AZİZ OKURLAR… Türkiye’nin bir cihan devleti olması için, bendenizin “Beka Hattı” adını verdiğim hattın mutlak surette kontrolümüz altında bulunması gerekmektedir. “Beka Hattı” diye tabir ettiğimiz hat, coğrafyayı tarihî ve siyasî bir akılla okumanın gereği olarak ortaya çıkan bir hattır. Bu hattın üç önemli nirengi noktası vardır: Tovuz, Tebriz ve Trablusgarp…
“Beka Hattı” dediğimiz bu çizgi, sıradan bir sınır hattı değildir. Bu hat; enerji, ticaret, nüfus, kültür ve stratejik derinlik unsurlarının birleştiği bir jeopolitik omurgadır. Bu omurganın herhangi bir noktasındaki zafiyet, doğrudan Türkiye’nin güvenlik kurgusuna sirayet eder.
Tovuz Hattı
Tovuz hattı, Azerbaycan’dan Türkiye’ye gelen enerji nakil hatlarının, demiryolu ve karayolu ağlarının geçtiği son derece önemli bir mevkiidir. Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı, Bakü-Tiflis-Erzurum Doğalgaz Hattı ve Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu gibi projeler, bu bölgenin stratejik kıymetini açıkça ortaya koymaktadır. Nirengi noktasının birinci ayağına Tovuz’u yerleştirmemizin nedeni, Güney Kafkasya’nın ve dolayısıyla Türkiye’nin Azerbaycan ile ilgili stratejik planlarının esasını teşkil etmesidir.
Tovuz sembolü, Türkiye’nin Güney Kafkasya’da -Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan sahasında -izleyeceği politikaların mihverini göstermektedir. Bu hat yalnızca enerji hattı değildir; aynı zamanda Türk dünyasına açılan bir damar, Orta Asya ile Anadolu arasında kurulacak ekonomik ve stratejik bağın temelidir.
Türkiye, 2020 yılının Temmuz ayında Tovuz’da başlayan çatışmalar ve devamında yaşanan İkinci Karabağ Savaşı sürecinde Azerbaycan’a verdiği güçlü destekle Karabağ’ın Ermenistan işgalinden kurtarılmasına fiilen katkı sağlamış, bunun neticesinde “Turan Yolu” diyebileceğimiz Zengezur Koridoru’nun hayata geçirilme süreci başlamıştır.
Zengezur Koridoru, Azerbaycan ana karası ile Nahçıvan arasında doğrudan kara bağlantısı kurulmasını ve buradan Türkiye’ye kesintisiz erişimi hedeflemektedir. Bu yalnız bir ulaşım meselesi değildir; bu, jeopolitik bir kilidin açılmasıdır.
Bugün Zengezur Koridoru’nun aldığı biçim, artık bir tasavvurun fiile dönüşme aşamasına geldiğini göstermektedir. Gelinen süreç içerisinde bu koridorun açılmasını engelleme potansiyeline sahip aktörlerden biri olan Rusya’nın bölgesel ağırlığı zayıflamış, diğer bir aktör olan İran ise denklemin dışında kalmamak adına farklı pozisyonlar almak zorunda kalmıştır. Araya ABD’nin müdahil olması her ne kadar hoş görünmese de Ermenistan üzerindeki Rus ve İran baskısının kırılması bakımından yeni bir güç dengesi oluşturmuştur.
Zengezur Koridoru’nun birkaç yıl içinde tam işlerlik kazanması demek, Türkiye’nin Turan Hattı’nın açılması demektir. Türkiye’den Çin’e ve Çin’den Türkiye’ye gelecek mallar, güvenli Orta Koridor üzerinden Orta Asya ülkelerine ve Türkiye’ye ciddi ekonomik ve stratejik kazanımlar sağlayacaktır. Bu durum, Beka Hattı’nın ilk ayağı olan Tovuz’un istenilen kıvama yaklaştığını göstermektedir.
Beka Hattı’nın ikinci ayağı: Tebriz
Beka Hattı’nın ikinci ayağı Tebriz’dir. Tebriz’den kastımız; Türkiye’nin doğu hududunda, Tebriz merkezli bir Güney Azerbaycan realitesinin varlığıdır. 1813 tarihli Gülistan Antlaşması ve 1828 tarihli Türkmençay Antlaşması ile Azerbaycan coğrafyası ikiye ayrılmıştır. Kuzey Azerbaycan Rus hâkimiyetine geçmiş, güney kısmı ise İran sınırları içinde kalmıştır.
