ORTADOĞU’da hiçbir gelişme tesadüfen yaşanmaz. Hele ki bugün Batı’dan gelen “Filistin’i tanıma” hamleleri… Masum bir vicdan refleksi sanıyorsanız yanılıyorsunuz…
On yıllar boyunca İsrail, Batı’nın Ortadoğu’daki aparatı olarak görev yaptı. Sert müdahaleler, diplomatik baskılar, sahayı kendi çıkarlarına göre yeniden şekillendirmek… İsrail, her zaman Batı’nın taşeronu oldu. Ancak artık Gazze’deki trajediler, İsrail’in tek başına sahadaki yükü taşıyamayacağını gösteriyor. Şahsi kanaatim, İsrail’in görevi tamamlandı ve sahnede artık çok uluslu bir strateji var. İsrail bundan sonra yalnızca “kaba kuvvet” rolünü üstlenecek. Tüm bunlara rağmen
Netanyahu boş durmuyor. İsrail’in hem sahada hem diplomatik olarak güçlü kalmasını sağlamak istiyor. Hem Batı ile koordineli hareket ederek uluslararası sahneyi lehine şekillendirmeye çalışıyor hem de iç politikada milliyetçi tabanı konsolide ediyor. Hamas ve Filistin yönetimi üzerindeki kontrolünü sürdürürken, İsrail’in Batı nezdindeki ağırlığını da korumak onun temel hedefi. Ancak unutulmamalı: Bu strateji, Batı’nın planlarıyla paralel ilerlemek zorunda…
İngiliz Aklı ve Trump ile bağı
1917 Balfour Deklarasyonu’ndan bugüne İngiltere’nin Ortadoğu siyaseti hep belirleyici oldu. Bugün de aynı akıl sahnede. Filistin’in tanınması kararları, İsrail’i yalnızlaştırmak, Hamas’ı sisteme entegre etmek ve Filistin’i uluslararası gözetim altında tutmak için planlanıyor. Trump’ın Kraliyet Ailesi tarafından ağırlanması ise tesadüf değil; Londra ve Washington, Ortadoğu satrancında yeniden senkronize oluyor. Doğrusu kapalı kapılar ardında ne konuşulduğunu, nasıl anlaşmalar yapıldığını herkesin bilmesi mümkün değil. Ancak neler yaşanacağını, ülkelerin yakın ilişkilerine bakınca tahmin etmek zor değil. Bakalım bu yemek sonrası başta Filistin ve devamında bölge ülkeleri neler bekliyor? Her zaman demişimdir, yine diyorum: Bir yerde bir karışıklık varsa, orada gizlenmiş bir İngiliz Yahudi vardır.
Katar’daki saldırı, Hamas’a mı yoksa Türkiye’ye mi mesaj?
İsrail’in Katar operasyonları, Batı’nın planının sahadaki devamı. Katar, Hamas’ın siyâsî merkeziydi ve İsrail’in mesajı net: “Hiçbir yer güvenli değil, planımıza direnemezsiniz!”Operasyonlarda kullanılan hava sahaları ve koordinasyon, İsrail’in tek başına hareket etmediğini ve bölgesel mutabakatla sahada olduğunu gösteriyor. Bu baskı, Batı’nın çok uluslu stratejisine zemin hazırlıyor. Hatırlarsanız, 7 Ekim 2023’te Gazze olayları başladığında Biden o zaman Amerika Birleşik Devletleri Başkanı idi, Netanyahu ise Başbakan’dı ve ikisi birlikte şu açıklamayı yaptılar: “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ortadoğu’da sınırları Amerika ile yeniden birlikte belirleyeceğiz.” Hakikaten de hiçbir şey eskisi gibi olmadı. O günden belliydi: Hedef Türkiye!
Sizinle çok önemli bir detayı paylaşacağım: İsrail, Hamas ile müzakerelerini nerede yapıyordu? Katar’da, değil mi? Katar arabuluculuk üstlenmişti. Hamaslı yöneticiler Katar’da kalıyorlar, İsrailli yetkiler de geliyorlar ve toplu görüşme yapıyorlar. Tam müzakere sırasında İsrail’den atılan füze 1795 kilometre yol alarak Suudi Arabistan hava sahasını kullanarak Katar’ı vuruyor. Sudi Arabistan Katar’ın komşusu ve vurulmasına müsaade etti. Bu arada Ürdün’den de geçti. Ürdün de müsaade etti. Bunlar Arap ülkesi değil mi?
Dostlar, olayın tarihi belli: 9 Eylül 2025… İngiltere’ye ait tanker uçak, sabah saatlerinde Katar’dan kalkıyor, akşamüstüne kadar havada kalıyor ve yine Katar’a dönüyor. Aynı gün, aynı saatlerde Katar’a yönelik saldırı gerçekleşiyor. İşte mesele burada!
