Kadın

Beyler… Lütfen kadınlara karşı daha anlayışlı, daha merhametli ve kibar olun. “Kadınlar sizlere Allah’ın bir emanetidir” buyuruyor Efendimiz veda hutbesinde… Onların yüklerini hafifletin, destek olun. Yapabileceğiniz bir şeyin olup olmadığını sorun. Sorumlulukları paylaşın, bölüşün. Görün bizleri… Teşekkür etmesini bilin. Bir kez olsun bizim gözümüzle bakın dünyaya. Neler yaşadığımızı hissedin.

HER kadın çocuğu olsun ya da olmasın, yüreğinde bir anne barındırır. Yaratılışı gereği bir kadın, bir erkekten daha merhametlidir. Efendimizden rivayet edilen “Allah (cc), kullarına, bir annenin yavrusuna olan şefkatinden daha merhametlidir” hadisi de bunu doğrular. Bir kadın çocuğu olmasa bile Allah’ın ona vermiş olduğu o merhamet duygusu, anne olduktan sonra artık zirve yapmıştır. Bu merhameti kendi çocuğuna kat be kat duyarken, çevresindeki diğer çocuklara ve hatta diğer tüm canlılara da duyar. Daha henüz küçük bir çocukken oynadığı oyunlar bile erkeklerden farklıdır. Hep bir evcilik kurar, oyuncak bebeğini doyurur, giydirir, uyutur. Onu gezmelere götürür, korur kollar. Gerçek bir bebekmiş gibi bakımını yapar. Büyüdüğünde ise zaten içinde var olan bu şefkat ve merhamet duygusu, anne olduğu zaman daha da yoğunlaşır. 

Kadınları anlamak için kadın olmak gerekir. Hiçbir erkek tam manasıyla bir kadını anlayamaz. Erkekler bir konu hakkında dümdüz düşünür. Ama kadınlar bir konun binlerce farklı versiyonunu düşünebilir. Hele ki anne olduklarında inanılmaz bir nöron ağı oluşur beyinlerinde. Çocukları mevzu bahis olduğunda beyinlerinde şimşekler çakar. O an neler hissettiğini, aklından neler geçirdiğini asla tahmin edemezsiniz. Evladı tehlike de ise kendi canını bile umursamaz, o kadar gözü kararır. Kadınlar gerektiğinde Allah vergisi bir güce sahip olurlar. Bir erkek gücüne denk belki de ama genelde duyguları ağır basar, affeder, merhamet eder ve ufak bir sevgi görse o sinirli saldırgan hallerini kaybeder. Gerçekten bir çiçek gibi sulandıkça güzelleşen, ilgilenildikçe gelişen bir canlıdır kadın.

Çalışan kadının dramı

Şimdi iş hayatına atılmış, ev geçimine destek olan, çalışan, aynı zamanda da anne olan bir kadının hayatına bakalım... 

Hamilelik dönemi, her kadın için ayrı, özel ve bambaşka duyguların yaşandığı, farklı hormonların fazlaca salgılandığı çok hassas bir dönemdir. Bu dönem, evin dışında da bir çalışma hayatı olan kadın için gerçekten zorlu bir süreçtir. Bu dönemde çokça uykuya, sık sık yemek yemeye, yürümeye, temiz hava almaya ve duygusal yönden doyurulmaya ihtiyacı vardır. Bir çalışma ortamında bunların kaçını gerçekleştirebilir, bilemiyorum. Sabah erkenden kalkıp, giyinip hazırlanmak ve iş temposuna normal bir insan gibi yetişmek onun için çok daha fazla zordur. Daha bebeği dünyaya gelmemişken bile işe gitmek, çalışmak, evin diğer sorumluluklarını almak zorken bir de çocuğu dünyaya geldikten sonraki süreç daha da zor olacaktır.

Ben iki çocuklu çalışan bir anneyim. Kendi yaşadığım süreçten bahsetmek ve en sonunda da yetkililere buradan seslenmek isterim… 

Benim gibi çalışan, çalışmak zorunda olan anneler için hayat gerçekten çok zor. Ev hanımı olan annelere işlerinin kolay olduğunu asla söylemiyorum, anne olmak zor olduğu kadar da kutsal bir nasip bence. Annem, çalışan bir anne değildi fakat evde bizim için fedakârlık yapar, bizi beklerdi, okuldan eve geldiğimizde bize kapıyı o açardı, yemeğimizi hazırlar yedirir toplardı. Kendi hayatını bize adamıştı. Tüm anneler de böyle… İster dışarıda çalışsın, isterse ev hanımı olsun hiç fark etmez, anne her yerde anne işte…

