İran Devrimi ne kadar başarılıdır?

İran’da hürriyet, azatlık yok olmuştur. Afganistan, Irak, Suriye gibi yerlerde, hükûmet darbeleri, işgaller ve zalim iktidarları korumak gibi zulümleri ile İran Devrimi ülke sınırlarını aşarak bölgesel bir yıkıma yol açmıştır. Devrim ile birlikte, İslâmî bir idareyle toplumun arınacağı, kurtulacağı umudu, İran eliyle zayıflatılmıştır. İran’ın elinin ulaştığı her yerde İslâmî düzen umudu yerini karamsarlığa bırakmıştır. İran Devrimi, başlangıçta hedef olarak koyduğu ilkelerin tam aksini yaparak büyük başarısızlığa uğramıştır.

İRAN Devrimi’nin üzerinden 45 yıl geçti. Devrimin en büyük iddiası, Şehinşahlık istibdadını yıkmaktı. Yönetim yetkisini yalnızca bir kişinin keyfi kararına bağlı olmaktan çıkarıp, halkın rızasına yani seçime dayalı hâle getirmekti. Ülkede yönetimin dış müdahalelerle değil, halkın kararı ile el değiştirmesini temin etmekti. Bunun için en çok “azadi” ve “istiklal” kavramlarını bayraklaştırılmıştı.

Çünkü 1951’de Şah ile görüş ayrılığına düşen, İran etrollerini millîleştiren Başbakan Musaddık, ABD operasyonu ile devrilmiştir. Devrim öncesinde İran’da, ABD’nin ülkeyi bir sömürge gibi kullandığı ve iktidarı istediğine devrettiğine örnek olarak gösterilmiştir. Hatta İran’ın istiklal sahibi olmadığının örneği olarak verilmiştir. Çünkü başka bir ülkenin İran’ın içişlerine karışması, kimin yönetici olacağına karar vermesi, İran halkına bir hakaret, bir kötülük olarak nitelendirilmiştir. Soğuk Savaş döneminde dünya ABD ve SSCB (Rusya) arasında paylaşıldığı için İran’da muhalefet “Ne Doğu, Ne Batı” diye hem ABD’nin hem de SSCB’nin İran’a müdahalesini reddetmiştir. 

İran’da devrimin temel şiarından birisi “Ne Doğu, Ne Batı” ilkesiydi

Zaten ABD, doğrudan İran Şahı Pehlevi’nin hem koruyucusu hem de patronu gibiydi. İran’daki muhalefetin her çeşit yolla bastırılması için İran Şahına her türlü yardımı yapmıştır. İran’da muhalefetin ABD’ye ve onun İran’daki hâkimiyetine karşı çıkması, varlığının icabıydı. ABD’ye karşı SSCB’yi de tercih edemezdi. Çünkü SSCB, komünist bir idareydi. Her dine bu arada İslâm’a karşı da düşmanca davranmaktaydı. Oysa İran’da Ayetullah Humeyni gibi devrim önderleri İslâmî bir idareyi, İran’ın kurtuluş çaresi olarak görmekteydiler. Bu yüzden istiklal ve azadiden sonra İran’da devrimin temel şiarından birisi de “Ne Doğu, Ne Batı” ilkesiydi.

İstiklal daha çok dış baskılara karşı, ülkenin bağımsızlığı isteğinin karşılığıydı. Dış müdahale olmadan, İran halkının rızası ile yönetim işlerinin yürütülmesi demekti. Özgürlük anlamındaki azadi her ne kadar ülke için kullanılan örneklere sahip ise de özellikle toplumun ve bireylerin özgürlük isteğiydi. Çünkü yönetim işlerini sınırsız ve ömür boyu elinde toplayan İran Şahı, kullandığı yetkiler için kimseye hesap vermezdi. İran’da nelerin olup olmayacağına tek başına Şah karar verirdi. Halkın, bireylerin bu kararlara müdahale etmesi, ortak olması mümkün değildi. Halk, kendi menfaatini bilemez, doğruyu yanlışı ayırt edemez bir topluluk gibi görülürdü. Bu görüş ve uygulamalar, halkın üzerinde büyük bir baskıyla yürütülürdü.

Muhalifler, halk arasında, din, ırk, mezhep, meslek ve sosyal statüye dayalı her çeşit ayırımcılığa şiddetle muhalefet ederek müsavatı (eşitliği) savunmuşlardı. Çünkü eşitsizlik en büyük zulüm ve adaletsizliktir. Kayırmacılık, adaletsizliğin temelidir. Şehinşahlık böyle bir adaletsizlik üzerine kurulmuş, kendisine bağlı olanları, nimetlere boğarken halkın büyük kesimi çaresizlik ve yoksulluk içinde yaşayan, ezilen, aşağılanan müstazaflar durumuna getirilmiştir. Şimdi devrimin başarıya ulaşmasından sonra adalet gelecek, işte bu müstazaflar üzerindeki baskı ve zulümler ortadan kaldırılacaktı.