İngiltere resmî ağızdan “Tatbikat uçuşuydu” diyor. Ama uçuş kayıtları, saldırı ile neredeyse bire bir örtüşüyor. Tesadüf mü? Elbette hayır… Daha önemlisi, bu uçağın kalktığı yer, Katar… Ortadoğu’daki en büyük Amerikan üssünün bulunduğu, İngiltere’nin de en yakın müttefiki olan ülke.
Oyun çok büyük, kaleler içeriden fethedilmiş! Amerika, İngiltere, Ortadoğu üçgeni Türkiye için kolay olmayan bir strateji.
Tarihin uzun gölgesi: Yahudilerin dağılımı ve Türkiye’deki dinamikler
Bugünü anlamak için tarihe bakmak şart. Emevîler döneminde dağılan Yahudiler, Avrupa’dan Asya’ya, Afrika’dan Amerika’ya yayıldı ve bulundukları ülkelerde ekonomik ve siyâsî güç kazandılar. Bu diaspora, İsrail kurulduğunda küresel bir güç ağı hâline geldi. Bugün Batı’nın Filistin hamlelerini anlamak için bu tarihî perspektifi anlamak şart. Diaspora, bulundukları ülkelerin gücünü İsrail lehine kullanıyor. Türkiye’de ise durum daha çarpıcı: Türkiye’de milyonlarca Siyonist’in olduğu ve bunların isimlerinin değiştirilerek toplum içinde görünmez hâle getirildiği iddia ediliyor. Bu iddialar doğruysa eğer, ki doğru olduğunu düşünüyorum, iç dinamikler ve bölgesel hesaplar açısından yeni stratejik kararların alınması gerekiyor.
Çok uluslu strateji dönemi
Fransa, Kanada, Avustralya, Belçika, Lüksemburg, Portekiz, Malta, Andorra ve San Marino… Hepsi eş zamanlı olarak Filistin’i tanıma kararıyla sahneye çıktı. Amaç, İsrail’in yükünü hafifletmek, Filistin’i kontrol altına almak ve Hamas’ı sisteme entegre etmek. Burada özgürlük yok, kontrol var. Batı’nın planı, Filistin’i kendi gözetiminde yönetilebilir bir alan hâline getirmek üzerine kurulu. Filistin’in bu oyuna gelmemesi gerekir.
Türkiye’nin akıllıca yürüttüğü dış ve iç politikası
Türkiye ise bu kaosun içinde hem Filistin’i destekliyor hem kendi çıkarlarını akıllıca koruyor. Ankara için mesele artık sadece vicdanî bir sorumluluk değil, stratejik akıl ve diplomasiyle yürütülen politika; BM ve İİT’de Filistin’in hakkını savunurken Hamas ve Filistin yönetimiyle sahada iş birliği yapıyor ve Batı ile iletişim kanallarını açık tutuyor. Bölgesel aktörlerle stratejik ittifaklar kurarak sahada denge unsurunu sürdürüyor.
Türkiye’nin sahadaki gücünü ve etkisini somutlaştıran araçlardan biri de Sumud Filosu. Gazze’ye insanî yardımı ulaştırmaya çalışan filo, Türkiye’nin hem vicdanını hem stratejik zekâsını sahaya taşıyor. Bu nedenle Sumud Filosu’nu destekliyor ve Türkiye’nin hamlesine güç kattığını düşünüyorum. Ben de filoda olmayı çok isterdim. Buradan Sumud Filosu’nda Filistin’e doğru yol alan dostlarıma, arkadaşlarıma ve meslektaşlarıma selamlarımı iletiyorum. Allah yâr ve yardımcınız olsun. Selam götürün kardeşlerimize…
İçeride ise HDP’nin silah bırakma süreci kritik bir adım. Suriye’de PYD/ PKK/ YPG tehdidi sürerken, içerideki terörist grupların devlet kontrolü altına alınması, hem iç güvenlik hem dış politika açısından Türkiye’nin stratejik aklını güçlendiriyor. Bu anlaşma, Türkiye’nin hem içeride hem sahada etkinliğini artırıyor.
Demem o ki… Demedin demeyin… Bugünlerde yaşanan “Filistin’i tanıma dalgası”, İngiliz aklıyla sahneye konmuş çok uluslu bir stratejidir. İsrail’in görevi tamamlandı, çok uluslu kontrol mekanizması devrede. Katar operasyonları, Trump’ın Londra ziyareti, Yahudi diasporasının küresel ağı, Netanyahu’nun hamleleri, Türkiye’deki “gizli” Siyonist nüfus, Sumud Filosu ve HDP’nin silah bırakma süreci… Hepsi aynı zincirin halkalarıdır.
Filistin’in gerçek kurtuluşu Batı’nın senaryolarında değil, Filistin halkının iradesinde ve Türkiye’nin akıllıca yürüttüğü stratejik dış ve iç politikasıyla ve tabii ki Sumud Filosu’na verdiğimiz destekle şekillenecektir…