Bir günlük rutinimden bahsedecek olursam… Sabah ezanıyla, bazen ezandan önce kalkarım. Okula gidecek çocuklarım için kahvaltı hazırlarım. Bu arada namaz kılar, kıyafetlerimi hazırlarım. Aynı zamanda çocuklarımı uyandırır, ufaklığın giyinmesine yardımcı olurum. Sofrayı kurarken de bir yandan da evde kahvaltı yapamayacağım için kendime de yanımda götürmek üzere bir şeyler hazırlarım. Bu arada ufaklığa beslenme de koymam gerekiyor her gün farklı ama evde yapılan yiyeceklerden olmak şartı ile onu da hazırlarım. E kendim de her gün öğle yemeğini dışarıdan yemediğime göre öğlen için de bir şeyler koymam gerekir. Tüm bu yeme içme hazırlama olaylarını hızlıca yapıp artık evden çıkmamız gerekir. Çıkarız… Önce çocukları okula bırakırım, ki görevliyle beraber okula ilk giren çoğu zaman benim çocuklarım olur. Sonra mesaiye yetişebilmek için işin yolunu tutarım. Mesai bitiminde yaklaşık 2 saat fazladan okulda bekleyen çocuklarımı almak için yine yollara düşerim. Eve birlikte gireriz. Bir gün önce geceden hazırladığım yemeğim varsa çok şanslıyız ama yoksa sıkıntı…

Buraya kadar anlattığım yalnızca fizikî kısmı. Bir de buna duygu durumları eklendiğinde halimiz gerçekten acınası bir hâl... Ergenlik dönemine, üstüne bir de LGS sınavına hazırlanma stresi eklenince ev çoğu zaman savaş alanına dönüşebiliyor. Gece geç yatmak zorunda kalıyor. Neden? Çünkü annesinin mesaisi bitip okuldan onları alıp eve gelmesi baya zaman alıyor. Yemek yemek de bir vakit, ödevler yetişmiyor haliyle. Bu arada anneye ve babaya laf atmalar, suçlamalar, kavgalar, tartışmalar her gün mevcut. Gece geç yatınca da sabah kalkmak zor oluyor. Annenin “Haydi kızım, geç kalıyoruz” sesi uyanmakta güçlük çeken çocuğa tabii ki çok itici geliyor. Ama anne ne yapsın? O da işe yetişmek zorunda. Bir yandan işe yetişme telaşı, bir yandan da erkenden okula bırakmak zorunda kaldığı çocukları için duyduğu vicdan azabı arasında gelip gidiyor. Ama yıkılmıyor... İş yerine vardığında gözyaşlarıyla beraber akıp gidecek, gidecek ki akşama kadar gücünü toplasın… 

Evde olan annesinin, uykusunu alarak bıraktığı çocuklar her zaman kıyas sebebi oluyor. Sonra dersler bitince onlar okulda beklemek zorunda değil, anneleri hemen alıyor. Bizim garipler okulda 2 saat daha beklemek zorunda. Sinirli olmaları, tahammüllerinin az olması ve isteklerinin bitmemesi belki de bu sebepten. Ayrıca biz çalışan anneler çocuklarımızı devletin parasız okullarına gönderemiyoruz. Neden? Çünkü okul saatleri 15:00 olmadan bitiyor iş yeri ise en iyi ihtimalle 17:30’da bitiyor. Özel sektör olursa tabii daha geç. Okulda bekleme şansları yok, çünkü son ders ziliyle beraber öğretmenler de evlerine koşuyor. Bizler de mecburen yığınla para ödeyerek okulda güvende beklesinler diyerek özel okullara gönderiyoruz. 

Ayakta kalmaya çalışıyoruz ama duygusal yönden bitmek üzereyiz

Devletimiz kadın istihdamına önem veriyor. Her yıl istihdam edilen kadın çalışan sayısı artıyor. Ama bu arada yitip giden çocuklar, ailelerin de sayısı artıyor. Çünkü kadının fıtratına aykırı bir sistem var bu dönemde. Tamam, kadın tabii ki çalışsın, üretsin ama lütfen erkeklerle eşit görülmesin. Bizim sorumluluklarımız erkeklerden çok daha fazla. Evin temizliği, yemeği, ütüsü çamaşırı her şeyi bize ait, genelde böyle… Çocukların yetiştirilmesi, bakımı, ihtiyaçları bize ait, bu da genelde böyle. E üstüne bir de dışarıda çalışma hayatı girince bizler nasıl hâlâ dimdik ayakta kalabiliyoruz, bazen şaşırıyorum. Şu performansa bir erkek asla dayanamaz. Fiziksel olarak ağır olduğu gibi duygusal yönden de çok ağır bir süreç…

Çalışan kadın olmak çok güzel bir duygu ama emin olun, bir o kadar da zor. Duygularımız bir erkeğinkinden çok daha farklı. Çok daha ince hesaplar yapan, düşünen bir beynimiz var. Hassas bir kalbimiz, narin ve kırılgan bir yapımız var. Ve hâl böyle iken sorumluluklarımız, iş yükümüz, bize yüklenen çoğu şey altında eziliyoruz. Ayakta kalmaya çalışıyoruz ama duygusal yönden bitmek üzereyiz. Böyle bir hâl içinde ne eşimize ne çocuklarımıza bir faydamız oluyor. Çünkü bu karmaşanın içinde kendimizi kaybediyoruz. Dik duruyor gibi görünüyoruz ama görünmeyen kısmımız yerle bir olmuş durumda. Ev, iş, okul üçgeninde stres içerisinde sadece koşuyoruz. Hedeflerimiz bu üçlü döngü arasına sıkışmış vaziyette. Hedefimiz de, hayallerimiz de bir. Çocukları üzmeden, kırmadan vaktinde okula bırakıp, iş yerine vaktinde yetişip, çocuklarımızı vaktinde okuldan almak… Ev içerisindeki sürece girsem, kitap yazılır bu konuda.

