“İSTANBUL’dan Üsküdar’a yol gider/ Yol gider çavuş yol gider/ Hanımlara deste deste gül gider/ Gül gider çavuş gül gider…”
Muzaffer Sarısözen’in derlediği 9/8’lik bu İstanbul türküsünün tarihi epeyce eski olsa gerek.
Boğaz’a ilk köprünün temeli 20 Şubat 1970 tarihinde atıldı. Üç yıl süren inşaat sonunda 30 Ekim 1973 günü törenle açıldı.
Ondan önce tek geçiş imkânı vapur ve kayıklardan ibaretti.
Kulağına okunan adı Boğaziçi Köprüsü idi. 15 Temmuz sonrası, aziz şehitlerimizin hatırasına hürmeten değişti.
O türkünün ilk söylendiği günlerde Boğaz’da köprü yoktu. Dolayısıyla “İstanbul’dan Üsküdar’a yol gider” diyen sanatçı, vapurları, feribotları, kayıkları kast etmiştir. Veya daha geniş düşünerek (gider fiilinin geniş zamanı kast ettiğini dikkate alalım) epeyce ileri görüşlüymüş de diyebiliriz.
Bugün İstanbul’un iki yakası arasında üç köprü, bir raylı sistem geçişi Marmaray, bir de araçlar için Avrasya Tüneli bulunuyor. Yine de yetmiyor, orası başka.
Başka olmayan husus, bizim sümsüklerin bu geçişlerin hepsine karşı çıkmış olmaları.
İlk yapılan köprüye de karşıydılar, ikincisine de, üçüncüsüne de karşı çıktılar. Denizin altından geçen tünellere de elbette.
Bugünse kimileri Marmaray ve Avrasya Tünelini Ekrem’in yaptığını, kimileri Ecevit’in yaptığını sanıyor. Sanmakla kalmayıp öyle inanan ve hararetle savunanlar da var.
Esasında “Atatürk yapmıştı” deyip kurtulmak en iyisi. Fakat o kadarını akıl edemiyorlar. (Mukadder Gemici’nin kulakları çınlasın.) Ne diyelim?
Türküye devam etsek yakışmaz mı?
“Yandım çavuş yandım senin elinden/ Elinden çavuş elinden/ Çok sallanma kasatura da fırlar belinden/ Belinden çavuş belinden…”
Sözlerini birazcık değiştirsek Sarısözen kızmaz herhalde. Sözün geldiği yer itibariyle şöyle yapalım: “Çok sallama kasatura da fırlar belimden.”
*
Üsküdar’a gitmekten bahsedince, bir başka İstanbul türküsü akla geliyor. Meşhur “Üsküdar’a gider iken” türküsü.
Murat Yetkin’in bu konuda yazdığı yazıyı okuduktan sonra, “Bu türkü ne kadar İstanbul türküsüdür?” diye sormak gerekiyor. Yetkin Report’ta şöyle yazmış:
“Yıllar önce bir uluslararası toplantının serbest akşam saatlerinde herkes kendi ülkesinden ünlü bir şarkıyı söylesin dedik; siyasetten bunaldığımız saatlerdi. Biz de eşimle ‘Üsküdar’a Gider İken’ türküsünü söyledik. Bir baktık ki topluluktan bazı kişiler de ya melodiyi mırıldanıyor ya da kendi lisanında aynı türküyü söylüyor. Bitirince İrlanda’dan Ürdün’e değişik coğrafyalardan bazı arkadaşlar türkünün kendilerine ait olduğunu söylediler. Aramızda Pakistanlı yoktu ama Pakistan’da bulunmuş bir arkadaşımız bunu Pakistan türküsü olarak biliyordu. Sözler ayrı ama beste aynıydı.
‘Üsküdar’a Gider İken’ kimin türküsüydü?
Bir ara bir tez daha atıldı ortaya. Buna göre melodi İngiliz İmparatorluğu’ndaki İskoç Tümeninin resmi marşıydı. Kırım Savaşı (1853-56) döneminde İstanbul’a gelip Selimiye Kışlası’na yerleşen İskoç birliklerinin gayda takımı bandosu aracılığıyla Üsküdar semtinde yaygınlaşmış, Türkçe sözler yazılmıştı. Sömürgecilik döneminde Kraliyet Donanması aracılığıyla İngiltere’nin sömürgeleştirdiği coğrafyalara yayılmış ve son derece akılda kalıcı melodisiyle benimsenmiş, kimi yerde savaş marşı, kimi yerde de bizdeki gibi bir aşka çağrı türküsü sözleri yazılmıştı.” (Bir kısmını aldığımız bu yazıyı Yetkin 9 Temmuz 2023 tarihinde yayınlamıştı.)
Türkünün sözlerine bakalım: “Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur/ Kâtibimin setresi uzun, eteği çamur/ Kâtip uykudan uyanmış gözleri mahmur/ Kâtip benim ben kâtibin, el ne karışır/ Kâtibime kolalı da gömlek ne güzel yaraşır…”
Bazı solistler setrenin ne olduğunu bilmediği için “Kâtibimi sefresi uzun” şeklinde söylüyorsa da o tarafını geçelim. Dilimizde öyle bir kelime olmadığını açıklasak bile fayda etmez.
İkinci kıta bendenize hep ilginç gelmiştir: “Üsküdar’a gider iken bir mendil buldum/ Mendilimin içine lokum doldurdum/ Kâtibimi arar iken yanımda buldum…”
Bulduğun mendili hemen sahiplenmek ne demek? Kim bilir kimin mendiliydi? Ne hakla sahipleniyorsun? Ya arıyorsa? Biraz sonra dönüp gelirse ne yapacaksın?
Hele içine lokum doldurmak ne kadar mantıklı? Olacak iş değil. El âlemin kirli mendilini sahiplen ve hiç vakit geçirmeden içine lokum duldur! Neresinden tutalım bunu? Hani nerede kaldı değerler, nerede kaldı titizlik, temizlik, hijyen? Sonra Tijen, Müjgân ve diğerleri? Çok ayıp, çok çirkin bir hareket.
Mendili bulan kişiye demeli ki o mendili derhal bulduğun yere bırak ve git, kendine yeni bir mendil al. Lokumları da çöpe at.
Kural şudur: Bir şeyi oraya sen koymadıysan, sakın alma. Hakkın değildir.
Kaybedilen aranabilir.