Bugün bir asra yakın Sovyet hâkimiyetinde kalan Kuzey Azerbaycan, 1991’de bağımsızlığını kazanarak müstakil bir devlet hâline gelmiştir. Ancak tarihî Azerbaycan’ın daha büyük kısmı olan ve İran’da kalan Güney Azerbaycan bölgesi, önce Pehlevî döneminde Fars milliyetçiliği politikaları altında, 1979’daki rejim değişikliğinden sonra ise teokratik sistemin ağır baskısı altında varlığını sürdürmüştür.
İran’da milyonlarla ifade edilen Azerbaycan Türkü nüfusu bulunmaktadır. Bu demografik gerçeklik, Türkiye açısından sadece kültürel değil, aynı zamanda stratejik bir anlam taşımaktadır. İran’da bu kadar büyük bir Türk kitlesinin varlığı, aslında Türkiye’ye İran üzerinde her telde oynayacağı bir imkânlar dizisi sunmaktadır.
Aziz Okurlar… Türkiye’nin İran’a karşı izlediği mevcut politikanın bu gerçek durum ile uyuşmadığı açık bir gerçektir. Şu anda kamuoyunda hâkim olan “İran yıkılır veya çözülürse sıra Türkiye’ye gelir” algısı, eğer gaflet içinde değilsek İran propagandasından başka bir şey değildir.
Malûmunuz, 2010 yılında Türkiye, İran’ı Batı’nın yaptırımlarından korumak için İran’a Brezilya ile beraber bedel ödemek pahasına muazzam bir destek verdi. Peki, buna karşılık İran ne yaptı? ABD ile kapalı kapılar arkasında anlaşarak Sünni İslâm’a karşı bir “Şii Hilali” oluşturma projesini yürürlüğe koydu.
Şii Hilali ve bölgesel strateji
Şii Hilali, yalnızca mezhebî bir dayanışma ağı değildir; aynı zamanda İran’ın 1979’dan sonra inşâ ettiği vekil savaş doktrininin adıdır. Bu doktrin, doğrudan konvansiyonel savaş yerine milis güçler, paramiliter yapılar ve ideolojik örgütlenmeler üzerinden bölgeyi tahkim etmeyi esas alır.
ABD, Irak sosyolojisinin yüzde yetmişini teşkil eden Şiilerden dolayı Irak’ta dizginleri İran’a bıraktı. İran, Irak’ta Haşdi Şabi gibi milis güçlerle Irak sahasını kontrol altına aldı. Kataib Hizbullah, Asaib Ehl el-Hak ve benzeri unsurlarla Bağdat üzerindeki etkisini tahkim etti. Böylece Irak, İran’ın Batı’ya açılan kara köprüsünün ilk ayağı hâline geldi.
Irak’ta tahkim edilen bu milis gücü, Suriye iç savaşında yeni bir safhaya taşındı. İran, Devrim Muhafızları bünyesindeki Kudüs Gücü aracılığıyla hem yerel Şii unsurlarını hem de Afgan ve Pakistanlı Şii milislerini Suriye sahasına sürdü. Zeynebiyyun ve Fatimiyyun gibi yapılar, Esed rejiminin ayakta kalmasında kara gücü olarak kullanıldı. Bu milis ağının Lübnan’daki Hizbullah ile birleşmesi ise İran’a Akdeniz’e kadar uzanan kesintisiz bir nüfuz hattı kazandırdı. Tahran’dan Bağdat’a, Şam’dan Beyrut’a uzanan bu hat, İran’ın bölgesel ihtirasının gösterenidir.
Yemen’de Husiler üzerinden Kızıldeniz’in girişini kontrol altına alma teşebbüsü, İran’ın yalnızca kara hattı değil, deniz ticaret yolları üzerinde de baskı kurma stratejisinin tezahürüdür. Böylece Hint Okyanusu’ndan Doğu Akdeniz’e uzanan geniş bir yay üzerinde asimetrik güç unsurları inşâ edilmiştir. İşte “hilal” tabiri bu coğrafî yaydan doğmaktadır.
Güvenlik boyutu
Irak’ta Talabani bölgesi olan Süleymaniye üzerinden PKK’nın lojistiğini, ikmâlini ve barınmasını İran deruhte etmiştir. Ayrıca Süleymaniye Havaalanı’na yakın mahallerde çiftlik görüntüsü altında dron üsleri kurdurarak burada örgüte hem dron eğitimi vermiş hem de dron sağlamıştır. Bununla da yetinmeyip Türkiye’nin terör örgütüne yaptığı operasyonlarda PKK elebaşlarının kendi sınırlarına geçmesine göz yummuş ve onlara Türkiye’nin rağmına kol kanat germiştir.
