“YORUMCU” olarak çağrıldığı TV programında yorumlarını büyük bir ciddiyetle lütfediyor abimiz: İmamoğlu neden tutuklu yargılanıyormuş? Erdoğan tutuklu mu yargılanmış Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde? Çifte standartmış bunun adı. Bla bla bla…
En büyük yanılgılarının Erdoğan ile İmamoğlu’nu kıyaslamak olduğunun farkında değiller bi’ kere. Birisi yaşanamaz hâlde aldığı İstanbul’a hayat vermiş, İstanbul’u yeniden İstanbul yapmış bir efsane Başkan, diğeri ise Cumhurbaşkanlığı ajandasının sarhoşluğu ile İstanbul’u yeniden Sözen dönemi İstanbul’una çevirmiş, yaşanamaz håle getirmiş, belediye karnesi zayıflarla dolu vasıfsız -ve hatta diplomasız- bir profil...
Birisi BM Genel Kurulu’nda devlet liderlerinin gözünün içine baka baka “Dünya beşten büyüktür” diyen bir rot-balans uzmanı, diğeri ABD ve İngiltere Büyükelçileri ile gizli kapaklı buluşan, karşılarında el pençe divan duran, “Okey, ay em okey” seviye İngilizcesi ile talimatları not eden bir proje isim...
İki resim arasındaki yetmiş yedi farkı listelerdim ama konumuz bu değil, biz şu “tutuklu yargılama” bahsine dönelim dostlar.
CMK’nın 100. Maddesinde tutuklu yargılamayı gerektiren iki neden yazıyor. İlki sanığın kaçma şüphesi, ikincisi de delilleri karartma, yok etme, değiştirme ya da tanık, mağdur yahut başkaları üzerinde baskı kurma ihtimalleri…
“İmamoğlu kaçacak değil ya” diyor yorumcumuz. Kardeşim, sair zamanda bile Ekremciğim yerinde durmuyordu ki. Ya Bodrum’a kaçıyordu ya Palandöken’e… Bir bakıyorsunuz Diyarbakır’da bir bakmışsınız Trabzon’da. Daha Atina’yı, Paris’i, Roma’yı filan saymıyorum bile.
Devlet’in hâkimi, savcısı jet-ski ile yahut kayak takımı ile Ekremciğim’in peşinden mi koşacaktı?
Gelelim delil karartma meselesine…
Ekremciğim, İBB’deki mâkâmından daha çok gittiği otellerdeki “çok gizli” toplantılarında güvenlik kameralarını bantlatmış mı? Evet!
İmamoğlu’nun “gizli kasası” denen adamlar bu toplantılara “esrarengiz” valizlerle gelip gitmişler mi? Evet!
İmamoğlu’nun sır telefonu kendisi tutuklandıktan iki ay sonra bir itirafçının itirafları sayesinde bambaşka bir evde bulunmuş mu? Evet!
İmamoğlu’nun evinin kamera görüntülerini kaydeden hard-disk, alakasız bir depoda ve hasar verilmiş şekilde ele geçirilmiş mi? Evet!
İmamoğlu ve ekibi aynı hapishanede kalırken, arada mekik dokuyan avukatlarla çapraz sorgulara karşı ağız birliği yapmaya çalışmışlar, bu durum fark edilince farklı hapishanelere dağıtılmışlar mı? Evet!
Medya A. Ş.’nin bir üst düzey yöneticisi şeytanca bir planla polisi atlatıp milyonlarca dolarla yurt dışına kaçmış, bir diğeri de kaçarken yakayı ele vermiş mi? Evet!
İtirafçılardan alınan bilgilerle bir çiftlik evinin mahzeninde valizler dolusu dolarlar, avrolar ele geçirilmiş, yurt dışına para kaçırma trafiği ilmek ilmek çözülmüş mü? Evet!
Etkin pişmanlıktan faydalanmak için itirafçı olan sanıklara her türlü tehdit ve şantajlar yapılmış mı? Evet!
Bakalım daha saklanmış, karartılmaya çalışılmış ne deliller, ne gibi ilişkiler dökülecek ortaya.
Ekremciğim dışarıda olsa bu (ve ortaya çıkmaya devem ettiklerini göreceğimiz sıradaki) delillerden hangi birine ulaşabilirdi Devlet’in hâkimi, savcısı?
Hepsi de çoktan buhar olup uçmuştu bunların. Tüm paniği de bu yüzden “yorumcumuzun” ve belki de karartılamayan deliller ve belgelerden birinden kendi ismi çıkacak. Neden olmasın?
Başta dedik ya, bunların en büyük yanılgıları Erdoğan ile İmamoğlu’nu (mahkeme süreçlerini bile) kıyaslamak ya da benzeştirmeye çalışmak...
Sanırsınız Erdoğan ile İmamoğlu aynı suçlardan hâkim karşısına çıktılar.
İmamoğlu, belki de Türkiye tarihinin en büyük yolsuzluk, rüşvet ve irtikâp iddiaları ve hatta kişisel verilerin güvenliği ve terör örgütüne yardım ve yataklık yapmak gibi çok ama çok ciddi suçlamalarla karşı karşıya.
Bu suçlamalara ait deliller, itirafçı ifadeleri, rüşvet mağdurlarının şikâyetleri, ses kayıtları, görüntüler açık kaynaklardan ulaşılabilir durumdalar.
Peki Erdoğan ne yapmış da yargılanmış ve hüküm giymiş? Şiir okumaktan! Ziya Gökalp’e ait “Minareler süngümüz, kubbeler miğfer” şiirini okuduğu için müesses nizam tarafından mahkûm edilmiş.
Erdoğan yaşadığı mahkeme sürecinde hangi delilleri karartacaktı kuzum? Kitaplığındaki Ziya Gökalp, Necip Fazıl, Mehmed Akif kitaplarını mı yok edecekti? Şiir kasetlerini mi imha edecekti?
Kısa pantolon giydiğimiz zamanlarda yaptığımız futbol maçlarında kaleye geçen “Evet, kalede Şumayer” derdi. En azından bizler kendimiz ile futbol tarihinin efsane kalecisi Toni Schumacher arasında bu benzetmeyi yaparken bacak kadar çocuktuk.
Erdoğan ile İmamoğlu benzetmesini yapan ve hatta haklarındaki iddiaları bile benzeştirmeye çalışanlarsa kazık kadar adamlar ve biz onlara “Yorumcu” diyoruz, iyi mi?!
Fıkramız bu kadar.
Kalınız sağlıcakla efendim.



