Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi

O gençler kaldırımlar konusunda kursa tabi tutulsa… Sonra her bitiren gence “kaldırım mühendisliği” diploması verilse… Kaldırımlardaki aksaklıkları tespit ve düzgün hâle getirilmesi için çalıştırılsa, bir ucundan ülkeye hizmet edilmiş olur. Belki. Çünkü diplomasız kaldırım mühendisleri, enerjisini nereye harcayacağını bilemez. Bazen yanlış istikamete yönelir. Bu da hem kendisi hem ailesi için tehlikeli olur. En çok da ülkemiz için elbette. Mevzu son derece ciddi. Şakaya gelmez…

“BİZİM kız öğretmen oldu” diyerek iftihar eden babaya oğlu sorulunca “O da kaldırım mühendisi” cevabındaki kinayeyi anlayamazdım. 


Düşünürdüm ki kaldırım mühendisliği diye bir meslek var. Zira şehirlerdeki, kasabalardaki sokakların iki yanına kaldırım yapmak şarttır ve onun da bir mühendis tarafından üstlenilmesi, planlanıp uygulanması gerekmektedir. 


Bizim kaldırımlarımız çoğunlukla problemlidir. Bazı parke taşları tingilder. Yerine tam oturmamıştır. Altında yağmur suyu birikir. Kaldırımda yürüyenler, bilmeden tingildeyen parke taşına basınca, pis su ayakkabının üstüne ve paçaya bulaşır. 


Dicle kenarında bir kuzuyu kurt kapınca, hesabının Ömer’den sorulacağına inanlar gelip geçmiş ise şu yeryüzünden, yerine tam oturmamış kaldırım taşının yoldan geçenlerin üstüne kirli su sıçratması hâlinde de belediye sorumlu olmalı. 


O tür bir aksilik yaşanmaması için kaldırım mühendislerinin de işçilerinin de düzgün çalışması gerektir. 


Belediyeler kaldırım işlerini önemser. O kadar önemserler ki biri gelir uçtan uca yeniler. Ondan sonraki dönemde gelen de geri durmaz. Kimi yerlerde sokağa, caddeye ve yan taraftaki kaldırımlara üst üste hizmet sağlanır. 


Cadde ve sokakların yükseldiğini, eski binalarda kapıların küçüldüğünü, asfalt üstüne parke, üstüne tekrar asfalt, tekrar parke döşeyen belediyeler, göz göre göre yolu yükseltir. Yan taraftaki bahçeler çukurda kalır, eski kapılar açılamaz olur. Zorla açılsa da girip çıkmak için iki büklüm olmak gerekir. 


“Ülkeyi yükseltme” meselesini o şekilde anladıklarını düşünmek saflık olur. Belediye başkanları zeki ve akıllı insanlardır. Rakiplerini geçerek seçilmiş olmak bunu gerektirir. Kimse o koltuğa tesadüfen gelip oturamaz. Geçiyordum uğradım diye bir makam sahibi olamaz hiç kimse. Bu itibarla, yeni yol ve kaldırım yapılacaksa, eskisinin sökülmesi gerektiğini pekâlâ bilirler. Fakat her zaman bildikleriyle amel etmezler. Eskinin üstüne yeni bir katman döşemenin maliyeti daha az masraf anlamına gelir. Ucuzu ve kolayı varken niye zahmete girilsin? Kaldırımsa kaldırım, indirimse indirim... 


Günün birinde bir kazı yapılsa, eski medeniyetlerin izleri gibi katmanlar ortaya çıkar. Doğalgaz, elektrik, internet kablosu, su, telefon işleri için sokağı kazmak gerekince, hepsi gün yüzüne çıkar, tek tek tespit edilir. 


Çukurda kalan bahçe tarafından bakınca da görülebilir o katmanlar. 


Bizde kaldırımların yola göre yüksekliğinin fazla oluşu da araçların kaldırıma park etmesini önlemek içindir. 


Yine de tam anlamıyla engelleyemediklerine her gün şahit oluruz. Araç kullananlar bir usulünü bulup kaldırıma park etmeyi ustalıkla başarırlar. Araçlar kaldırımı kapattığı için, yayalar da yoldan yürümek zorunda kalır. 


Kaldırımlar yoldan iki-üç santim yüksek olsa, park yasağı tabelası vaziyeti kurtarmaya yetmez. Kimse tabelaya kulak asmaz. Bu husus, bir kültür, medeniyet, terbiye, saygı meselesidir. 


İşte bütün bu işleri ayarlayacak, düzene sokacak olan kişilerin kaldırım mühendisleri olduğunu zannettiğim dönem, çocuklukta kaldı. Artık mühendislik dalları arasında kaldırım mühendisliğinin olmadığını biliyorum. Ama yine de ülkemizde milyonlarca kaldırım mühendisi bulunduğunun da farkındayım. 


Yeni açıklandı, Türkiye’de 15-34 yaş arasında 6 milyon 700 bin kişi o mesleğin erbabı imiş. Ne iş var ne okul. Boşta gezer… 


Çok yüksek bir sonuç. Okula gitmeyen, bir işi olmayan ve hayatının en verimli, en dinamik çağında bulunan gençlerin bu kadar fazla olması ülkemiz için üzücü. 


Öte yanda personel arayan fabrikalar, işletmeler, çırak arayan ustalar feryat ederken, beri yanda “ev genci” diye tanımlanan bir kitlenin varlığı, geleceğe bakarken iyimser olmayı zorlaştırıyor. 


O gençler kaldırımlar konusunda kursa tabi tutulsa… Sonra her bitiren gence “kaldırım mühendisliği” diploması verilse… Kaldırımlardaki aksaklıkları tespit ve düzgün hâle getirilmesi için çalıştırılsa, bir ucundan ülkeye hizmet edilmiş olur. Belki. 


Çünkü diplomasız kaldırım mühendisleri, enerjisini nereye harcayacağını bilemez. Bazen yanlış istikamete yönelir. Bu da hem kendisi hem ailesi için tehlikeli olur. En çok da ülkemiz için elbette. Mevzu son derece ciddi. Şakaya gelmez…