Kimlik illüzyonu -1

İşte burada İlâhî seslerin zihni doldurması, Allah’ın kelâmıyla her an diğer kötücül frekansların elimine edilmesi gerekiyor. Şimdi çocuğunun tüm bu oyun seslerinden, müzikal kandırmacalardan ve dış dünyadaki tüm kötücül parazitlerden korunabilmesi yolunda Allah’ın kelâmını dinleyecek bir inancın ne kadar kıymetli olduğu üzerine biraz da siz düşünün…

SON dönemlerde ülkede toplu infial meydana getiren, öğretmenlerin ve öğrencilerin ölümüyle, yaralanmasıyla sonuçlanan ve daha da acısı, katilin ve/veya saldırganın çocuk yaşta olduğu vahim olaylarla karşı karşıyayız. 


Meclis çalışmaları da bu hususta bir komisyon oluşturdu ve yeni tedbirler yolda… Araştırma komisyonunun Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul saldırıları üzerine psikolojik, sosyolojik vb. etkiler üzerine titiz bir inceleme yapacağı ve elde edilen verilere göre bina edilecek yeni yasalarla bu elim olayların önüne bir set çekmek hedefleniyor. 


Pek tabii araştırma sonuçlarına istinaden alınan tedbirlerin devamında, işleyişin yakın takibi de söz konusu olacak. Elbette bu kâfi gelmeyecektir. Zira kamu kurumlarının, okulların ve benzeri organların alacağı tedbirler çocukların ve gençlerin suça bulaşma oranları üzerinde kısmen etkili olabilirse de aslolan ailedeki nizamın tutarlılığı… 


Belki de ilk tespit şu olmalı ki; kişiyi suça teşvik eden öncül itkinin psikoloji olduğu varsayımında bir müddet duraksamak, işin büyük bir kısmını anlamaya yetecektir kanısındayım. Sevgi ve merhamet, bir başkasına zarar verme potansiyelini ortadan kaldıran aslî kimlikse, evvela sevginin ve merhametin kalpte kapladığı alan üzerine düşünmek elzem. Çocuk, genç ya da yetişkinde vicdan kapasitesi, sevginin ve merhametin hissesini belirlerken bunun yanında inancın da kimliğe kazandırdığı fazilet ve ahlâk donanımını hesaba katmalı. Bu savla, inançsız bir zihinde meydana gelebilecek vicdanî kusurlarının zarar verme potansiyeli üzerinde ters orantı seyrinde olduğunu söylemek mümkün. 


Kişiyi yaratılana muhabbetle ve şefkatle baktıran iç âlemin, Yaratıcı’dan mahrum bir şekilde bu kabiliyete haiz olması çok da olası değil. Zira Rahmân ve Rahîm olan Yüce Allah, kâinatı sevgiden yaratmış ve bilgiyle donatmıştır. Öyleyse insanda bulunması gerek ve devamlılığı hayatî raddede önem taşıyan iki kimlik unsuru odur ki, sevgiyle ruhanî bilgeliğe erişecek bir kalp, evrensel bilgi ile de sağduyu ve empatiye yatkın bir akıl…


İşte bu iki hayatî kodlama, kimlik parametreleri üzerinde son derece yetkindir. Çünkü ardıl bütün eğilimler, eylem ve hareket kabiliyeti, içgüdü ve hissedişler, sınırlar ve sınırları belirleyen normlar, kişinin kendi iç tüzüğünde bu minval üzere şekillenecektir. Ailede ve en yakın çevrede başlayan ve çocuğun/ gencin zihin arşivinde dosyalanan bilgilerin belli bir seviyede doygunluğa ve kaydadeğerliğe ihtiyacı var. Sıradan, günlük ve genelgeçer bilgilerle taze zihinlerin arşiv odalarında eylemi belirleyecek verileri stoklamak mümkün değil. Kalıcı ve aksiyon tetikleyici bilgi ve hissedişler için evvela inanca, aile bağlarına ve köklere duyarlılık istifinin yeterli miktarda olması gerekiyor. Buna muhalefetle modern bilginin ve sözüm ona ilerici(!) perspektifin zorla zihinlere yedirilmeye çalışılması geleneği kökten yıkacağı gibi modern kazanımları da eksi değerlere indirgeyecektir. İnanç ve bağlar binanın temeliyse, günün ve modernitenin eklentileri de üzerine çıkılacak katlardır ve pek tabii temelsiz peydah edilen her bir yapı unsuru dıştan aldığı darbenin şiddetine göre belli bir zaman parçasında çöküşe mahkûmdur. 


