Kendi gerçeklerimden kısa kısa -1

Birlik olmak, dayanışmak, yardımlaşmak herkesin söylediği gibi iyiyse, doğruysa niçin yüksek seviyede birlik, dayanışma, yardımlaşma hâlinde değiliz? Hatta iki kişi ortak veya aile bile olamıyoruz. Önce kendime baktım. İçimde birlik olmayı, dayanışmayı engelleyen öyle duygular vardı ki bedenen bile tek parça kalabildiğime şaştım kaldım.

*BİR fikri, hissi, mevzuu, meseleyi muhatabıma en doğru, en kısa, en etkili, en kalıcı şekilde ifade edebilmek için yeri geliyor saatlerce düşünmem gerekiyor. Amaca uygun sonuca ulaşınca onun keyfi bir başka oluyor. Bu süreç, başlangıçta zaman alsa da pratikleşip kısa zamanda maksat hasıl oluyor.


*Doğru anlamak ve anlaşılmak ne kadar kolay ve basit olabilir ki!? İnsan küçük kâinatsa her iki kâinatın birbirine geçmesi o kadar da kolay olmasa gerek. O yüzden çok çabalıyor, anlaşılamadığımda üzülmüyor, anlayamadığımda kaybımın büyüklüğünden dolayı çok üzülüyorum.


*Kur’ân’ın mucizelerinden birine “belagat” deniyor. Öyleyse niçin biz belagat meselesiyle hiç alakadar değiliz ki!?


*Yeme-içme sektörünün getirileriyle yeme-içmeden dolayı sağlık sektörü aracılığıyla kaybettiklerimizi düşününce yeme-içme ticaretinin niçin yasak olmadığını anlayamıyorum.


*“DÜŞÜNMEK” iyi bir şey değil mi? Türkçede ve Türklerden düşünmeyi öven hiçbir söz duymadım. Bir de derler ki “İnsan, düşünen bir hayvandır”.


*Okumak hakkında övgü dolu çok şey duyuyorum. Fakat düşünmeyi öven deyim, atasözü, argo ifadeler bile yok. İyi de bu insanlar yani bizler düşünmeden nasıl yazıyoruz ki acaba!?


*Teknofest İstanbul 2025’e bir milyon yüz bin proje müracaatı olmuş. İyi de bu projelerin biri veya hepsi hayata geçse kimin işine yarayacak ki? Bu ülkenin çocuklarının yaptığı, en az diğerleri kadar kaliteli, güvenli, üstelik bedava olan BiP’i bile diğerleri kadar kullanmıyorsak bu yapılanları kim kullanacak acaba?


*Birinin veya bir yerin, kuruluşun, bir nesnenin veya bitkinin güzel bir özelliği varsa onun hakkında güzel şeyler söylemek çok hoşuma gidiyor. “Güzel şeyleri anlayabilen insan” olduğum duygusunu yaşıyorum. Hoş bir yiyeceği ağzıma alınca, “muhteşem” demek gibi bir şey!


*Bazıları kendileriyle, yaptıklarıyla, sahip olduklarıyla alâkalı güzel şeyler söylediğimde ironi yaptığımı sanıyor ya, işte o beni kahrediyor. “Güzel ifadeleri hak ettiğinin” farkında olmamak…


*Doğallığın, doğal olanın, doğal olmanın yaygın olmayışı sanki kibirdenmiş gibi geliyor bana. “Doğalı yapandan daha iyisini yapabiliyorum ve o yüzden de doğalı bu hâle getirdim” demek gibi...


*Gerçeğin tamamını göremediğimizde aslında asıl gerçekle hiç de alakası olmayabilen başka bir gerçek üretebiliyoruz; tıpkı “Ankara” kelimesinin ilk iki harfini kapatın yani görmeyin, kalan harfler “kara” olur ve kelimenin veya gerçeğin tamamıyla hiç de bir alakası yoktur.


*Yalan söylememenin, sabırlı olmanın, şükretmenin önemini, gerekliliğini sorsanız size saatlerce anlatılabilir. İyi de bunlar bu kadar önemliyse niye bir eğitim programı yok? “Yalan söylememe, sabır, şükür” kursuna gitmek isterdim doğrusu.


*Benim gerçeği algıladığım ise algıma, sana, bana, ona, mekâna, zamana göre değişmeyen gerçekleri ne zaman öğreneceğim o hâlde?


*Peki birlik olmak, dayanışmak, yardımlaşmak herkesin söylediği gibi iyiyse, doğruysa niçin yüksek seviyede birlik, dayanışma, yardımlaşma hâlinde değiliz? Hatta iki kişi ortak veya aile bile olamıyoruz. Önce kendime baktım. İçimde birlik olmayı, dayanışmayı engelleyen öyle duygular vardı ki bedenen bile tek parça kalabildiğime şaştım kaldım.


*Evlenirken eş adayını tanımaya, seçmeye çalışanlara rastlayınca kahkahalarla gülmemek için kendimi zor tutuyorum. Tanımaya çalışan kişi acaba kaç seneden beri aynı kalabildi ve kalabilecek? İtiraf ediyorum, ben hâlâ kendimi tanıyabildiğimi söyleyemem.


*Teknofest’e giden çocuklara ve gençlere metroda öncelikli yer vermeye çalışıyorum. Çünkü onların bir fazla stand gezmesi, bir fazla standdakilerin onların ilgisini görmesi benim ve ülkemin asıl kazancıdır. Gelişmeyi ve geliştirmeyi sevmek, milletimin bir kültürü olduğu sürece hepimiz daha iyi oluruz.