“ŞU Çinliler ile Koreliler niye anlaşamıyor arkadaş? Hepsi Japon değil mi bunların?”
Bir zamanlar, bazı vatandaşlarımız, bütün çekik gözlüleri bir sayıyordu. “Hepsi birbirine benziyor” sözünün arkasından o soruyu sorarlardı.
Aradaki anlaşmazlık çözülemeyince savaşa tutuşmuşlardı ve biz de NATO’ya girmenin şartı olarak Kore savaşına katılmış, böylece giriş hakkı kazanmıştık.
Bilet elimizde, NATO’nun ön kapısından girdik. Giriş o giriş. Bir fayda görmedik o işten. Hiç ittifak hâlinde olamadığımız bir sürü müttefikimiz oldu. Kuyumuzu kazdılar, çelme taktılar, çivi çaktılar. Darbenin türlüsünü yaptılar. Hep durdurmak, tökezletmek istediler. Yılmadan, bin türlü estek köstek ile engellemeye çalıştılar. Yine de çok kafaya takmadık. Yolumuza devam ettik.
Söz burada uzar gider, o ayrı dava da, sonra anladık ki çekik gözlülerin hepsi birbirine benzemiyormuş.
Zaten onlara sorulsa, beyazlar yani çekik gözlü ve basık burunlu olmayanların hepsi birbirine benziyor.
Aynı durum siyahîler için de geçerli.
Biz onları ayırt etmekte zorlanırdık ve hâlâ zorlanmaktayız, onlar bizi.
Hâlbuki Attila İlhan “Zenciler birbirine benzemez” demişti vaktiyle ve demekle kalmayıp bir de o isimli kitap yazmıştı. (Bu arada hatırlatalım, “zenci” kelimesi bizde ırkçılıktan kaynaklanmaz. Batı’daki gibi aşağılama barındırmaz.)
Bugünlerdeyse Çinliler ile Japonlar birbirine yan bakmakla meşgul.
Üçüncü Dünya Savaşı buradan çıkacak diyenler, bir süre sonra harita üstünde parmaklarının yerini değiştiriyor.
Bazen Ukrayna civarında bir nokta oluyor, bazen bizim bölgemiz oluyor işaret edilen yer, bazen de Japonya Çin tarafları.
Elinde nükleer oyuncak olanların parmakları da kaşınıyor ara sıra.
Düğmeye ha şimdi bastı, ha biraz sonra basacak endişesiyle, yorumcular haritalar üzerinde parmak gezdirip duruyorlar, görüyoruz.
Parmak dediğin de gezmekten yorulmuyor mübarek.
O değil de…
Yani fakat…
Yahut ancak…
Filhakika…
Binaenaleyh…
Amma ve lâkin…
Nükleerin tetiğine temas eden eller yorulursa veya onlardan birinin tepesi atarsa, yandı gülüm keten helva, çekme helva, irmik helvası dâhil bütün helvalar, kömür oldu gitti demektir.
Ömür doldu bitti demektir.
“Gelişimiz teker tekerdi, gidişimiz cümbür cemaat” diyen şair haklı çıkmış olacaktır o zaman. Gitmek değil de gidemeyip kalmak kötü öyle bir durumda.
İşte bu yüzden “filancada nükleer olmasın” yollu çıkışlar geçersizdir, anlamsızdır, kötü niyet içerir. Aksine, herkeste nükleer silah olmalı.
En cılız ülkelerde bile.
Yahut hiçbir ülkede olmamalı.
“Onda var, şunda var fakat ötekinde olamaz” anlayışı kökten sakattır, yanlıştır.
Niye olmasın?
Olanların ayrıcalığı ne ki?
Öteki ülkelerde yaşayanlar insan değil mi?
İran’da olmasın, Irak’ta, Suriye’de, Türkiye’de olmasın ama İsrail’de, Amerika’da, Çin’de, Rusya ve Avrupa’da olsun…
Bu nasıl mantıktır?
Hemen cevaplayalım: Sakat mantık, kör ve topal mantık.
Suriye’de bugünlerde heyecan dorukta. Devrimin yıldönümü coşkuyla kutlandı. Bir yıl bitti, ikinciye girildi.
Aziz arkadaşım Şaban Abak’ın bir hatırlatmasına burada yer vermek isterim. Şöyle not düştü:
“Türkiye’nin bu büyük hamlesini karalamak için kaçma hazırlığı yaptığı sırada ‘Esed ile görüşmek şart’ diyenler vardı.
‘Devrimin arkasında İsrail var. Ahmet Şara İsrail ajanı, Esed’i İsrail devirdi’ diyenler vardı.
‘Yeni yönetim El Kaide, İŞİD uzantısı, destek vermeyin. Alevileri, Dürzileri, Nusayrileri, Kürtleri kesecekler’ diye ortalığı ayağa kaldıranlar vardı.
‘Türkiye kaybetti, İsrail kazandı’ diyenler vardı. Bu dahiyane analizleri hatırlayan var mı?”
Unutanlar mutlaka vardır ama hiç aklından çıkarmayanlar da az değil hani. Onlar her zaman çizgilerini korurlar. Ötekilerse millet ve memleket aleyhine ne varsa, orada konum alırlar.
Neyse… O bahis de uzun hikâye. Tamamı malûmunuzdur. Biz en iyisi pencereyi açalım, rüzgâr gelsin biraz. Hava temiz bugünlerde, aynı zamanda serince.
Öyleyse esintiyle beraber, Karacaoğlan’dan bir eser gelsin ve günün türküsü olsun. Aldı sazı Karacaoğlan, çaldı söyledi. Görelim ne söyledi:
“Bizim pencereler yele karşıdır/ Muhabbet dediğin karşı karşıdır/ Girebilsen bu sinemde neler var/ Gülüp oynadığım ele karşıdır…
Sabahın seheri günden ileri/ Ben kimi sevmişim senden ileri/ Ziyaret olmuşsun kurban istersin/ Kurban bulamadım candan ileri…”



