İşin ehli olmak (1)

Ehliyet, kişinin sorumluluk üstlenme ve haklarını kullanma yetkinliğini ifade eder. Örneğin dinî sorumluluk, o sorumluluğu üstlenebilecek yeterliliğe sahip olmayı gerektirir.

BİLİNDİĞİ üzere seçimler yaklaşıyor. Peki, her hareketi doğru olmasa da veya yanlış şeyler yapmış olsa da biz, “Kötünün iyisi” deyip istediğimiz partiye oy versek ve seçilse, daha sonra seçtiğimiz bu parti yanlış girişimlerde bulunsa, biz bu durumdan mesul olur muyuz?

Bizim görevimiz, iyi niyetli olduğunu düşündüğümüz, vatana faydalı olacağına inandığımız insanlara oy vermek. Bizim mesuliyetimiz buraya kadar. Bundan sonraki yapılanlardan seçilen kimseler sorumludurlar.

Mer’î mevzuata göre belediye, köy ihtiyar heyetleri ve milletvekili seçimlerinde beş yıl boyunca idarecileri tenkit etme ihtiyacı duyan millete idarecileri seçme ehliyeti verilmiştir. Halk da bunları seçmek için sandık başına gider. Bunları seçerken en iyileri tercih etmeye çalışırız. Bizim niyetimiz, onların Devletimize daha faydalı olduğudur. Niyetimiz de, muradımız da budur. Yoksa “Bunlar zararlı insanlardır” diye seçsek elbette sorumlu oluruz. Bundan sonraki iş, idarecilerin mesuliyetine kalmıştır.

Kur’ân-ı Kerim’in emri mucîbince İslâm dininin belli bir yönetim şeklini mecbur etmediğini görüyoruz. Bu konuda temel kaide ve kurallar getirmiştir; bunlar adalet, eşitlik ve harama girmemek şartıyla hürriyet gibi esaslardır. Bu sebeple yolculuğa çıkarken bile bir başkan seçmeyi emreden Dinimiz, elbette vatan ve millet idaresine geçecek insanların seçimine kesinlikle karşı çıkmayacaktır. Diğer taraftan ilk Halifeler de hep seçimle iş başına gelmişlerdir.

Bir Müslümanın kendini yönetecek insanlardan vatanına, milletine ve mukaddesatına hizmet edeceğine inandığı birilerine oy vermesi helâldir. Hatta böyle bir görevden kaçması da doğru değildir, eşyanın tabiatına aykırıdır. Seçilenlerin görevi bir kurumu yönetmektir. Bu cümleden olarak kamu yönetimi, yapısı ve işleyişi itibariyle geniş bir olgudur. Halkın/umumun, diğer bir ifadeyle “amme” nitelikteki hizmetlerin sunulmasında devletin en büyük ve en önemli teşkilat yapısını oluşturan kamu yönetiminin etkin ve verimli bir şekilde işlemesi hem vatandaş ihtiyaçlarının giderilmesinde, hem de genel mânâda devletin sunmuş olduğu hizmetlerde başarı oranının yükselmesinde oldukça etkilidir.

Kamu yönetiminin varlık nedeni doğrultusunda faaliyet göstermesi ve kendisinden beklenen ve hedeflenen menzile ulaşabilmesi gerekmektedir. Kamu yönetiminin amacı doğrultusunda faaliyet göstermesi, onun mümkün mertebe problemsiz bir şekilde işlemesi ile yakından ilişkilidir. Problemsiz ve başarılı bir yönetim için adalet ve liyakat kavramları önem kazanmaktadır. Genel anlamda her insana hak ettiğinin verilmesini ifade eden adalet, herkesin yeteneklerine uygun olan işle meşgul olmasını ifade eden liyakati gerekli kılmaktadır. Adaletin en güzel tezahürlerinden biri olan liyakatin kamu yönetiminde uygulanması, kamu yönetiminin en önemli unsuru olan “insan” unsurundan verim elde edilmesini ve yönetimin başarılı olmasını sağlamaktadır. Bu cümleden olmak üzere konunun inancımız açısından ahvaline bakmak lâzım.

Hazreti Peygamber (sav) ve Ashabının ihtimam gösterdiği ehliyet prensibine sonraki dönemlerde yeterince ehemmiyet verilmediği anlaşılmaktadır. Bu prensibe riayet edildiğinde toplumda refah ve memnuniyet artarken, önemsenmediği dönemlerde liyakatsiz görevlilerin hoşnutsuzluğa yol açan hatalar yaptıkları bir gerçektir. Bu sebeple göreve getirilecek kişilerin hakkaniyet ve adalet ölçülerini esas alan objektif kriterlerle belirlenmesi önemlidir.

Dinî bir kavram olarak ehliyet, kişinin sorumluluk üstlenme ve haklarını kullanma yetkinliğini ifade eder. Örneğin dinî sorumluluk, o sorumluluğu üstlenebilecek yeterliliğe sahip olmayı gerektirir.

Ehliyet kişiye yetki vermeyi sağladığı gibi, onun dinî ve hukukî mesuliyeti yerine getirebilecek vasıflara sahip olduğunu da göstermektedir. Bir kişinin ibadetle mükellef tutulmasından evlilik ve ticarete varıncaya kadar her türlü sosyal, ekonomik ve hukukî sorumluluğu için ehliyet aranır.

(Devam edecek…)