Boşanma sebeplerinden biri de belki annenin çalışıyor olması olabilir. Çünkü aşırı derecede bu koşuşturmacada stres yüklenen anne evde eşine de çocuklarına da sabır gösteremez hâle geliyor. Bilinçli ya da bilinçsizce anneye yüklenen sorumluluklar ağır geliyor. Burada babalara da çok fazla görev düşüyor ama erkekler bilerek ya da bilmeyerek bu sorumluluklardan kendilerini çoğu zaman soyutluyorlar. Aynı saatlerde evden çıkıp eve girmelerine rağmen yemeğin hazır olması, evin temiz olması, çocukların ders durumları, ruhsal ve bedensel bakımları hep anneden bekleniyor. Bunlardan birinin bile eksik olması hâlinde baba tarafından itina ile tespit edilip anneye gerekli uyarılar yapılıyor.

Kadınların olmadığı bir dünya düşünebiliyor musunuz? Evde, sokakta, iş yerlerinde kadınlar olmasa nasıl olur? Ben düşünemiyorum. Düşüncesi bile korkunç. O zaman bize yardımcı olun. Biz mutlu olursak, çocuklarımız da mutlu olur, eşimiz de mutlu olur. Mutlu bir dünya olur. İnsanlar rahat, huzurlu olur. Huzurlu bir ortamda yetişen çocuk da ilerde vatanına faydalı bir evlat olur. Sağlıklı bireyler yetişir; bu da sağlıklı bir toplum, sağlıklı bir millet demektir.

Erkeklere sesleniyorum

Lütfen kadınlara karşı daha anlayışlı, daha merhametli ve kibar olun. “Kadınlar sizlere Allah’ın bir emanetidir” buyuruyor Efendimiz veda hutbesinde… Onların yüklerini hafifletin, destek olun. Bulaşık, çamaşır yıkayın demiyorum ama bizleri anladığınızı dile getirin en azından. Yapabileceğiniz bir şeyin olup olmadığını sorun. Sorumlulukları paylaşın, bölüşün. Görün bizleri… Teşekkür etmesini bilin. Bir kez olsun bizim gözümüzle bakın dünyaya. Neler yaşadığımızı hissedin. Evde eş olarak daha anlayışlı, daha merhametli olun ama dışarıda iş hayatında, birlikte çalıştığınız kadınlara da aynı merhameti ve anlayışı lütfen gösterin. Trafikte özellikle kadın sürücülere biraz anlayışla yaklaşmak zor gelmesin sizlere. Bizler zaten fazlaca yükü, sorumluluğu omuzlamış durumdayız, bir de sizler duygusal olarak yük bindirmeyin omuzlarımıza, ruhumuza. Bizi duygusal olarak doyurun ki biz de aynı şekilde çocuklarımızı doyurabilelim… 

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na sesleniyorum

Okula giden çocuğu olan annelere yardımcı olun. Çocuklar 18 yaşına kadar çocuktur. Ve o yaşa kadar da anneye ihtiyaç duyarlar. Daha küçükken fiziksel ama biraz büyüdüğünde de duygusal olarak ihtiyaç duyarlar. Mesai saatlerimizi yumuşatın. Sabah çocuklarımızı okula vaktinde bırakacak kadar, stres olmadan huzur ve mutluluk içinde bırakacağımız bir mesai saati olsun. Dersler bittiğinde bizim çocuklarımız da diğer öğrencilerle aynı saatlerde okuldan çıkabilsin. İzin verin, onları okuldan vaktinde alalım. Gerekirse çalıştığımız saatler kadar maaş alalım. Ne kaybedilir böyle olsa? Aksine daha mutlu, daha huzurlu çalışırız ve inanın daha fazla üretken olabiliriz. Aileler yıkılmaz, anneler hem çocuk yetiştirip hem Devlete hem aileye maddî katkı sağlamış olur. Şu anda anneleri yanlarında olmayan belki binlerce çocuk var. Geleceğimizi şekillendirecek nesilleri annesiz bırakmayın. Bu düzenlemeyi yapmak zor değil. İzin verin, anneliğimiziz doya doya yapalım. Evimizde işlerimizi yapalım. Yemeğimizi, temizliğimizi yapalım. Ama dışarıda da üretip Devletimize, milletimize katkı sağlayalım. Ve çocuklarımızı iyi bir şekilde yetiştirelim…