İsrail çocuklarla savaşıyor

Elinde baltasıyla öfkeli bir cani, önünde gördüğü insan, hayvan, yaşlı, genç, kadın, erkek, çoluk çocuk, hasta, engelli demeden her canlıyı öldürerek size doğru geliyorsa, sokağın sonunda bu caninin hedefinde olduğunuzu haber vermelerine gerek var mıdır Allah aşkına?

İSRAİL HAMAS’la savaşmıyor, çocuklarla savaşıyor. İsrail’in saldırılarında Gazze’de saatte en az 5 çocuk olmak üzere günde en az 120 çocuk hayatını kaybediyor.  

Gazze’de kesin rakam bilinmemekle birlikte yaklaşık 19 bin insanın öldüğü, bunun 3’te 2’sinin kadınlar ve çocuklar olduğu ortadadır. Bu bir istatistikî bilgi değil, bir vahşetin resmidir.

HAMAS; İsrail, Amerikan ve başta İngiltere ordusu olmak üzere Haçlı devletlerinin ordularına karşı savaşıyor. Bu orduların tamamı HAMAS’tan aldığı darbelere karşılık veremiyor. Yapabilecekleri ve yıllardır yapıp en iyi bildikleri şeyi yani katliamı yapıyorlar. Kime karşı? Tabiî ki HAMAS’a değil. Onun karşısına çıkacak cesaretleri yok. Öyle bir hedefleri de yok.

Doğrusu, ortada bir savaş yok. Savaş yok ki müdafaa veya meşru müdafaa hakkı olsun… Savaş ordular arasında olur. İki ordu veya ordular karşı karşıya gelirse buna savaş denir. Buradaysa katliam yapan veya katliam yapılsın diye ortamı hazırlayan, etrafı kollayan, gözetleyen, katledilenlere hiçbir yerden yardım gelmesin diye bekçilik yapan ordular var. Bu ordular İsrail katliam yapabilsin ve o bölgeye ekmek ve su dâhil hiçbir şey girmesin ki bölgenin tamamında yaşayan siviller ve hatta tüm canlılar açlıktan ölsün diye ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar.

Bir de yüzyıllardır hazırlandıkları üzere, o bölgelerde yaşamın hiçbir emaresi kalmasın, hiçbir canlı yaşayamasın diye cami, kilise, hastane, okul, yol, köprü, altyapı üstyapı tesisleri ve sivillerin yaşamaya çalıştığı ne kadar bina ve hatta baraka varsa yüksek tahrip gücüne sahip bombalarla yıkmaya çalışıyorlar. Yaptıkları sadece bu. HAMAS onlara vuruyor, onlar da bunun karşılığında canlı fakat asker olmayan herkesi, her şeyi vuruyorlar.

Hem insanları öldürüyor, hem de yararılar tedavi edilemesin diye hastaneleri bombalayıp ortadan kaldırıyorlar. Filistinli Tabipler ve Sağlık Mensupları Derneği’nden Dr. İbrahim Bedri, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında 64 sağlık personelinin şehit olduğunu, 7 hastane, 21 sağlık merkezi ve 23 ambulansın kullanılamaz hâle geldiğini söyledi.

Bu canavarlar karşılarında birileri var diye bunu yapmıyor, Arz-ı Mevud hülyası ile yapıyorlar. Kimse elini kaldırıp bunlara bir taş atmasa dahi yapacaklardı zaten. Çünkü tahrif edilmiş dinleri onlara bunu emrediyor. Yani hiçbir gerekçeye ihtiyaçları yok, sapkın inanışlarının gereğini yapıyorlar.

“İsrail-HAMAS Savaşı” tabirini kullanmak artık “İsrail propagandasına alet olmak, İsrail propagandası yapmak” anlamına gelmeye başladı. Bu ibare, tarihte kullanılan en büyük yalanlar arasında ilk olarak tarihe geçecek çapta bir yalan. İsrail tarafından bakıldığında İsrail ile HAMAS arasında bir çatışmadan dahi bahsetmek mümkün değil. İsrail ve ona yardım eden ordular tarafından böyle bir şey yapılamıyor.

Kassam Tugayları İsrail ve ona yardıma gelen Haçlı askerî araçlarına ve askerlerine saldırıyor, bu doğru. Bunun karşılığında katil İsrail ve Haçlı orduları, ihtiyar, kadın, çocuk, bebek, hasta, engelli ne buluyorsa öldürüyor. Öldürebildiklerini öldürüyor, öldüremedikleriniyse açlığa bırakıyor.

***

“İki devletli çözüm” ifadesi de dünyanın görüp görebileceği en büyük aldatmalardan biri. İki devletli bir çözüm olmadı, hiçbir zaman olmayacak. Orada bir vücut (canlı bir yaşam alanı) ve o vücudun içine İngiltere’nin çeşitli hile ve desiselerle yerleştirdiği İsrail adında bir kanser hücresi var. Bu kanser hücresi vücuda yayılmış ve tamamını istilâ etmek üzere. Vücut içinde tespit edilen kanser hücrelerine ne yapılıyorsa İsrail’e de onun yapılması lâzım. Gerçek ne yazık ki bu!

