Kişiyi ve kişiliği oluşturan ailedir

Bireyin her yönden sağlıklı olarak yetişmesi, öz yaşam becerileri, beslenme, barınma, bakım ihtiyaçları, zihinsel ve fizyolojik gelişimleri, ruh ve karakter gelişimleri, “sevgi, saygı, hoşgörü, paylaşma” gibi duyguların yanında inanç ve değerlerin oluşumu ve içselleştirilmesi, kişilik oluşumu, psikolojik, kültürel ve sosyal gelişimi ailede oluşur ve nitelikli ailelerle hayatın içinde devam eder.

KABUL edelim veya etmeyelim, sağı solu, onu bunu suçlamadan şu gerçeği unutmamak gerekir: Çocuklarımızda gördüğümüz, beğendiğimiz, beğenmediğimiz, kabul ettiğimiz veya etmediğimiz hâl, hareket, tavır, davranış, kişilik özellikleri gibi tüm unsurların temeli ailede atılır, ailede gelişir. Dış etkenlerin rolünü unutmamak gerekse de bazı yapılar da aile içinde pekişir. Kişi, ailede oluşturulan kişilik özellikleri ile hayatını idame ettirir. Yani kişiliği oluşturan ailedir. Çocuk eğitiminden önce aile eğitiminden bahsetmemizin gerekçesi budur.

Çocuklardaki tavır, davranış, hâl, hareket ve sosyal yaşam becerileri, öğrenme zorlukları, bilhassa ders ve çalışma motivasyonu düşmesinin büyük bir çoğunluğu aile temelli etkenlerden oluşmaktadır. Başarıdaki düşüşleri önlemek ve daha başarılı olmak için bizlere gelen öğrencilerin başarısızlıklarının kaynaklarını incelediğimizde gördüğümüz olumlu ve olumsuz kişilik özelliklerinin tamamen aile kaynaklı olduğunu tespit etik.

Ailelerle görüştüğümüzde ise, çoğunluğunun çocuğun gelişimi ve eğitimi alanında yetersiz olduğunu fark ettik ve buna dair sorumluluk bilinciyle, en değerli emanetimiz olan çocuklarımızın ne istediğini bilen, her yönden sağlıklı, öğrenmeye açık, girişken, kendi ayakları üzerine basabilen, kişisel liderlik vasfını kazanmış, girişimci ruha sahip, iletişim becerileri gelişmiş, gerektiğinde yardım alabilen bireyler olmaları için çalışmalıyız.

Öğrenme tekniklerini bilen, sürekli öğrenen, öğrendiklerini yorumlayıp analiz edebilen, bilgilerini okul, aile, iş ve sosyal hayatının içinde aktif olarak kullanabilen ve kendi iç dünyasında mutlu olabilen, mutluluğu yaşayan, çevresine yaşatan, özgüveni ve özsaygısı gelişmiş, öz değerleri oluşmuş nitelikli bireylerin yetişmesi yolunda kalıcı programlar yapmak en özel çalışmalardan olmalıdır.

Güçlü birey

Çocukları yetiştirmek, onları hayata en iyi şekilde hazırlamak için elinizden gelenin en iyisini yaparsınız. Ama yine de istediğiniz şeyler tam anlamıyla olmaz. Çünkü mükemmel anne babalık diye bir şey yoktur. Kötü anne-babalık da yoktur ama “yanlış anne-baba tutumları” vardır.

İnsan yetiştirmek, onun gelişimine destek olmak zorunlu ve salt maddî beklentilerle yapılabilecek bir şey değildir. Lâyıkıyla yapılan her iş, yaşam biçimi olarak görülerek vicdanî ve ahlâkî duyarlılıkla yapıldığında daha anlamlı olmaktadır. İş ve çalışma mekanik bir görev olarak görülmemeli, insanî değerlerle yaşama katkı sunmak amacıyla bilinçli ve farkındalıkla yapılmalıdır.

Çocuk yetiştirmek sevgiyle, sabırla, anlayışla mümkün. İnsan önce kendini, varlık sebebi olan ailesini, toplumu, vatanı, Var Edeni, varlık sebeplerini, doğayı sevmeli. Bu sevgiler uğruna bir şeyler yapmanın hazzını duymalı. Bu duyguları siyasal düşüncelerle değil de insanî, estetik, değerler ve kültürel duyarlılıklarla, coşkuyla, aşkla yapmak gerçek değerini de bulduracaktır. Martin Luther King’in dediği gibi, “Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse, Michelangelo’nun resim yaptığı, Beethoven’in beste yaptığı veya Shakespeare’nin şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki gökteki ve yerdeki herkes durup, ‘Burada işini çok iyi yapan bir çöpçü yaşıyormuş’ desin”. Veya bizler de şimdi vereceğimiz örnekler gibi kendimize uygun modeller ve motivasyon cümleleri kurabiliriz. Meselâ, eğer bir çocuk yetiştirecekseniz Fatih Sultan Mehmet gibi zeki ve çevik, Hazreti Ali gibi inançlı, Aliya İzzetbegoviç gibi lider, Michael Jordan gibi sporcu, Einstein gibi zeki bir çocuk yetiştiriniz ki “Bu insanı yetiştiren aile, ne güzel aile, ne kutlu aile” denilebilsin.