Tüm bu vasat, kimliğin sağlam bir bina olabilmesi ya da er geç yıkılacak bir emniyetsizlik üzerine yükselmesi gibi hayatî sonuçların elde edilmesinde belirleyici olacak. Sevgi ve merhametle yetişen çocuklarda ruhsal kimliğin zarar değil fayda odaklı olacağı aşikâr… Şuur, bilgelik ve insanî sınırlar söz konusu olduğunda da inancın devreye gireceği hakikatini ezber etmeli. Geçmiş bilgisi, geleneklere (belli bir süzgeçten geçirmek koşuluyla) ihtiram ve köklere aidiyet olmadan yetişen bir zihnin kimlik bunalımına girmemesi çok da imkânlı görünmüyor. Tüm bunlar ileriye bakışı belirleyecekse de, hayat dinamiğini bir bakış ve yol alış öyküsünde değerlendirirsek, bunun vicdana dayalı bir vetire olmasının da ne kadar önemli olduğu ortaya çıkacaktır. Kimlik tüzüğünde vicdan maddesinin izah edilemediği ve tanımlanamadığı hiçbir zihin arşivi, eylemlerinde faydacı ve sınırlarını bilecek bir şuura bağlı kalamaz. Öyleyse vicdanı, sevgiyi ve ruhsal bilgeliği bu kimliğe zerk edebilmenin birincil yolunu yürümek gerekiyor. O yol da kuşkusuz İlâhî sisteme riayetle bulunabilir. 


Bunlar bir nevi koruyucu kalkan görevi görecek. Çünkü yolun bundan sonrasında yaş alan zihin, çok daha fazla uyaranla baş etmek durumunda. 


İşte kimlik illüzyonu da tam burada başlıyor. Zira kişide kararlı ve oturmuş bir “ben” profili bulunmuyorsa -ki bu zannedildiği gibi yaş kemâle erince kazanılacak bir bilgi değildir, bu daha çocuk yaşta şekillenmeye başlayacak ve kemâle eriş sürecini de belirleyecektir- işte genç bireyin kendini çeşitli “ben” özneleri içinde kabulü de sıradanlaşıyor. Dünyaya göz açılan ilk andan itibaren koruyucu kalkanların bizzat aile tarafından giydirilmesi de bu sebeple can damarının beslenmesinde son derece lüzumlu. Şayet bu eksik bırakılırsa, etkileşim çağı denilen ilk çocukluk/ ergenlik ve gençli projesinde bireyin her türlü kimlik saptamasına maruz kalabilmesi rizikosu var. 


Hele böylesi bir çağda… Artık çocukların zihnine çeşitli girdilerle hükmetmek için onları belli ekollerin nabzında tutmaya gerek bile kalmadı. Art niyetli modern çeteler, çocukları, arzu ettikleri düşünce ve eylem profilinde tutmak adına çeşitli örtük dernekler, vakıflar, özel kurslar, aktiviteler, gruplar vb. vasıtasıyla üst düzey bir emek sarf etmek durumunda değiller. Artık zihinleri bulandırmanın ve zaten gençlerde tamamlanmamış kimlik kabullerini yeni modellerle değiştirmenin çok daha pratik ve hızlı çözümleri(!) mevcut. Bunlardan zirveyi paylaşan iki katman ise sosyal medya ve oyun… Bu iki katmanın bileşiklerinden biri frekanslar ve diğeri de rol modeller…


Frekanslar, sesler, oyun müzikleri ve popüler şarkılar içine sızdırılan her türlü cızırtı, kabuksuz ve kalkansız zihinlerin istenilen menfi eyleme geçişini son derece hızlandırıyor. İnsanın ruhu maalesef ki sadece içten dışa işleyen bir mekanizma değil. Daha ziyade dıştan gelen uyaranlara direnci oranında ve onları sisteme dâhil etmedeki sistem izinleri kapsamında gözlemleyebileceğiniz bir işleyişe sahip. Baştan beri bahsettiğim kalkanların yokluğunda şimdi üzerinde durduğumuz tüm bu uyaran sesler ve zihni ablukaya alan ikna yolları, çok daha kolay dönüşümleri beraberinde getirir. 


Hemen burada çok dikkate alınmayan ama son derece mühim bir konunun altını çizmem gerekiyor. Yaradan’ın Kur’ân’ı okumayı değil dinlemeyi farz kılışındaki hikmetlerden birinin de bu olduğu hiç aklımıza gelmiş midir, doğrusu meraktayım. Düşünün ki, zihinler dıştan gelen seslere ve frekanslara göre dönüşüm potansiyeline sahip. Öyleyse onca sese ve frekansa maruz kalan insan zihninin bunlardan korunması hangi yollarla mümkün olabilir? Safi bilgi ve eğitim, istemsiz tepkimelerin önüne geçebilir mi? Kişiye ahlâkı, insanlığı ve iyiliğin faziletini bilgi aktarımı yoluyla hangi raddede anlatırsanız anlatın, ruhunu dış etkilerden koruyacak tam teşekküllü bir kalkan var edemezsiniz. 


İşte burada İlâhî seslerin zihni doldurması, Allah’ın kelâmıyla her an diğer kötücül frekansların elimine edilmesi gerekiyor. Şimdi çocuğunun tüm bu oyun seslerinden, müzikal kandırmacalardan ve dış dünyadaki tüm kötücül parazitlerden korunabilmesi yolunda Allah’ın kelâmını dinleyecek bir inancın ne kadar kıymetli olduğu üzerine biraz da siz düşünün. 


İşte bu kalkan ile diğer pozitif bilgiler, tarihî anlatıların geleneksel şuuru inşâsı ve modern öğretilerin doğru bir eliminasyon ile zihne kazandırılması çok daha pozitif ve etkin sonuçlar doğuracaktır.