İran’ın Türkiye’deki istihbarat faaliyetleri korkunç boyuttadır. Ehlibeyt algısı üzerinden camilere, sivil toplum örgütlerine sızmış; finanse ettiği basın, yayın ve sosyal medya kollarıyla kendi emellerinin propagandasını yapmıştır. İşte bugün Türkiye’de “İran düşerse sıra Türkiye’ye gelir” algısı, tam da bu faaliyetlerin bir sonucudur.
İran’ın fırsat bulduğu her zaman ve zeminde Türkiye’nin aleyhine çalıştığı ve çalışacağı bir gerçektir. Türkiye’de izlenen İran politikası tam bir gaflet ve vurdumduymazlık politikasıdır.

Mesele yalnız İran meselesi değildir; mesele, Türkiye’nin doğu eksenindeki stratejik vizyonudur. Beka Hattı’nın korunması, askerî olduğu kadar ekonomik, sosyolojik ve diplomatik bütünlük de gerektirir. Türkiye’nin jeopolitik geleceği, bu bütünlüğü sağlayabilmesine bağlıdır.
Tarihsel arka plan
İran’ın normal bir devlet gibi algılanması vahim bir hatadır. Çünkü İran rejimi, dini kendi amaçlarına göre şekillendirmiş, yaptığı her eylemi din aracılığıyla meşrulaştıran teolojik bir devlettir. Nasıl ki İsrail kendi tahrif ettiği Tevrat’ı anayasa yapmış ise İran da Büveyhiler döneminde oluşturduğu sahte hadis külliyatlarıyla kendi amaçlarına meşruiyet kazandıracak bir dinî literatür oluşturmuştur.
Selçuklular Büveyhilere son vermiş ancak onların sosyolojide kurdukları hâkimiyetin önüne geçemeyerek Şii fedailer tarafından yıpratılmış ve iktidarını kaybetmiştir. Sultan Alparslan’ın öldürülmesinden Sultan Sencer’in arkasının boşaltılmasına kadar süreç bu anlayıştan beslenen yapılar tarafından yönetilmiştir. İran’ın yeraltı tecrübesi, en az İsrail’in yeraltı tecrübesi kadar etkilidir. Alamut Kalesi’nin Selçukluların hâkimiyetine rağmen düşürülememesi bu örgütlenme biçiminin derinlik ve sağlamlığını gösterir.
İran demek takiyye demektir. Bu yöntemin temel niteliği kalpte başka, dilde başka bir tutum sergilemektir. Mevlânâ’nın münafığı tarif ederken kullandığı şu cümle tam da takiyyeyi tarif eder: “İçinde katran kaynatırken ağzından gül suyu saçar.” Eğer Yavuz Sultan Selim Han’ın Allah vergisi stratejik zekâ ve sezgisi olmasaydı, Şah İsmail II. Bayezid’e yazdığı “Babacığım” hitaplı mektuplarla onu sarayda uyutup Anadolu içlerine saldığı işinin ehli propagandacılarla Anadolu topraklarını ele geçirecekti. Trabzon’da şehzade iken Şah İsmail’in Anadolu içindeki faaliyetlerini takip eden Yavuz, babasının gafletinin devlete ödeteceği ağır faturayı yakından görmüş ve bizzat babasına isyan ederek tahta geçmiş, ilk iş olarak da Şah İsmail üzerine yürüyerek onu Çaldıran’da ağır bir hezimete uğratmış ve devletin doğu sınırlarını uzun sürecek bir istikrara kavuşturmuştur.
İran, bu asla güvenilmez politik mirasını şu an Türkiye’ye karşı da başarıyla kullanmaktadır.
Güney Azerbaycan ve stratejik yaklaşım
Türkiye’nin ajandasında Güney Azerbaycan’ın müstakil bir devlet olarak, bu mümkün olmazsa özerk bir bölge olarak ayağa kaldırılması zarurî bir ilke olarak yer almalıdır.
Molla rejimi, Türkiye ile sınır olan kadim Azerbaycan köy ve kasabalarında PEJAK unsurlarını kullanarak bu grupları sınırdan içeri doğru itmeye çalışmaktadır. Urmiye gölü etrafında neredeyse Azerbaycan Türkü bırakmamak gibi bir faaliyet içindedirler. Ayrıca Türkiye ile sınır olan Sulduz’daki Türkleri tedhiş ve terörle iç bölgelere göndermeye çalışmaktadırlar. Amaç, Güney Azerbaycan ile Türkiye arasına örgütlü Kürt milisleri tampon olarak yerleştirmektir.
