SON yıllarda ülkemizde çokça Azerbaycan Türkü gazeteci istihdam edilir oldu.
Anlaşıldığı kadarıyla bu gazeteciler Azerbaycan’da gazetecilik mesleğini icra edemedikleri için Türkiye’de değiller.
Her biri bizim için kardeş, her biri Azerbaycan gibi canımıza can olarak hassaten buradalar. İyi ki varlar. Kafkaslardan, Karabağ’dan haberdar olduğumuz kadar Türkiye ile Azerbaycan arasındaki iletişim köprüsünde de başat bir rolle Türkiye’yi anlayamayan Türkiye’dekilere bazen ders dahi veriyorlar.
Ancak…
Bir gün nasip olursa Azerbaycan’daki İsrail yatırımlarına dair bir dosya hazırlamayı düşünüyorum; zira Azerbaycan medyasını ve hatta Azerbaycan idaresini ilgilendiren bir yanı var bu konunun. Ve Türkiye’deki Azerbaycan Türkü gazetecilerin son günlerde aldıkları pozisyonu o müstakbel dosyada kökleriyle anlatmak da mümkün olabilir.
Öncelikle ifade edelim ki, az önceki paragrafta yer alan “İsrail yatırımı” tamlaması aslında yanlıştır. Zira İsrail, başka bir ülkede yatırım yapmaz.
Uluslararası anlaşma içeriklerine bakıldığında İsrail, ticarî anlaşma yaparken doğrudan başka bir ülkede üretim gerçekleştirerek o ülkenin ekonomisine sermaye ve istihdama katkı bakımından para girdisi yapmamaktadır.
Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi küresel sermayenin en güçlü sahipleri olarak Yahudiler ve Siyonistler, Azerbaycan’da da etkin ve Azerbaycan’ı idare eden aileyi de kafakola almış durumda.
Azerbaycan’ın dev bir petrol üreticisi ülke olduğunu dünyada bilmeyen yok. Yani konuyla ilgililer açısından en azından…
Ülkenin kaynakları Siyonist karanlık aklın iştahını hep çekmiştir. Birinci Dünya Savaşı öncesinde peydahlanan bu iştah, koca Devlet-i Âli’nin parçalanmasına neden oldu.
Amerika Birleşik Devletleri Kongre Sözcüsü Mike Johnson, bu durumu derinlemesine ifade eden ilginç bir cümle kullandı bu yüzden: “Bu gece (14 Mayıs 2024) 76 yılı aşkın başarıyı; binlerce yıl önce İbrahim’e, İshak’a ve Yakup’a verilen sözlerin yerine getirilmesini, Babil’in yükselişini ve İslâm Halifeliğinin yıkılışını kutluyoruz...”
ABD’li sözcü, İsrail’in kuruluşunu İslâm Hilâfeti’nin, Türk Devleti’nin yıkılışı olarak kaydederek bütün Türk devletlerine ve bütün İslâm âlemine ibretlik bir hatırlatma yaptı böylece.
Ancak bu hatırlatmanın yanında nice tarihî vesikaya rağmen şuurunu yitirmiş ve varlığını paraya satmış nicesi var.
Azerbaycan’da petrol ve lojistikle ilgilenerek (hüsn-ü zannımız sadece bu yöndedir) zenginleşen pek çok iş insanının Türkiye’de de bu zenginliğini konuşturduğunu, gayrimenkulden spor şirketlerine, hatta medyaya kadar pek çok alanda hareket ettiğini görüyoruz.
Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı ve TANAP gibi projelerde Türkiye ile Azerbaycan ortak. Azerbaycan petrolü ve doğalgazı böylelikle Ortadoğu ve Avrupa’ya böylece satılıyor.
Bu kapsamda Azerbaycan’ın bir tür kamu iktisadî teşebbüsü (öyle değil de, gibi de) olan SOCAR, Türkiye’de temsilcilik de bulunduruyor.
Daha önce Gazze’nin savunması hakkında Türkiye’nin yapabileceği alternatif kısıtlamalardan biri olarak Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattında bir aylık bile “bakım” kararının alınmasının Siyonist şebekeyi büyük bir sıkıntıya sokacağını ve Gazze’deki soykırımı bu işlemin belki de sonlandıracağını belirtmiştik.
Zira İsrail, İran’dan alamadığı gibi Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt, BAE veya Katar gibi Arap ülkelerinin hiçbirinden de petrol alamıyor. Tek sağlayabildiği petrol kaynağı, Azerbaycan petrolü.
Bir grup, bu gerçeği bilerek Türkiye’deki SOCAR binası önünde petrol akışını durdurması yönünde SOCAR’ı protesto etti.
Elbette haddini aşan görüntülere de imza attılar. Bu haddini aşan görüntüler meydana gelince, Azerbaycan Türkü gazetecilerden “Gidip Shell’in önünde de böyle protesto yapsanıza” gibi bir tepki geldi.
Bu konuda haklılar. Ancak mesele bu değil ki. O zaten Siyonist. Ama SOCAR?
SOCAR, tek milletin, Müslüman Türk milletinin.
Mesele, herkes taş atarken, o herkesin içine karışıp gül atanın bulunması… Değil mi ki anca beraber kanca beraberdir ümmet. Gazze ıstırap çekerken biz ne kadar ıstırap çekiyoruz, mühim olan bu.
Bakınız, Maldivler bir Müslüman ülke olarak en büyük geliri turizm olmasına rağmen dedi ki, “Topraklarıma İsrail vatandaşı giremez”. Güney Afrika da öyle…
Bu ülkeler bir bedel ödemeyecekler mi? Belki… Ama kesinlikle kazanacaklar! Bu kararı alan yöneticileri iki cihanda da kazanacak!
Azerbaycan Türkü gazeteciler Türkiye’deki medyada edindikleri yerlerde, hatta Azerbaycan Türkü iş insanlarının Türkiye’de kurdukları medya organlarında dile getirdikleri ikinci malzeme ise 6 Şubat Depremi’nde Azerbaycan’ın Türkiye’ye yaptığı yardım.
Ne alâka?!
SOCAR, o süreçte istasyonlarını açarak kamu kurumlarının araçlarından bedel almamışmış. Türkiye Cumhuriyeti Devleti öyle işlerin altında kalmaz, anlamadınız mı yoksa? Siz Türk değil misiniz yoksa?
Türk Devleti, SOCAR’a o bedelleri ödedi. İşleyiş neydi? Yardım trafiği sırasında hızlı hareket etmek için prosedür yürütmemek lâzımdı, SOCAR hesabı tuttu, Devletimiz de ödedi. Bu kadar!
Azerbaycan Türkü gazeteciler, Karabağ Savaşı’ndaki alengirli durumları atlayıp da Türk Devleti’ne böyle bir başa kakma ile yanaşmalarının bedelini ödeyeceklerdir. Değilse, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin idarecileri de hesap vermelidirler.
Burası muz cumhuriyeti değil, Azerbaycan hiç değil.
Azerbaycan Devleti, Türkiye’deki bu şirket ve medya borazanlarının haddini acilen bildirmelidir. Zira “İki devlet tek millet” şiarına halel getiren bu zangoçlar, fazlasıyla hadlerini aşarak Siyonizm’in Türkiye ve Azerbaycan ilişkileri bakımından istediği ortamı böylece hazırlamıştır.



