitaplarla tanışan çocuklar, ilerde kitaba karşı ilgi ve sevgi duymaya başlarlar. Resimli kitaptan, oyun kitaplarına, okumayı söktükten sonra da hikâye ve basit romanlara geçen çocuğun kitaba dair serüveni ömrünün sonuna kadar devam eder. Bu yaşlarda kazandırılan davranışlar kalıcı ve tesirli olur.
Ömrünün daha ilk yıllarında kitapla tanışan çocuklar kısa zamanda sosyalleşirler. İçe kapanık ve yalnız yaşamaktan kurtulurlar. Okudukları herhangi bir roman ve hikâyedeki kahramanlar, onun için anne babası gibi örnek alınacak bir model olur. Bunu göz önünde bulundurarak yarınlarımızın ışığı olacak çocuklarımızın iyi bir insan olabilmeleri için onlara rastgele kitap okutmamalıyız. Hiç okumamak rastgele okumaktan iyidir. Çünkü kitaplardaki kötü örnekler zihinleri tahrip ederek çocuğun karakterinin menfi yönde şekillenmesi sonucunu doğurur. Bu hususta anne, baba ve öğretmenlere büyük görevler düşüyor.
Okuma konusunda çocuk gelişim uzmanlarının sunduğu olmazsa olmaz öneriler
Çocuğa “oku” demekle üzerimizdeki sorumluluğu atamayız. Çünkü pek çok çocuk neyi, niçin, nasıl okuyacağını bilmiyor. Onları bu konuda doğru yönlendirmeliyiz. Özellikle ilk okuma çağındaki çocuklarla birebir ilgilenmeliyiz. Bu hususta neler yapabiliriz? İşte size çocuk gelişim uzmanlarının sunduğu olmazsa olmaz öneriler:
· Basit ama eğlenceli, bol ve ilgi çekici, canlı renkli resimleri olan kitaplar seçin.
· Çocuğunuzun ezberleyebileceği kadar kısa ve tekerlemeleri olan hikâyeler seçin.
· Çocuğunuzu yazma ve okumaya yönlendirecek ilgi çekici etkinlik kitapları alın.
· Kitabı o size okumadan önce, siz ona okuyun. Eğer tekrarlanan tümceler varsa birlikte tekrarlayarak eğlenin.
· Kitabın resimleriyle ilgili konuşun. Önce bütün resimlere bakıp, sonra hikâyeyi okuyabilirsiniz. Sakın çocuğunuzun okumayı söktüğünü kanıtlamak için resimleri kapatarak okumasını istemeyin. Resimlerin yardımıyla okumak, önemli bir “okumaya başlangıç” yöntemidir.
· Okurken takıldığı yerlerde çocuğunuzu zorlamadan ve yumuşak bir sesle o sözcüğün ne olabileceğini sorun. “Baş harfinin sesi nedir? Buraya nasıl bir kelime uyar?” gibi sorularla düşünmesini ve hatırlamasını sağlayın.
Çocukluk yıllarında edindiğimiz bilgi ve beceriler belleğe kazınır, kolay kolay unutulup yok olmazlar. Bu yaşlarda elde edilen kelimeler, dil zevkimizin şekillenmesinde belirleyici bir rol oynarlar. Ne kadar çok kelime bilirlerse o kadar zengin bir düşünce ve hayâl dünyası inşâ edebilirler. Okunan her hikâye ve roman yeni bir dünyanın keşfidir onlar için. Belli bir noktadan sonra da kendi yazı ve hayâl kurgularını teşkil etmeye başlarlar. Bu, okumaktan yazmaya geçmenin ilk işaretidir. Bu süreç böylece gelişip zenginleşerek sürer.