İran’da en asgarî rakamlarla 30 milyon civarında Azerbaycan Türkü yaşamaktadır. Ayrıca İran Kürdistanı ile Arap bölgesi olan Ahvaz arasında 4 milyon civarında Kaşkay Türkü vardır. Pakistan sınırındaki Sünni Beluçlar ve Türkmen Sahrası’nda yaşayan Türkmenler de İran nüfus yapısının diğer bileşenleridir.
Türkiye sınırında berpa edilecek bir Güney Azerbaycan devleti yahut özerk bölgesi, Türkiye’deki Kürtçülük faaliyetlerinin de sindirilmesi anlamına gelir. Türkiye ile Güney Azerbaycan arasında kalacak olan Kürt bölgesinin aleyhte bir faaliyete girişmesi mümkün olmaz, zira arada tost olurlar.
Evet Aziz Okurlar… Tebriz mutlak surette Turan’a giden bir yol ve Türklüğün kendi bütünlüğünden koparılmış en önemli merkezlerden biridir. Beka Hattı’nın selameti, Tovuz’un açtığı koridorun Tebriz’de kilitlenmemesine bağlıdır. İran’ın doğumuzda bir güç olarak yükselmesinin önüne geçilmeli, Türkiye pasif bir savunma psikolojisine mahkûm edilmemelidir. Tebriz yalnızca bir şehir değil, doğu hududumuzun jeopolitik anahtarıdır.
Stratejik derinlik ve jeopolitik denge
Aziz Okurlar, Beka Hattı yalnızca coğrafî bir çizgi değildir; aynı zamanda Türkiye’nin stratejik derinliğinin somutlaşmış hâlidir. Stratejik derinlik, bir devletin yalnız sınırlarını koruma kapasitesi değil, sınırlarının ötesinde oluşan gelişmeleri kendi lehine yönlendirme kabiliyetidir. Tovuz’un açtığı kapı ekonomik ve ulaştırma boyutunu temsil ederken, Tebriz hattı demografik ve sosyolojik boyutu temsil etmektedir. Bu iki ayağın birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Türkiye’nin doğu ekseninde güçlü bir ticaret hattı kurması, yalnız ekonomik refahı artırmaz; aynı zamanda bölgesel bağımlılık ilişkilerini yeniden şekillendirir. Enerji hatları, demiryolları ve lojistik merkezleri yalnız mal taşımaz; siyasî nüfuz da taşır. Orta Koridor’un işlerlik kazanması, Türkiye’yi Avrupa ile Asya arasında vazgeçilmez bir merkez hâline getirir. Bu durum, Türkiye’nin uluslararası sistemdeki pazarlık gücünü artırır.
Ancak ekonomik hatların güvenliği, çevre coğrafyadaki istikrarla doğrudan ilişkilidir. Tebriz hattının önemi burada ortaya çıkar. İran içindeki demografik yapı, bölgesel dengeleri etkileyebilecek bir potansiyele sahiptir. Azerbaycan Türkleri, Kaşkaylar, Türkmenler ve diğer bileşenler, İran’ın toplumsal dokusunun önemli parçalarıdır. Bu gerçeklik, İran’ın tek katmanlı bir yapı olmadığını göstermektedir.
Türkiye açısından mesele, komşu bir devletin zayıflaması ya da güçlenmesi değil, doğu sınır hattında kendisine karşı oluşabilecek bir baskı kuşağının engellenmesidir. Eğer bir devlet, sınır komşusunun iç sosyolojisini etkileyen bir politika yürütüyorsa, o komşu devletin de kendi güvenlik perspektifini buna göre şekillendirmesi doğal bir durumdur.
Enerji güvenliği ve koridor politikası
Enerji hatları, modern çağın en kritik güvenlik unsurlarından biridir. Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Bakü-Tiflis-Erzurum hatları, Türkiye’nin enerji arz güvenliğini çeşitlendirmesini sağlamıştır. Bu hatların güvenliği yalnız teknik bir mesele değil, siyasî ve askerî bir meseledir. Tovuz bölgesinde yaşanan çatışmaların enerji hatlarına yakınlığı, bu hassasiyeti açıkça ortaya koymuştur.
Zengezur Koridoru’nun devreye girmesiyle birlikte Türkiye ile Orta Asya arasındaki kara bağlantısı güçlenecektir. Bu durum yalnızca Azerbaycan için değil, Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan gibi ülkeler için de yeni ticaret kapıları açacaktır. Türkiye’nin bu süreçte üstleneceği rol, bölgesel liderlik iddiasını güçlendirecektir.
