SÖZCÜ TV’de haber sunuyor eleman, “wall”daki haber başlığı da “Okullara Padişah Fermanı”. Elemanın sözlerini aynen yazıyorum efendim:
“Millî Eğitim Bakanlığı 81 ile genelge gönderdi. Ders programları adeta Ramazan etkinlikleriyle dolacak. Skandal, bu etkinliklerle sınırlı değil. Osmanlı geleneği de sınıflara girecek.”
Öyle ya, sınıflara ille de bir gelenek girecekse, bunlar mümkünse Haçlıların yahut Tapınakçıların ritüelleri, gelenekleri olmalı. Osmanlı geleneği de ne ola?
Tarihimizden, kültürümüzden, gelenek göreneklerimizden -elhamdülillah- gelen Ramazan etkinliklerini görünce laik damarları kabardı birilerinin. Zıplamaya başladılar. Zıplamayan Tayyip’ti zaten. Şaşırdık mı? Hayır, geç kalmalarına şaşırdık sadece?
Ne olduğunu anlamaları, bu şaşkınlıklarını üzerlerinden atmaları birkaç günlerini aldı.
Mesela “Cadılar Bayramı”na özel koca koca balkabakları, işporta işi cadı, zombi yahut hortlak kıyafetleri, ecüş mecüş ikinci sınıf korkunç (!) kuklalar ve görseller, bira kasalarından yapılan haçlar filan laikliğe aykırı değildir.
Paskalya zamanı çocuklara yumurta boyatmak filan da laiklik sınırları içerisindeki faaliyetlerdir mesela.
Yahut yılbaşlarında çam süslemeler, ağacın dibine içi boş hediye paketleri koymalar, yün çorap asmalar, camlara köpükten kötü el yazıları ile “Happy New Year” filan yazmalar, bacadan gelecek Noel Babaları beklemeler türü Hıristiyanlık ritüelleri kesinlikle laikliğin temel ilkeleri arasındadır.
Zira bu “mühim” günlerin Türk ve İslâm kültürü, gelenek ve görenekleri ile alakası yoktur. Aksi olsa bunlar da laikliğe aykırı hareketler olurdu hâliyle.
Haberi sunan elemana göre Millî Eğitim Bakanlığı’nın Ramazan etkinlikleri ile ilgili okullara genelge göndermesi “skandal” imiş.
Ramazan siz inansanız da inanmasanız da, yaşasanız da yaşamasanız da bu ülkenin, bu milletin, bu toprakların kültürüdür, mayasıdır, gerçeğidir, mücerret ruhudur…
Ramazan, siz sırf güllaç ve pide yiyesiniz ve o bir ayın sonunda da herkesten önce bavullarınızı toplayıp tatillerinize kaçasınız diye gelmiyor bu memlekete.
Ramazan ruhuyla, enerjisiyle, ilâhî iklimiyle birlikte geliyor. Ve çocuklarımızın bu iklimi idrak etmelerinden daha büyük saadet mi var? Özümüze dönüyoruz elhamdülillah!
Okullardaki bu Ramazan faaliyetlerine yönelik Özgür Özel de cırlamış, “Talibanlaşmaktan” ve “çeteleşmekten” filan bahsetmiş.
Teneffüs saatlerinde çocukların okulların bahçesinde “içi boşaltılmış” ilâhîler eşliğinde neşeyle kuzular gibi oynayıp zıplamalarını gördükçe kurban olasım geliyor bu “Talibanlaşmaya” da “çeteleşmeye” de…
Ne demişti Üstad Necip Fazıl? “Bir akıl gelecek ki akıllar delirecek. Ve bir devrim evvela devrimi devirecek.”
Samsunlu mütevazı birkaç kardeşimizin “Kâbe’de Hacılar Hû Der Allah” ilâhîsi işte seksen yıllık totaliter, jakoben, (din değil) İslâm karşıtı devrimi devirmekle kalmadı, silindir gibi üzerinden de geçti.
Olup biteni anlamakta zorluk çekiyor laik jakoben kafa. Cadılar Bayramı, Yılbaşı, Paskalya Yortusu, Onur(!) Yürüyüşü gibi günlerde yaşananlara gösterdikleri hoşgörüden eser yok. Tüm ayarları bozuldu. Antenleri Anıtkabir’e çevirme telaşına düştüler.
Okullarımıza da ayrıca “Maşallah” demekte fayda var. Sanki hepsi de böyle bir günü bekliyormuş, surda bir delik açılmasını. O delikten bir mübarek canavar çıktı.
Çocuklarımız neler neler yapıyorlar öyle!? Kendilerini ne de güzel ifade ediyorlar. Uğur Dündar bugünleri de mi görecekti “oh my God”?
Bir def, bir nefes ve bir sesten ibaret kendi hâlinde mütevazı bir ilâhî, dünya listelerini alt üst etti. Türkiye’yi geçtim, Çin’de, Japonya’da, New York’ta, tüm Avrupa’da, ülkü rapçilerin ağzında Kâbe’deki Hacılar.
Nasıl kudurmasın şimdi Uğur Dündar’lar, Emin Çölaşan’lar, Özgür Özel’ler, Gülnaz Şırınga’lar, sanat sepet takımı, aydınlar(!)…
Yüz yıllık saltanat Samsunlu bir Roman kardeşimizin nefesiyle yerle yeksan oluyor. Ve biz de bu mübarek Ramazan günlerinde buna şahitlik ediyoruz. Elhamdülillah!
Ne diyelim? Yine Üstad Necip Fazıl ile bitirelim:
“Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama,/ Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma!”
Kalınız sağlıcakla efendim.