Bizler istiyoruz ki, ruhen, bedenen, zihinsel ve duygusal olarak sağlıklı, aile, iş ve sosyal hayatı içerisinde aktif, mutlu, başarılı birey olan, kendi kararlarını kendisi verebilen, kendine güvenen, sorumluluk bilinci gelişmiş, doğru ve objektif gözlemleyip gerektiğinde analitik çözümler üretebilen, soyut düşünme becerileri gelişmiş, kendisi ve çevresiyle barışık, kendisi, akrabası, çevresi ve toplumla iletişimi güçlü, toplumsal ve evrensel ahlâk kurallarını benimsemiş hâlde bu kurallara uyan, sevgiyle dolu, saygılı, güvenli, kendisinde huzur bulunan, hoşgörülü, insanî ve ahlâkî değerlerle donanımlı, iç ve dış dünya, toplum ve iş yaşamı, aile ve arkadaş çevresi arasındaki dengeleri kuran, yaşam becerileri gelişmiş, özgüven, özdenetim ve özsaygı sahibi, kültür, sanat ve estetik kodları oluşmuş, doğru gözlem yaparak doğru yerde doğru tepkiler verebilen, sevebilen ve sevgisini ifade edebilen, inanç ve değer yargıları oluşmuş, mutluluk duyarak hayatının kontrolünü elinde tutan, vefa duygusu olan, her zaman ve her ortamda öfkesini yenen, içindeki iyiyi korumaya ve geliştirmeye çabalayan, okuyan, dinleyen, araştıran, soran, sorgulayan, öğrenen, anlayan ve anladığını en iyi şekilde ifade edebilen, olumlu düşünebilen ama olayların olumsuz yönlerini de görse de onlardan etkilenmeden doğru tespitler yaparak alternatifler üretebilen, hayatın denge üzerine kurulu olduğunun bilincinde, hayatı bir bütün olarak gören ve objektif değerlendirerek tepkilerini ona göre veren, hakkaniyet duygusu gelişmiş, bölüşen, paylaşan, kendisi olmuş, değer katan, güvenilir, spor, sanat, edebiyat, estetik ve kültür alanlarına ilgili ve en az birkaç alanda da kendini yetiştirmiş nitelikli bireylerin yetişmesine katkı sunmak ve destek olmak mümkün olsun.

Bilmek ve uygulamak

“Çocuklarınızı sizin yaşadığınız çağa göre değil, onların yaşayacağı çağa göre yetiştirin” diyor Hazreti Ali. Tüm bu saydıklarımızı uygulayabilmek için bilmemiz, bilmek için araştırmamız ve öğrenmemiz gerek. Toplumsal birer varlık olan bizler, bilgiyi, kültürü, sanatı, hoşgörüyü, çalışmayı, erdemi, toplumsal yaşamı, bölüşmeyi, paylaşmayı öğrenmek ve bilip kullanmakla mükellefiz. Yapılacak bir işi veya değiştirilmek istenen olumsuz durum ve davranışları sadece konuşarak olumlu sonuçlara ulaşamayız. Soyut açıklamalar ve sözel ifadelerden ziyade yaşayarak, uygulayarak ve nitelikli örnekler gösterip olumlu davranışlar sergileyerek daha başarılı oluruz.

Anne babalara ısrarla söylenen bir sözü bir daha söyleyelim: Çocuklarla ilgili sorunlarını salt konuşarak çözemezsiniz. İdeali, örnek olmaktır. Yeri geldiğinde “Hayır” demek, yaptırımlar uygulamak, hatta bazen mahrum bırakmak da gerekir. Unutmayalım ki, çocuğun sosyal modeli anne ve babasıdır. Çocukları asıl şekillendiren, anne babanın hâl, hareket, davranış ve onlarla kurduğu iletişim biçimleridir. Çocuk sadece zihinsel başarıları yönünden değil, yaşamın her alanı için yetiştirilmelidir. Bunun için onunla geçirilen nitelikli zaman paylaşımları, söylenenden çok daha etkili olmaktadır.

Birlikte yaşamak ve bölüşmek

Çocuğu hayata hazırlarken tek taraflı kişisel bakış açısı ve önyargılarımızın kalıplarıyla düşünürsek, onu ileride mutsuz bireyler olmaya mahkûm etmiş oluruz. Hayatı bir bütün olarak değerlendirerek, topyekûn bir başarı ve mutluluğu referans almalıyız. Zira insanlık bir bütündür ve biz bu bütünün birlikte yaşayan birer parçasıyız. Bir toplumun varlığını sürdürebilmesinin temel koşulu, o toplumda var olan kurallara uymak ve bunu sürdürebilmektir. Bireyin yaşadığı toplumla kurmuş olduğu aidiyet bağı, yaşam kalitesini şekillendirir. Çocuğa kişisel beklentilerin de üstünde, toplumsal ve evrensel çıkarların olduğu gerçeği verilmelidir.