Vücut içindeki normal hücrelerle kanser hücreleri birlikte ikili bir çözümde yaşasın diyebiliyorsanız, bu da yaşar. Kanser hücreleri vücudun her yerine yayılacaktır. Bu, kanser hücrelerinin genetiğidir. Yani genetiğinin gereğini yapacaktır bu gerçeği görseniz de, görmeseniz de.

Peki, bahsettiğimiz bu vücut (yaşam alanı) neresi? Yani sınırları nerede başlar, nerede biter? Söylenen, yazılan ve çizilen o vücut Filistin değil. Filistin o vücudun sadece bir uzvu, parçası. Tamamı Nil’den Fırat’a kadar olan Arz-ı Mevud sınırlarıdır. Gerçi orayı ele geçirseler dururlar mı? Kesinlikle hayır! O bölgenin tamamı İslâm toprakları olduğundan ve Haçlı ordularının yardımına ihtiyaç duydukları için şimdilik buradan bahsediyorlar. Hedefleri tüm dünya.

Kanser hücresi vücutta bir yerde durursa onlar da bu sınırlarda dururlar.

***

Bir de “Bana ne Araplardan, bana ne Filistinlilerden!” diyen nevzuhur bir grup var. Rabbim onlara akıl, fikir, izan versin. Aklını kullanan insanlar bilirler ki, oradan ipini kopardıkları an sınırımızda bitecekler. Bunu anlamak için ortak akılda bir insan olmanız yeterlidir. Çok zeki bir insan olmanıza hiç gerek yok.  Yani ne imiş Türkiye’nin güvenliği, ta oralardan başlarmış. Oradan ileri geçtikleri andan itibaren güvenliğimiz tehlikede!

Bu hedeflerini ben söylemiyorum, onlar açık açık söylüyor, yazıyor ve konuşuyorlar her platformda.

Anlamak istemeyenlere tarif yapmamız gerekirse, elinde balta ile sokağın başından koşa koşa öfkeyle gelen bir katil var ve siz de sokağın sonunda duruyorsanız, sokakta başka kimse yoksa, hedefin siz olduğunuz ayan beyan ortadadır. Birilerinin size bu caninin hedefi olduğunuzu söyleyip “Kaç ve tedbir al” demesine gerek yok.

Ya da yine elinde baltasıyla öfkeli/acımasız bir cani, önünde gördüğü insan, hayvan, yaşlı, genç, kadın, erkek, çoluk çocuk, hasta, engelli demeden her canlıyı öldürerek size doğru geliyorsa, sokağın sonunda bu caninin hedefinde olduğunuzu haber vermelerine gerek var mıdır Allah aşkına?

Yahudi ve Siyonist aynı şey mi? Kesinlikle hayır! Bu, Siyonistlerin plân ve hedefi.

***

Bir de basın-yayın kuruluşlarında, konferanslarda, panellerde söz alarak, İsraillin haksızlığını ispat etmeye çalışarak hep savunmada kalıyorlar. Buna artık hiç gerek yok. İsrail’in haksızlığını, Filistinlilerin haklılığını bilmeyen, görmeyen yok. Sadece görmek istemeyenler var. Görmek isteyen görüyor, duymak isteyen duyuyor. Yapılacak şey, bu saatten sonra bu cinayete ve katillerine her platformda ateş püskürmek, haksızlıklarını haykırmak, onların söylediklerine ve yaptıklarına itibar etmemek. Yani savunma psikolojisinden çıkıp haklı bir şekilde saldırı pozisyonuna geçmek gerek.

Savunma pozisyonundan çıkalım artık. Haklı olan biziz, haklı olan Filistinliler. Haksız olansa İsrail ve ona yardım edenler. Nerede önünüze çıkarlarsa orada, o zaman bunu gösterin. Ateş püskürün ki konuşamasınlar, utansınlar, kaçıp saklanacak delik arasınlar, sokağa dahi çıkamasınlar.

Çünkü yüz kızartıcı ve utanılacak her şeyi yapıyorlar. Çünkü kesinlikle haksızlar. Kesinlikle insana ve insanlığa sığmayacak iğrenç işler yapıyorlar. Ve bunu kırk türlü ayak oyunuyla yapıyorlar. Çıkın bu pısırıklıktan, çıkın çaresiz gibi durmaktan!

Kendinize gelin ve haklı biçimde doğruları göğsünüzü gere gere, güçlü bir özgüven ve yüksek sesle savunun! Yoksa maazallah, hepimiz dilsiz şeytanlar olarak kaydedileceğiz Arş-ı Â’lâ’da.

Bizim teşhisimiz bu, tedavi için herkes kafa yoracak. Ortak bir akıl üretilecek organize kötülüğe karşı.

Allah’a emanet olun.