İyi terbiye edilmiş taylar

Üretim arttırılarak üniversite okumak isteyen öğrenci sayısı azaltılmadan, kaliteli ve kalifiye eleman da yetiştirilemez. O hâlde kalkınmış, tam bağımsız ve ekonomik sorunlarını çözmüş bir Türkiye için sanayileşmeye ve üretime yatırım yapılmalıdır. Bu çözüm de ancak baş döndürücü bir hızla değişen dünyada kendi temel doğrularını ve değerlerini koruyup geliştiren gençlerle mümkündür.

“GENÇLİK” denince, akla ilk gelen şey eğitim ve gelecektir. Gençliği nasıl bir gelecek beklemektedir ya da gençlik nasıl bir gelecek getirecektir bize? Gençliğin bir gelecek tasavvuru var mı? Varsa, bu tasavvur neye nasıl dayanmaktadır? 

İnsanlık, eğitim alanındaki hastalıklardan derin sancılar yaşamaktadır. Eğitimden anlaşılması gereken ilk şey, terbiyedir. Terbiye ise neredeyse sadece iyi terbiye edilmiş tayların eğitilmesinde kullanılır hâle geldi. Yarışlar için sıkı bir eğitimden geçirilip yetiştirilen taylar için “iyi terbiye edilmiş at” tanımı kullanılmaktadır.

Terbiye, âdeta insanların eğitiminde kullanılmasına gerek duyulmayan bir kelime olarak algılanır oldu. Oysa insanı ahlâklı, seciyeli, vicdanlı ve iradeli yapan, terbiyedir. Eğitim, terbiye ile aynı anlama geldiği hâlde, bugün sadece öğretim olarak kullanılmaktadır. Öğretim, insanın beyniyle ilgilidir ve onu sadece bilgi sahibi yapar. Terbiye ise davranışları değiştirip rûha çekidüzen verir. Bugün eğitim sistemimiz ahlâklı, karakterli, merhametli, çevresine karşı sorumluluk sahibi ve saygılı, Rabbine karşı görevlerinin bilincinde olan nesiller yetiştiremiyorsa, okullarda bir eğitimden bahsedebilir miyiz?

Artık köhnemiş, kabiliyet ve kapasitesine bakmadan herkese aynı bilgileri yükleyen, herkesi aynı bilgilerin hamalı yapan eğitim sistemini kökten kaldırıp yerine yenisini kurmadıkça sorunlarımızı çözemeyiz! Nasıl ki eskimiş, dökülmüş bir binanın enkazı ortadan kaldırılmadan yerine yenisi kurulamıyorsa, çağın gerisinde kalmış, köhnemiş eğitim sisteminin sorunlarına köklü çözümler getirmeden yenisini kuramayız.

Yeni binanın içi yine eski eşyalarla doldurulursa, hamam yeni ve taslar eski, ustalar eski ve sular kokuyorsa, yeni bir rûh yoksa, orada bir temizlik yapılamaz! İyi bir temizliğin yapılabilmesi için kökten bir değişiklik yapılmalıdır. Faydasız, fazlalık ve işlevsiz olan ne varsa, hepsi atılmalıdır.

Her şeyden önce, eğitim sistemine rûh ve mânâ verilmelidir. Öğrencilere ve gençlere bir ideal, bir amaç, bir gelecek tasavvuru verilmelidir. Rûhsuz, mânâsız bir eğitim, ancak şekilcilikten ibaret olur. Önemli olan şekil değil, eğitimle gençlere verilen özdür.

Geleceğimizle ilgili olarak nasıl bir gençlik yetiştirilmek istendiği, en önemli meseledir. Şu anda toplum içindeki davranışları, ahlâkî kuralları ve öğretmenine saygı konusunda sorunları olan bir nesil yetişiyor. Acaba müstemleke tipi bir insan modeli mi, yoksa yerli ve özgür bir insan modeli mi yetiştirmek istiyoruz?

Bilgiden daha önemli olan şey, eğitim felsefesidir. Zayıf karakterli, her kalıba giren insan tipi mi, yoksa iman, vakar ve tevazu sahibi, her şeyin Allah’tan geldiğine ve O’na döneceğine inanan insan tipi mi yetiştirilecek? Her gün değişen dünyada kendi sabit değerlerini koruyan nesiller yetiştirilebilecek mi? Bu sistemden çıkan nesiller yine emperyalizmle birlikte olmaktan bir beis görmemeye devam edecekler mi? Kendi rûh kökümüze, tarihimize, benliğimize dönmeyi bir erdem olarak görecekler mi? “Küfür tek millettir, İslâm tek millet” gerçeğini kavrayacaklar mı? Lüks, israf, debdebe, eğlence, zevk ü sefâ içinde yaşamayı bir hayat felsefesi olarak görmekten vazgeçebilecekler mi?

Bir yıl veya on yıl sonrasını değil, sonsuzluk, ölümsüzlük diyârı olan ahiret için de çalışacaklar mı? Geleceklerini bu temel üzerinden tasavvur edebilecekler mi? Bu yalan dünyanın geçici nimetlerini, durumlarını bırakıp bütün insanlığın peşinden koştuğu mutluluk, huzur, refah, saâdet ve barışın ebedî yurdu olan Cennet için çalışacaklar mı? Mâkâm ve menfaatleri için insanlara köle olmaktan vazgeçip gerçek özgürlük olan Allah’a kul olmaya çalışacaklar mı?

Temel felsefe olarak bu esaslar öğrencilere kazandırılamazsa, eğitimin bir önemi kalmaz. Kaliteli nesiller yerine amaçsız nesiller yetiştiren bir eğitimden vazgeçilmelidir.