Birey ile toplum arasında aidiyet ruhunu geliştirmenin ve vicdanî ve ahlâkî duyarlılığı artırmanın yollarından en güçlü olanlardan biri de ötekileştirmeden sahiplenmek, ayrım yapmaksızın bölüşmek ve paylaşmaktır. Paylaşmak, maddî ve manevî imkânları insanlar arasında bölüşmektir. Bölüşmenin çoğalma olduğu gerçeğini unutmamak gerekir.

İnsan maddî ve manevî ihtiyaçlarını tek başına karşılayamaz. Her alanda iş bölümü yaparak birbirimize yardım ederiz. Birlikte mutluluğu çoğaltarak yaşamak, birbirimize yardım etmek, destek olmak hayatı daha kolay ve yaşanılır hâle getirir. Toplumsal hayat, birlikte yaşamak ve paylaşma üzerine kurulmuştur. Evreni, dünyayı, ülkeyi, şehri, parkları, sokakları, apartmanı, insanlık olarak sahip olduğumuz her ne varsa, hepsi hepimizin ortak kullanımına sunulmamış mıdır? Toplumu oluşturan bireyler, her türden imkânlar açısından aynı şartlara sahip değillerdir. Sağlıklı ve güçlü bir toplum oluşturmak için, sahip olunan imkânlar ihtiyaç sahibi kimselerle paylaşılmalıdır. Unutmamalı ki, paylaşmak çoğalmaktır. Bölüşmek ve paylaşmak, toplumsal barış, huzur ve mutluluğa katkı sağlar. Toplum içindeki kin ve nefret duygularını yok ederek sevgi ve saygı duygularını geliştirerek hoşgörü ortamlarını oluşturur.

Necip Fazıl Kısakürek, “Eğer paylaşmayı bilirseniz, ekmeği paylaşmak, ekmekten daha lezzetlidir” diyor. Paylaşmak, sevgi kaynaklıdır ve hayatın her alanını etkiler. Hoşgörü kazanmak, iyi niyetli olmak, güler yüzlü davranmak, başkasına saygı duymak veya söz hakkı tanımak gibi…

Ebeveyn olarak çocuğumuzu malımız gibi görüp tüm tasarrufunu sorgusuz sualsiz kontrolümüzde olarak görmek de sakıncalıdır. Onların odasına izinsiz girmek, özel yaşam alanı oluşturmasını engellemek gibi müdahaleler birey olma gelişimlerini engelleyecektir. Aile içinde, okullarda, sosyal hayatın içinde sevgiyi, hoşgörüyü, paylaşma ve bölüşmeyi öğrenmek ve kullanmak hem bireyi, hem de toplumu mutlu kılacaktır.

Nasıl bir aile?

Çocuklarda gördüğümüz sorunlar incelendiğinde, neredeyse tamamına yakınının aileden kaynaklandığı görülmektedir. Ailedeki uyum, bireyler arasındaki iletişim düzeyi, anne babanın birbirlerine ve çocuklarına karşı tutumları, çocuğa değer ve söz hakkı verme/vermeme gibi tutumları, ebeveyn ve akraba ilişkileri, annenin hamilelik süreci ve hatta beslenme şekline kadar aklımıza dahi getiremeyeceğimiz onlarca faktör bunda etkili olmaktadır.

Çocuğu yetiştiren ailedir ve Efendimiz Hazreti Muhammed (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın rahmeti, çocuklarının iyi işler yapmasına yardımcı olan anne ve babanın üzerine olsun!”

Çocuklarını nitelikli bireyler olarak yetiştiren ve her alanda iyi işler yapmasına vesile olan aileler çoğalsın istiyoruz. Çünkü bireyin her yönden sağlıklı olarak yetişmesi, öz yaşam becerileri, beslenme, barınma, bakım ihtiyaçları, zihinsel ve fizyolojik gelişimleri, ruh ve karakter gelişimleri, “sevgi, saygı, hoşgörü, paylaşma” gibi duyguların yanında inanç ve değerlerin oluşumu ve içselleştirilmesi, kişilik oluşumu, psikolojik, kültürel ve sosyal gelişimi ailede oluşur ve nitelikli ailelerle hayatın içinde devam eder.

Hangi durumda nasıl davranmamız gerektiğini, yaşadığımız toplumun yetişkin bireylerinden veya yaşıtlarımızdan öğreniyoruz. Bu durumda ahlâk, her şeyden önce bir eğitim konusudur. Bu eğitim, sadece okullarda verilen derslerden ibaret değildir. Burada en büyük sorumluluk, çocuğun ilk ve en önemli çevresi olan aileye düşmektedir. Bunun için de sağlam bir irade ve sabır gerekmektedir.