İran’ı vurup Türkiye’yi teslim almak

On iki gün süren savaş sonrası gelişmeleri takip ettiğimizde, Netanyahu hükûmetinin sonunun geldiğini söylemek mümkün. Ancak ABD, İsrail’de hükûmet değişimini zamana yayacaktır. Çünkü erken bir hükûmet değişimi, İsrail’in on iki gün süren savaşın sonucunda yenildiğini ilân etmek olur. O nedenle değişim, İsrail’de iç politikanın dinamikleri işletilerek yapılacaktır. Ancak İsrail’in Filistin’de, Lübnan da ve ülke içinde yürüttüğü politikalar aynı ile devam edecektir. İşte bu devam edecek olan politikalardan birinci dereceden etkilenen, etkilenmeye devam edecek olan ülke Türkiye olduğundan, gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir.

İSRAİL, İran’a doğrudan saldırdı. Saldırırken üç gerekçe sundu: 


Birincisi: “İsrail’in ‘İran İslâm Devrimi’nden bu yana baş düşmanı İran’dır, elli yıldır İran’ın vekâlet savaşçıları İsrail’e saldırıyordu; vekalet güçlerini çökerttik, şimdi merkezini yani İran’ı çökertme zamanıdır…”


İkincisi: “İran nükleer bomba yapmak üzere. Şimdi saldırmazsak çok geç olacak. Nükleer bomba yapma gücünü çökertmek için saldırıyoruz…”


Üçüncüsü: “İran’da muhalefet ‘Molla Rejimi’ni devirecek olgunluğa erişti, onlarla birlikte rejimi devireceğiz…”


Peki, İran’dan sonra sırada hangi ülke var? Uluslararası sözleşmeleri hiçe sayan; soykırımcı, katil, işgalci ve dünyayı Üçüncü Dünya Savaşı’na sürüklemek için her yolu deneyen ve de Batı’nın çıkarları için vekâleten savaşlar çıkartan İsrail Devleti, İran’dan sonra hangi Müslüman ülkeyi hedef alacak? Cevabı çok net: Türkiye!


Hatta soykırımcı Netanyahu İran’a saldırırken muhalefete “İktidarı devirme zamanı!” diye çağrı yaptığı gibi Türkiye’ye yönelik saldırılarında da muhalefete “Erdoğan’ı devir!”çağrısı yapmaya hazırlanmıştı. Fakat İran ile ilgili evde yaptığı hesap çarşıya uymadı. İran’dan beklemediği bir direnç gördü, karşılık vermede İran başarılı oldu ve İsrail’e büyük hasar verdi. Dolayısıyla Türkiye ile ilgili planlar zamana yayılmış oldu.


Peki, İsrail doğrudan Türkiye’ye saldırmaya cesaret eder mi? ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerden destek almadan ve önemli gerekçeler bulmadan saldıramaz. Çünkü Türkiye bir NATO üyesi. O sebeple İsrail Türkiye’ye dolaylı saldırma hazırlığında ve bu seçenek için seçtiği alan belli: Suriye!


Suriye, İsrail’e komşu ülke. Yakın zamana kadar Suriye’de Esed rejimin arkasındaki ana güç, İran’dı. Rusya da uluslararası şemsiye oluyordu. Esed gitti, İran, Suriye’den çekilmek zorunda kaldı. Ve Ahmed El-Şara liderliğinde muhalifler iktidara geldi ve geçici hükûmeti kurdu. Hükûmetin arkasındaki güç ve akıl refakatçisi de Türkiye. Yani Türkiye, zımmen İsrail’e komşu politikacı oldu!


Dolayısıyla İsrail, Suriye’de Türkiye ile politik karşıtlık konumunda. Askerî olarak da sıcak çatışma eşiğinde. Suriye’de ise “cephe” diyeceğimiz iki adres var: Kuzey Suriye’deki Kürtler ve iktidara gelen Ahmed-El Şara Hükûmeti… Kürtler, ABD-İsrail kontrolünde. El-Şara Hükûmeti de Türkiye ile ittifak içinde. Yani çatışma hatları açısından bir denge ve risk var.


İsrail’in “İran’ı vurmak, Türkiye’yi teslim almak!” stratejisi vardı, ancak bu stratejiyi besleyecek taktikler istenilen sonucu vermedi. Meselâ İran, dirençli çıktı… Trump, istenildiği ölçekte savaşa girmedi… İran’da muhalefet ayaklanmadı… Dünya kamuoyu, İsrail’in saldırganlığını kendisi için dünyayı ateşe atmak olarak gördü…


Fakat İsrail, Filistin, Lübnan ve Suriye’deki hava ve kara hâkimiyeti sebebiyle Ortadoğu’da yaktığı savaş ateşini uzun süre devam ettirecek. Ancak bu ateşi dünyaya yaymakta başarılı olamadı, olamayacak.