İran halkı ve Müslümanlar arasında eşitlik ilkesi, doğrudan devrim anayasası ile birlikte ortadan kaldırılmıştır

Bu görüşler nedeniyledir ki İran’da devrim öncesinde halk kesiminin büyük çoğunluğu, muhalefetin saflarında toplanmıştır. Şah idaresinin, muhalefeti sindirmek için yaptığı katliamlar ile halk korkutulamadığı gibi muhalefeti güçlendirmiştir. Sonunda İran Şahı, ülkeyi terk etmek zorunda kalmış, şaha sadık askerî kuvvetler ile devrim taraftarları arasında başlayan sokak çatışmalarında muhalefet galip gelmiş ve sürgünde Paris’te bulunan Humeyni 1 Şubat 1979’da İran’a dönmüştür.

Devrimden sonra muhalifler arasında başlayan iktidar mücadelesini, Humeyni liderliğindeki İslâm Cumhuriyeti taraftarları kazanmış, solcu hizipler özellikle 3 Aralık 19179’da yeni anayasanın kabul edilmesi, İran’da yönetimin “İslâm Cumhuriyeti olduğunun” ilanı ile etkisiz hâle gelmiştir.

Yeni anayasa, İran’da devrimin en büyük başarısı olduğu kadar, başarısızlığının da başlangıcı olmuştur. Çünkü anayasanın beşinci maddesiyle, yetkileri Şehinşah ile yarışan bir velayeti fakihlik öngörülmüştür. Velayeti Fakihlik teorisi, doğrudan Humeyni’ye aittir. Ona göre İmam’ın yokluğunda (yani Mehdi kabul edilen 12. İmam gelinceye kadar geçecek süre içinde) ülke idaresi Şii bir müçtehidin velayetinde (idaresinde) olacaktır. Sonradan “İnkılap Rehberi” denilen velayeti fakihin yetkileri çok geniştir. Görev süresi ömür boyudur. 

Anayasanın 107. maddesine göre rehberi, 88 Şii âlimden oluşan uzmanlar meclisi seçecektir. Bu meclise kimlerin aday olabileceğine hâlen görevde olan rehber karar verecektir. Böylece rehber, uygun gördüğü kişilerden teşekkül ettirdiği uzmanlar meclisiyle, kendisinden sonra gelecek olan rehberi de tayin etmektedir. Rehberlik irsi değildir ancak bir kişiye ve onun tayin ettiği meclise bağlıdır. Bir mezhebin sınırları içindedir. Şii mezhebinden olmayanların bu meclise adaylığı bile söz konusu değildir. Şii mezhebinden olmakla sınırlandırılan durum, İran’da yetkileri son derece sınırlı ve rehber karşısında memur durumunda olan, cumhurbaşkanı ve bakanlar içinde geçerlidir. Geçen 45 yıllık süre içinde İran’da bir tane Şii olmayan cumhurbaşkanı ve bakan tayin edilmemiştir. Böylece İran halkı ve Müslümanlar arasında eşitlik ilkesi doğrudan devrim anayasası ile birlikte ortadan kaldırılmıştır.

İran Devrimi, halkı, kendi menfaatini tayin etmekten aciz görmektedir

İran Devrimi’nin en büyük hedeflerinden birisi, azadlık yani özgürlüktü. Oysa geçen 45 yıllık süre içinde, istibdat idaresi sürekli tahkim edilmiştir. İran’da muhalefet yasaktır. İktidarın yapıp ettiğini eleştiren muhalifler “zıddi inkılabi” yani devrim düşmanı muamelesi görmektedirler. Bütün basın yayın organları ya doğrudan ya da dolaylı iktidarın tekelindedir. İktidar, seçilmiş cumhurbaşkanından çok ve özellikle seçilmemiş bir önceki rehber tarafından tayin edilmiş olan rehbere aittir. Seçilmeyen, elindeki iktidar gücü için hesap vermeyen, görevi ömür boyu devam eden rehberlik, bu haliyle Şehinşahlığın devamıdır.  Azadlığın önünde en büyük engeldir.

İran Devrimi de halkı kendi menfaatini tayin etmekten aciz, doğruyu yanlışı ayırt edemeyen bu yüzden sürekli fakih bir kişinin velayeti altında tutulması gereken bir topluluk olarak görmektedir. Bu yüzden halkın kılık kıyafeti en büyük sorundur. Bunun için tesis edilen polis birimi “irşad devriyeleri” adı altında sokaklarda, sürekli kılık kıyafet müdahalesi yapmaktadır. İran’da iktidarın tasarruflarına karşı basın yayın yoluyla eleştiri ve örgütlenme hakkı yoktur. Muhalif olarak bilinenler, sıkı denetim altında tutuldukları gibi pek çok muhalif de “fesat çıkarmak” suçundan idam edilmişlerdir. Devrimin en büyük hedeflerinden olan azadlık, hürriyet doğrudan devrim tarafından ortadan kaldırılmıştır.

