Kabahat atanda

Bir bayrağın çöpe atılmasını vicdanı kabullenmemişti. Durumu kavramaya çalıştığını ve üzüldüğünü düşündü balkondan bakan. Kim atar bir bayrağı? Diğer işçi de durdu, ona baktı. Duvar kenarından şoför baktı. Hiç konuşmadılar. Bayrağı tutan işçi, eldivenini çıkardı, bayrağı göğsüne dayayıp eliyle iki yanını temizledi. Bayrağı saygıyla okşadıkça, turuncu elbisesi de temizleniyordu.

ÇÖP kamyonu homurtuyla geldi, yarıya kadar yere gömülü çöp bidonlarını sırayla kaldırıp kasasına boşalttıktan sonra kumanda ile yerine bıraktı. 

İşini büyük gürültüler çıkararak tamamladı ve gitti. Arkasında bıraktığı kara duman da biraz sonra kayboldu. 

Fakat arkasında bıraktığı sadece egzozundan çıkan duman değildi. 

Bidonlara sığmadığı için yan tarafına bırakılan atık malzemelere dokunmamıştı. 

Balkonundan caddeyi seyreden adam, o atıkları almamasına hiç anlam veremedi. Bardağındaki çay bitmeden orta boy bir başka kamyon geldi. Damperliydi ve üstünde belediyenin arması görünüyordu. 

Çöp bidonlarının yanında yığın hâlinde duran malzemeler, bir kutlamadan arta kalanlardı. Belki de yakındaki okulun mezuniyet balosundan. Çoğunun süslemede kullanıldığı uzaktan da belli oluyordu. Ne olduğu anlaşılmayanlar da vardı ama onlar için kafa yormaya değmezdi. Kimsenin işine yaramayan, atılmış ıvır zıvır işte. 

Şoför kenara çekildi, sitenin bahçe duvarı yanındaki ağaçların gölgesinde durdu. İki işçi, eldivenleri sağlamlaştırarak malzemeleri kasaya atmaya başladı. Attılar, attılar… Şakalaşmayı ihmal etmeden çalışmaları beş dakikaya yakın sürdü. 

Malzemeler henüz tam bitmemişken işçinin biri elini uzattı ve bir müddet öylece kaldı. Donmuş gibi görünüyordu. 

Atıkların arasında küçük bir bayrak bulmuştu. Ay yıldızlı, bir karışlık kâğıt bayrak. İnce çıtadan sapı olanlardan. 

Bir bayrağın çöpe atılmasını vicdanı kabullenmemişti. Durumu kavramaya çalıştığını ve üzüldüğünü düşündü balkondan bakan. Kim atar bir bayrağı? 

Diğer işçi de durdu, ona baktı. Duvar kenarından şoför baktı. Hiç konuşmadılar. 

Bayrağı tutan işçi, eldivenini çıkardı, bayrağı göğsüne dayayıp eliyle iki yanını temizledi. Bayrağı saygıyla okşadıkça, turuncu elbisesi de temizleniyordu. 

Kamyonun kapısını açtı, bayrağı aynaya takmaya çalıştı. Olmadı. Ön cam ile konsolun birleştiği yere ince çıtayı sokuşturdu. Orası sanki onun için yapılmıştı. Bayrak yerini bulmuştu. Atıkların hepsi yüklenmişti. Kamyona binip gittiler. 

Balkondan onları seyreden adamın gözleri yaşardı, göğsü kabardı. Duygulandı. “Yaşa, var ol!” dedi yavaşça. Kimse duymadı. Ama o, atıkların arasında bulduğu bayrağı, diğer malzemelerle beraber kasaya atmayıp ön cama asan işçinin duyduğuna inanıyordu. 

Kamyon uzaklaşırken, ikindi ezanı başladı. Müezzin de sanki o sahneyi görmüş gibi içli okuyordu ezanı…