Türkiye, özellikle Netanyahu çizgisindeki soykırımcı Siyonist politikalara karşı çok yönlü tedbirlerini alıyor, barış için uluslararası diplomasideki ağırlığını koruyor ve Suriye’deki sıcak çatışmalara da hazır.


Peki, savaşın tekrar başlama ihtimali var mı, daha doğrusu bir plan olarak yedekte tutuluyor mu? İsrail açısından İran’a doğrudan saldırıyı tekrar planlamak zorlaştı, çünkü evdeki hesapları çarşıya uymadı. Ancak İsrail’in “güvenlik politikası”, öz itibariyle çevresindeki tüm ülkelerde istikrarsızlık ve güven krizi oluşturmaktır. Böylelikle bir taşla iki kuş vurmuş olacaktır. Hem “Etrafım güvensiz, istikrarsız ülkelerle dolu. O nedenle savunmamı güçlendirmem lazım. Batı beni kollamalı…” imkânı oluşmuş oluyor, hem de istediği ülkeyi daha da istikrarsız tutacak operasyonlara imkân buluyor. Nitekim İran’a saldırıya eş zamanlı olarak İran halkını isyana davet etme çağrısı, bu politikanın parçasıdır.


Kuşkusuz çok net görüldü ki, İsrail, aynı stratejiyi Türkiye için de öngörüyor; yani istikrarsız, zayıf, güvenlik krizinde boğulan ülke olmasını planlıyor. Bu niyetinin gereği olarak Türkiye’de istikrarsızlığa sebep olacak dinî, etnik, ırki sosyal dokuları kışkırtmak, etkin, bağımsız, güçlü Türkiye için yürütülen projeleri sabote edecek her yolu örgütlemektedir. 


Nitekim İsrail’in bu stratejisi özellikle AK Parti iktidarı döneminde iyice geriye düştüğünden, İsrail hükûmetlerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı özel bir husumetleri söz konusu. Bir de soykırımcı Netanyahu’nun Gazze katliamına karşı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın verdiği mücadele sebebiyle uzun süredir İsrail ile ilişkiler kriz içinde. Dolayısıyla Netanyahu hükûmeti devam ettiği müddetçe Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerinin normalleşme ihtimali yok.


On iki gün süren savaş sonrası gelişmeleri takip ettiğimizde, Netanyahu hükûmetinin sonunun geldiğini söylemek mümkün. Ancak ABD, İsrail’de hükûmet değişimini zamana yayacaktır. Çünkü erken bir hükûmet değişimi, İsrail’in on iki gün süren savaşın sonucunda yenildiğini ilan etmek olur. O nedenle değişim, İsrail’de iç politikanın dinamikleri işletilerek yapılacaktır. Ancak İsrail’in Filistin’de, Lübnan da ve ülke içinde yürüttüğü politikalar aynı ile devam edecektir. İşte bu devam edecek olan politikalardan birinci dereceden etkilenen, etkilenmeye devam edecek olan ülke Türkiye olduğundan, gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir.


Özellikle Öcalan’ın çağrısı, PKK’nın feshi, Ahmed El-Şara hükûmetiyle yürütülen süreçlerin hepsi bu tedbir zincirinin halkaları hükmündedir. Çok daha önce alınan tedbir olan kuzey Suriye’de güvenlik hattı oluşturmak amaçlı yürütülen bütün operasyonlar da bu tedbir zincirinin stratejik hamleleri hükmündeydi. O nedenle Türkiye tüm dünyaya etkin, bağımsız ve güçlü olduğunu gösterdi ve göstermeye de devam edecek…


Bu bağlamda Haber Ajanda olarak bu sayıda İsrail-İran Savaşı’nı çok yönlü ele alan yazılara yer verdik. Türkiye’nin olası gelişmelere karşı stratejisini, taktiklerini, tedbirlerini müzakere ettik. 


Zaten “Terörsüz Türkiye” yolunda en sinsi ve en zehirleyici oyunları Netanyahu çizgisindeki soykırımcı ve Siyonistler oynamak isteyeceklerdir, ancak Türkiye bu duruma kendisine yakışır bir şekilde karşılığını vereceği kesindir. Bölgesel güç olma yolunda etkinleşen Türkiye, uzun zamandır İsrail’in tuzaklarını boşa çıkarıyordu ve çıkarmaya da devam edecektir.

***

Bir solukta…

O’nun hesabı

Şeytanı çırak çıkartır Çıfıt

       fitne söz konusu ise

Pabucu ters giydirir ona

       aldığı para kokusu ise

İman akıl ve yüreğimiz

       bozar hesaplarını

Halen tek korkumuz

       Allah korkusu ise

                               Celâlî