Kapının belkemiğini kıracak bir Ahmet zinciri

Ahmet, on yedi yaşında bir Filistinli delikanlı. Daradar halkının başını kurtaracak yeni bir nesil. Bir gayesi olan, soylu bir yükselişi temsil eden bir dağ gibi görkemli başıyla…

“KIRLI gelir, şehirliyi kovar” yahut bedevinin yerleşik olana galebe çalması veyahut da bıçağın kemiğe dayanması deyin, “Bütün uyuyanları uyandırmaya bir uyanık yeter” diyen Malcolm X gibi, değerlerden gelmişti bunun gibi bütün fısıltılar. Ahmet’in kafasında deli deli sorular… Büyük atası Selahaddin’in temellük ettiği şanlı bir tarih yaşandığı... Başka bir yerde çok değil, elli sene, yüz sene öncesi, yakın atalarının ya çaresizlikleri ya da zaafları deyin… Ama her türden olumsuz düşüncenin yanında “makûs talih” benzetmesini uygun bulmaz Ahmet. Allah inancı, Müslümanlık, her anına hemzemindir ne de olsa...

Sorunları ortaya dökmek ve cevapları yığınak yapmak değil, Ahmet’in yükü ağır bir cehd taşımaktadır. Bildiği en mühim sorumluluk ve bilinç budur aslında. Bu bilince dâvâ ve hazırda bekleyen ödenmiş bedeller yaslı. Ahmet’in hayâlleri ayaklara yere basmaktadır yine de. Dünyayı tanımak ve eğitimini tamamlamak gibi bir gayreti vardır. Düşmanın sekiz saatlik çalışmasına mukabil, on iki saat, hatta on altı saat çalışmak gibi uzunca bir zaman gayreti vardır. Uykularını ve molalarını hep kırpmak, azaltmak gibi ulvî bir bilince de sahiptir. Görünenin, yaşananın yanında her tür olumlu ve olumsuz sürprizler de zuhurata tâbidir.

“Ağlayan Çocukların Ülkesi/ Bir ses ver! Abdülkadir Yusuf, Fadi Mansur/ bez bebeklere sıkılan kurşunlar/ dönmeyen topaçlar/ dipçiklerin gölgesinde ezilen gururlar/ kulaklarda patlayan bombalar/ yürüyen tanklar ve göz aldığınca mezarlar// karartma gecelerinde/ mum ışığına takılan gözler/ kapıların tokmağına kazınmış acı çığlıklar/ fışkırırcasına kanlı kâbuslar/ bitmeyen korku/ dinmeyen ıstırap/ zulmün tam ortası// sığınaklardaki oyun bahçeleri/ sağanak sağanak yağan gülleler/ ve elleri kenetli yavrular ve biz/ ve sözde Müslümanlar/ ey! tok karınlı bedenler/ ey nefsim!/ öpücüklerle uyanan bebekler/ siz çağdaş dünya/ zehir saçan canavarlar/ nerde insanlığınız?// ikilemlerle örülmüş duvarlar/ at gözlüklerini kuşanmış biçareler/ Birleşmiş Milletler, Nato, Avrupa/ beyaz sarayda verilen gülücük pozları/ özgürlük havarileri/ sizler/ nerede demokrasi?// yarınlara doğacak bahar/ yeşeren yetimlerin gözyaşları/ doğum sancılarında ki analar/ evlerin neşesi balalar/ yoksul düşlerim/ hayallerim/ yarınlarım/ nerde?” “Bu da Müslümanların, çaresizlerin, yetimlerin ve nicelerinin çektiği zulümlere karşı bir ağıt olsun” dedi Ahmet.

Eline taş alıp küffara fırlattığı günler çoktan geçmiştir Ahmet’in. Düşmanın korkuları gün geçtikçe artmıştır. Ebabillerin taş fırlatmalarından aldığı ruhu ve yüreği taşımaktadır. Hayatı cenk bilir, ölümü kavuşacaktır belki. Ölümden korkanlar için ölüm büyük bir ıstırap olsa da Ahmet ve gibileri için asla! Dünyaya bakışı ve aydınlık ufku, gülen gözleri daha çok nesli vuzuha taşıyacaktır. Karşısında ise korkularla yoğrulmuş, güç sarhoşu izbe bir portre olmaya devam edecektir. Nedamet ve af dileği bir ürkü ile beraber... İnsan mertebesine urûc edemeyen bir yığın insan denemeyen bu küme de…

Belki birkaç nesil daha zorluklarla pişecek Ahmetler. Belki birkaç nesil daha imkânsızlıklarla üşütülecek. Yaralarının derinliği kadar karalar bağlayacaklar. Ama reçeteleri öz ve gayretlerinde bulacaklardır. Böğründe büyüttüğü bütün değerler, halkının ve bütün insanlığın kurtuluşu olacak. Yaşanan bunca acıya rağmen Ahmet ve bütün gençler, hüzünlerden şenlik çıkaracak yine de gerisin geri.

Ahmet, on yedi yaşında bir Filistinli delikanlı. Daradar halkının başını kurtaracak yeni bir nesil. Bir gayesi olan, soylu bir yükselişi temsil eden bir dağ gibi görkemli başıyla… Şehit olacaksa en yükseğinden bir mertebe, yoksa gölgesinde oturacak birilerinin olacağı bir gelecek… Özgürlüğü elinden alınamayacak. Mülteci kampları ve yüreklerine kilitli kapıları olmayacak bir daha. Zincirlerini kıracak elbet bir gün. Biz yine de duamızı edelim: “Senden geldik Ya Rab, ne verdinse dünyalık acı ve sızı yaşadığımız, gerisine hamdolsun. Senden gelecek, başımızın gözümüzün üstüne!”