Geçen 45 yıllık devrimci (inkılabi) idare, istiklal konusunda da iyi bir sınav vermemiştir. Çünkü devrim öncesinde muhalefetin en çok şikâyeti, ABD’nin İran’ın içişlerine karışmasıydı. Oysa aynı İran, başka ülkelerin içişleri ve istiklali haklarına saygılı olmadığı gibi fırsat buldukça çiğnemiştir. Başka ülkelerdeki Şii toplulukları örgütleyen İran hükümeti, o Şii örgütler eliyle ülkelerin içişlerine karışmış, isyanlar ve iç savaşlar çıkarmış hatta bunun için ABD, Rusya gibi ülkelerle ittifaklar kurmuştur. 2001’de ABD, Afganistan’ı işgale başlayınca, İran daha önce örgütlediği Afganlı Şii hizipler aracılığı ile doğrudan ABD işgaline destek olmuştur. Bu desteğin hem Afganistan’da hem de Irak’ta ABD’ye verildiğini, İran eski Cumhurbaşkanı Ahmedinecat açıklamıştır. 

İran hükûmeti kendisine bağlı Iraklı Bedir Tugayları, Mehdi Ordusu gibi Şii milisler aracılığı ile 2003’te ABD’nin Irak’ı işgaline destek olduğu gibi, ABD işgaline karşı direnen Sünni hiziplere karşı da adı geçen hizipler eliyle savaşmıştır. Sonradan IŞİD bahanesiyle tesis edilen Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) aracılığı ile Irak denetim altında tutulmaya çalışılmaktadır. Afganistan’da ABD’nin yenilip çekilmesiyle birlikte İran’da yenilmiştir. Ancak Irak’ta ABD/ İran işgal ortaklığı, Irak’ta Şii nüfusun fazlalığı ve iktidarı ellerinde tutmalarından dolayı, İran vesayeti devam etmektedir.

İran’ın elinin ulaştığı her yerde İslâmî düzen umudu yerini karamsarlığa bırakmıştır

İran’ın başka ülkelerin içişlerine, istiklaline karışmak konusunda bazen ABD/ Rusya ile yarışan bazen de ittifak eden tutumu Afganistan ve Irak ile sınırlı değildir. İran’ın Suriye’ye müdahalesi en dramatik örneklerden birisidir. İran, Suriye’deki işgalini, Suriye’nin meşru hükümeti tarafından davet edilmiş olmak ve Suriye’de Zeynebiye türbesini korumak gibi iddialara dayandırmıştır. İşin tuhafı ABD ve Rusya da eskiden beri emperyalist müdahalelerini, kukla hükümetlerin davetiyle yapmışlardır. İran da Suriye’deki varlığını aynı sebebe bağlamıştır. 2011-2024 arasında 13 yıllık süre içinde İran’daki Şehinşahtan hiçbir farkı olmayan Esat/ Baas diktatörlüğü safında Suriye halkına karşı savaşmıştır. Suriye halkının istiklalini, azadlığını yok saymıştır.

İran yönetimi, Şehinşahlığa karşı İran halkının isyanını doğal, meşru ve İslâmî bir kıyamı olarak görüp bütün dünyaya bunun propagandasını yaparken, Suriye halkının Esat/ Baas tiranlığına karşı isyanını haksız, ABD kurgusu ve gayri meşru ilan ederek, ABD ve Rusya’nın halk devrimlerine karşı olan tutumu ile aynıdır. Sömürgeci, işgalci ve katliamcıdır.

İran Devrimi, İran içinde büyük bir baskı ve zulüm mekanizmasına dönmüştür. Halkın büyük çoğunluğuna karşı ayrıcalıklı küçük bir azınlığın haklarını korumaya kendini adamıştır. Şahın etrafında toplanarak, İran’ın zenginliklerini talan eden ayrıcalıklı azınlığın yerini İran’da kısa sürede, rehberin etrafında toplanan hiyerarşik bir ruhânî (molla) sınıfı almıştır. İran’da hürriyet, azatlık yok olmuştur. Afganistan, Irak, Suriye gibi yerlerde, hükûmet darbeleri, işgaller ve zalim iktidarları korumak gibi zulümleri ile İran Devrimi ülke sınırlarını aşarak bölgesel bir yıkıma yol açmıştır. Devrim ile birlikte, İslâmî bir idareyle toplumun arınacağı, kurtulacağı umudu, İran eliyle zayıflatılmıştır. İran’ın elinin ulaştığı her yerde İslâmî düzen umudu yerini karamsarlığa bırakmıştır. İran Devrimi, başlangıçta hedef olarak koyduğu ilkelerin tam aksini yaparak büyük başarısızlığa uğramıştır.