Eğitim için bir felsefe kurmak

Okullarda daha nitelikli, daha kaliteli öğrenciler yetiştirmek için meslek eğitimi kaliteli ve yaygın hâle getirilmelidir. Meslekî eğitim müfredatı geliştirilerek, teorik ve pratik dengede uygulanmalıdır. Farklı yerlerdeki işyerlerinde değil, okula ait olan ve hemen okulların yanı başında kurulan fabrikalarda, işyerlerinde meslek eğitimi verilmelidir. Meslek eğitimi şu anda Almanlar tarafından geliştirilerek uygulanan bir model olan Selçuklu Türklerindeki “Ahilik” sistemi esas alınarak yapılmaktadır. Bu bağlamda sadece sınava yönelik kuru bilgilerin, hayatta kullanılmayana faydasız bilgilerin verildiği sistemden vazgeçip hayata dönük, kullanılabilir ve meslekî çapta bilgiler verilmelidir.

İçinde meslek okullarının da bulunduğu her alanda fabrikalar ve üretim tesisleri kurularak ticaret geliştirilmelidir. Öğrenciler yeteneğine göre bu fabrikalarda yetiştirilmeli ve istihdam edilmelidir. Meslek okullarının tamamı türlerine göre fabrikalarla, işletmelerle, işyerleriyle bütünleştirilerek eğitim verir hâle getirilmelidir. Buralardan mezun olan öğrenciler işsiz kalma kaygısı taşımamalıdırlar. Öğrenciler mezun oldukları okula ait fabrika ya da işyerinde işe başlayıp hayata atılmalıdır.

Eğitim sistemimiz öğrencileri şahsiyet sahibi olmadan bilgi sahibi ve bilgi küpü yapmaya çalışmaktadır. Oysa felsefe olarak, öğrenci, bilgi sahibi olmadan önce şahsiyet sahibi olmalıdır. Gençlik rûh ve mânâ bakımından ele alınmalıdır. Sadece maddî gelişimi değil, rûhî gelişimi de programların içine yerleştirilmelidir. Karakter sahibi olmak, bilgi sahibi olmaktan daha önemlidir. “Değerler eğitimi” adı altında Batı değerlerinin öğrencilerin beynine zerk edilmesinden vazgeçilmelidir. Kendi değerlerimizin eğitimi verilmelidir.

Devletin görevi, insanlara iş vermek değil, iş sahası açmaktır. Hâlbuki bugün ülkemizde öğrenci, bir iş sahibi olmak ve geçimini temin etmek için üniversiteye yöneliyor. Bunun tersi olmalıdır. İş sahibi olmak için değil, ilim öğrenmek için üniversite okunmalıdır. Gerçek mânâda ilmî ve bilimsel çalışmalar ancak bu şekilde yapılabilir. Eğer devlet fabrika kuracak fabrikalar açabilirse, her alanda üretime ağırlık vererek ticareti geliştirebilirse, insanlar gelecek kaygısı taşımadan, geçim derdine düşmeden, erken yaşlarda işsizlik endişesi taşımadan bir mesleğe yönelecektirler.

Sadece akademik kariyer yapmak veya hizmet sektöründe çalışmak isteyen üniversite okursa, doğal olarak üniversite kapılarındaki yığılmalar önlenecektir. Ancak her alanda üretim sağlanamazsa, insanlar doğal olarak hizmet sektörüne yönelecek, devlet kurumlarının kapısında yığılmalar olacaktır. Herkes doktor, mühendis, öğretmen olmak istediği ve meslek alanlarında çalışacak insan bulunamadığı için yatırım, kalkınma ve refah da olmayacaktır. İşsizliğin büyüdüğü bir ortamda özgür iradeli, şahsiyetli insan tipi yetişemez. Çünkü aç insan, önce kendi midesini düşünür. Kendi maddî ihtiyaçlarının derdine düşen insan, gelecek üzerinde kafa yormaz.

Dünyaya baktığımızda, çocuklar önce bir mesleğe yönlendiriliyorlar. Yeteneklerini ortaya çıkaracak bir süreç, bir ortam sunuluyor. Eğer çocuğun verilen meslek alanında bir yeteneği varsa devam edip iş sahibi oluyor ve hayata atılıyor. Meslekî alanda kabiliyeti olmadığı görülen çocuk, doğru zamanlamayla akademik alana yönlendiriliyor. Böylece okuyup ileride iyi bir yönetici, doktor veya öğretmen olabiliyor. Diğerleri de erkenden iş hayatına atılıp çırak, usta, tüccar, işletmeci ve sanayici olabiliyor.

Önemli olan, eğitimde erken yönlendirmedir. Refah, kalkınma ve huzuru sağlayacak bir durum olan erkenden mesleğe yönlendirme, ülkemizin kaderini değiştirecek bir modeldir. Bir ülkede üretim olmadan kalkınma ve tam bağımsızlık da olamaz. Kalkınmanın ve tam bağımsızlığın yolu üretimden geçmektedir. Üretimde ise öncelikli olan, zihinsel üretim ve bilimsel çalışmadır.

Sanayileşme ve üretim gerçekleştirilmeden yeni eğitim modellerinin de bir faydası olmaz. Üretim arttırılarak üniversite okumak isteyen öğrenci sayısı azaltılmadan, kaliteli ve kalifiye eleman da yetiştirilemez. O hâlde kalkınmış, tam bağımsız ve ekonomik sorunlarını çözmüş bir Türkiye için sanayileşmeye ve üretime yatırım yapılmalıdır. Bu çözüm de ancak baş döndürücü bir hızla değişen dünyada kendi temel doğrularını ve değerlerini koruyup geliştiren gençlerle mümkündür. Ancak kendi rûh köküne bağlanıp kendi toprağından beslenen fidanlar yeşerip bir orman olabilirler.