Koridor politikası doğu-batı ekseninde olduğu gibi kuzey-güney ekseninde de anlam taşımaktadır. Karadeniz, Kafkasya, Orta Asya ve Doğu Akdeniz arasında kurulacak bağlantılar, Türkiye’nin jeopolitik ağırlığını artıracaktır. Bu nedenle Tovuz ayağı yalnızca bir başlangıç noktasıdır; hattın devamlılığı Tebriz’de kilitlenmemelidir.
Bölgesel rekabet
İran’ın Irak, Suriye ve Yemen’de yürüttüğü vekil güç stratejisi, bölgesel rekabetin bir parçasıdır. Bu strateji, doğrudan savaş yerine dolaylı etki alanları oluşturmayı hedeflemektedir. Milis yapılar, ideolojik bağlılık ve asimetrik unsurlar üzerinden kurulan bu model, klasik devletlerarası rekabet anlayışının ötesine geçmektedir.
Türkiye’nin de güvenlik yapısını buna göre şekillendirmesi gerekir. Suriye’de yürütülen operasyonlar, sınır güvenliğini sağlama ve terör tehdidini bertaraf etme amacı taşımaktadır. Aynı şekilde Irak’ın kuzeyinde yürütülen faaliyetler de bu kapsamda değerlendirilmelidir. Güvenlik, yalnız savunma değil, tehdit oluşmadan önce önleyici tedbirler geliştirmeyi gerektirir.
Süleymaniye hattı, bu bağlamda dikkatle takip edilmesi gereken bir alandır. Bölgedeki güç dengeleri, yalnızca Irak’ın iç meselesi değildir; Türkiye’nin güvenliğini doğrudan ilgilendirmektedir. Terör örgütlerinin lojistik hatları, sınır güvenliği ve istihbarat faaliyetleri, bölgesel rekabetin görünmeyen cephesidir.
İç etki alanı ve algı yönetimi
Günümüzde mücadele sahalarda olduğu gibi zihinlerde de yürütülmektedir. Algı yönetimi, medya faaliyetleri ve ideolojik propaganda, modern stratejinin ayrılmaz parçalarıdır. Türkiye içinde oluşturulan kamuoyu algıları, dış politikadaki kararlılığı doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle, toplumsal bilinç ve millî hassasiyetler, güvenlik politikasının tamamlayıcı unsurlarıdır.
Devlet politikası, soğukkanlı stratejik hesaplarla belirlenmelidir. Türkiye’nin doğu eksenindeki stratejik vizyonu, yalnız askerî değil; ekonomik, diplomatik ve toplumsal unsurları birlikte değerlendiren bütüncül bir yaklaşıma dayanmalıdır.
Aziz Okurlar… Beka Hattı’nın üç ayağı birbirinden bağımsız değildir. Tovuz ekonomik ve lojistik omurgayı, Tebriz sosyolojik ve demografik boyutu, Trablusgarp ise Akdeniz açılımını temsil etmektedir. Bu üç noktanın birlikte değerlendirilmesi, Türkiye’nin uzun vadeli stratejik planlamasının temelidir.
Tovuz’un açtığı koridor, Tebriz’de kilitlenirse hattın bütünlüğü zedelenir. Türkiye’nin doğu hududu sınır çizgisi olduğu kadar aynı zamanda jeopolitik bir eşiktir de. Bu eşik güçlü tutulmadığı takdirde, ekonomik kazanımların sürdürülebilirliği de tartışmalı hâle gelir.
Sonuç olarak mesele yalnız İran meselesi değildir; mesele, Türkiye’nin doğu eksenindeki stratejik vizyonudur. Beka Hattı’nın korunması, askerî olduğu kadar ekonomik, sosyolojik ve diplomatik bütünlük de gerektirir. Türkiye’nin jeopolitik geleceği, bu bütünlüğü sağlayabilmesine bağlıdır.
Aziz Okurlar… Asla unutmamamız gerekir: Nasıl ki Avrupalıların ötekisi Türklerse İran’ın ötekisi de Türklerdir. Firdevsi’nin Şehname’si İran- Turan mücadelesi ekseninde yürüyen bir destandır. Adamların destanlarındaki tarihî düşman figürü olan Efrasiyap, Türklerin kağanıdır. Bu demektir ki Fars millî bilinci Türk karşıtlığı üzerinden vücut bulmaktadır. Zaten İran’ın millî bir karakter verdiği Şiilik onlar için Fars, karşısındaki Sünnilik ise Türk demektir. Bu hakikati bilmeden İran’a dostluk eli uzatmak beyhude bir iştir…



