Kim kimi yönetiyor?

Ülkemizdeki tünellerden haberimiz yok. Ne kadar geniştir, hangi dağların altındadır, oralarda ne gibi silahlar depolanmaktadır, bilmiyoruz. Öğrenmek de istemiyoruz. Cenâb-ı Allah o bilginin yayılmasından bizi korusun. Zira o öyle bir merhaledir ki, psikolojik savaşın içine girmişiz demektir. Hiç görmeyelim, bilmeyelim. Biliriz ki psikolojinin ardından fizik gelir.

SON yılların en çetin sorusu ile karşı karşıya kalmak isteyenler, buraya nazar eylesin. O da şu: ABD mi İsrail’i yönetiyor, İsrail mi ABD’yi yönetiyor? Hangisi önde, hangisi etkili? 


Bir çırpıda karar vermek zor. Bir bakıyoruz İsrail ABD’yi yönlendiriyor, bir bakıyoruz ABD İsrail’e sınır çiziyor. 


Çırpı sayısını birden ikiye yükseltsek, hatta biri bin yapsak da nafile. Çırpı hesabı burada hiç işe yaramaz. 


Acaba saati ikiye bölme yöntemini seçmişler de geçelerde biri, kalalarda diğeri mi öne çıkmaktadır? Danışıklı ve dönüşüklü hareket içinde midirler? 


Hiç o gözle bakmadık, saatlere dikkat ederek değerlendirmedik ki kesin öyle olduğunu iddia edelim. 


Fakat kesin olan bir tespit sunabiliriz: İkisi birden, ortaklaşa yürütmeye razı gelerek, hem geçelerde hem kalalarda bütün dünyayı yönetmek gibi bir arzu içindeler. 


Benzer tablo ülkemizde de var. Memleketin ana muhalefet partisinde kimin etkili ve yetkili olduğu karışıyor, karıştırılıyor. 


Daha açık ve isimleri anarak söyleyelim: Özgür Bey mi partinin patronu, yoksa Ekrem Bey mi? 


Yeminli ifade verebiliriz ki anlamak zor. Kim kime talimat veriyor, bilmeyen için muamma. Bilen var mıdır, orası da meçhul. En azından henüz rastlamadık. 


Dikkatli incelemek gerekir, belki de -ABD ile İsrail gibi gizli veya aleni anlaşarak- tek gün biri çift gün diğeri uygulamasıyla yürümekte ve yürütmektedirler. Böyle bir garip durum olunca da gayet tabii kafa karıştırıyorlar. 


Kafası karışanlar sadece belli bir kesim değil. Halkın ve basın mensuplarının kafası karışık, dahası vekillerin kafası karışık. Dahanın da dahası var, CHP’li vekiller de aynı durumda. 


O kadar ki vekillerden bazıları “Partimizin iki lideri” diye bahis açıyor ve sonra Ekrem Bey ile Özgür Bey’in isimlerini beraber anıyorlar. 


Şimdi biz Özgür Bey’e “CHP’nin eş başkanı” desek kızacak, en azından alınacaktır. Aynı ifadeyi Ekrem Bey için kullansak, onun kızgınlığı da alınganlığı da daha fazla olacaktır. 


CHP bu durumda Selçuklu’nun sembolü “Çift başlı kartal” gibi, nazar değmesin. Yahut biz hiç karışmayalım, değerse değsin. Dedemin partisi değil, babamın partisi değil. Onu da mı biz düşüneceğiz! 


Memleketin hâli sıkıntılı, bölgemiz pürmelâl içinde, dünyanın çivisi çıkmış durumda (Pürmelâl kelimesinin anlamını da verelim: Hüzünlü, üzüntülü ve sıkıntılı) iken ana muhalefet partisinin yönetim sorunlarıyla kafamızı daha fazla meşgul edemeyiz. 


Dünyanın her tarafına sahip olmak, olunamıyorsa yönetmek, bütün imkânlarına, yer altı yer üstü zenginliklerine hükmetmek arzusuyla yanıp tutuşan ve bu uğurda kan dökmekten, masumların canına kastetmekten geri durmayan ABD ve İsrail son dönemde bölgemizle yakından ilgileniyorlar. 


Diğer emperyalistler de farklı değil, zira emperyal düşüncenin temeli budur. 


Vekil güç kullanmak diye bir uygulama da uzun zamandır sevdikleri yöntem. Eğitim, para, silah, cephane, taktik verdikleri terör örgütleri aracılığıyla, kendi hâlinde ve barış içinde yaşamaya çalışan ülkeleri de karıştırmaktan, hırpalamaktan geri durmuyorlar.


Şu sıra İran hedef tahtasının orta yerinde. Bugüne kadar tehditler savruldu, karşılıklı sataşmalar yapıldı, sıcak çatışma öncesi yapılabilecek ne varsa yerine getirildi. 


Bu satırların yazıldığı gün ve saat itibariyle, psikolojik savaşın her aşaması adım adım geçildi. Sıcak çatışmaya az kalmış görünüyor fakat görünüşe aldanmak hata olabilir. 


Pazarlık devreye girer ve masada anlaşma sağlanabilir. Türkiye’nin arzusu ve gayreti bu yöndedir. 


İran’ın “ABD’nin dikkatine” notu eklemeksizin yayınladığı videolarda İran’daki yeraltı tünelinin görüntüleri vardı. Dağların altında, örümcek ağı gibi, uzun ve yüksek tünellerde İHA’lar ve diğer silah sistemleri depolanıyor, içinde ilerleyen araçlar ufacık kalıyor… Tırların manevra yapabileceği genişlikte. 


Terör örgütünün Suriye’deki tünellerini de gördük. Tam çapulcu işi. Düzensiz, özensiz, karma karışık. 


Terör örgütünden ordu disiplini beklenemez ama biraz daha temiz tutmaya çalışabilirlerdi. Fransız beton firması paraya kıymış, elinden geleni esirgememiş. Her türlü ihtiyacı düşünmüşler, gereğini yapmışlar. Ne fırın unutulmuş, ne toplantı salonu, ne spor salonu. 


Teröristler o çok katlı tünelleri terk edip giderken darmadağın bırakmışlar. Kendilerinden sonra oraya girecek askerlere ve televizyonculara karşı mahcup olacaklarını düşünmemişler. Kamera girince, dünya âlem görecek demektir. Onu bile hesap etmemişler. 


Filistin’deki tüneller efsane zaten. İsrail bütün teknolojisine ve para gücüne rağmen o tünellerle başa çıkamadı. 


Ülkemizdeki tünellerden haberimiz yok. Ne kadar geniştir, hangi dağların altındadır, oralarda ne gibi silahlar depolanmaktadır, bilmiyoruz. Öğrenmek de istemiyoruz. Cenâb-ı Allah o bilginin yayılmasından bizi korusun. Zira o öyle bir merhaledir ki, psikolojik savaşın içine girmişiz demektir. Hiç görmeyelim, bilmeyelim. Biliriz ki psikolojinin ardından fizik gelir.