İnsanlık vicdanını çaresizlikle kıvrandıran katillerden dâvâcıyız!

Ülkemizde batılın dili ile dillenenler, özellikle sanatçı camiasının modernist kimlikleri İlâhî kitaplarına iman ve itaat eden Müslümanlara irtica/ gerici diyorlardı. Kendilerine gönderilen peygamberleri öldürenlerin, 3000 yıl öncesinden emanet aldıkları İlâhî kitaplarını dünya menfaatlerine ve sapkın idealarına uygun tarif etmelerine rağmen “Arz-ı Mev’ud” tahayyülü kurarak katliam işleyenlere ses çıkaran olmadı, olmuyor.

BU yazı, hiçbir politik yaklaşım, hiçbir siyâsî tercih ve hiçbir “izm” taraftarlığı ile değil tamamen insanî, dolayısıyla vicdanî bir sorumlulukla insaniyet namına kaleme alınmıştır. 

***


Geçmişten günümüze, her milletin kültürünü şekillendiren pek çok dinamikle birlikte savaşların da, etken ülke halklarının kaderini değiştirdiği gibi, edilgen konumdaki insanlarında dünya görüşünü, inanç sistemini, insanî değerlerini sorgulama noktasında etkisi tartışılmaz. Dolayısı ile savaş korkusu bile kültürel dinamiklerin değişmesine, dönüşmesine sebep olur ki, bu da halkları savaşın içinde olsun olmasın etkiler. 


Özellikle din gibi, milliyet gibi ortak bilinç eksenli savaş gerekçeleri, toplulukların sahip oldukları değerlerin tehdit edildiği yahut edileceği tedbirine sevk eder. Öte yandan, henüz vicdanını yitirmemiş, kendisini kurşun askere yahut kuklaya sayan sistemlere boyun eğmeyen, insan olmanın bir mesuliyet meselesi olduğu bilincini yitirmemiş kimliklerin; seyrettiğinin bir gün kendi kaderi olabileceği ihtimaline karşı geliştirdiği refleks insaniyet meselesi ve özgürlük menkıbesi için sağlıklı bir davranıştır. 


Bundan bir asır öncesine kadar insanlığın şahidi olduğu ve tarih kitaplarında yer alan savaşların gerekçeleri, genellikle liman şehirlerine sahip olmak toprak, din ve su savaşları olmuşken, son asırda gerçekleşmiş savaşlar ülkelerin saltanat, kraliyet gibi yönetimlerine müdahale ve ihtilal ile yeni yönetimlerin inşâsı için planlanmış savaşlar olarak tarihe geçmiştir. 


Atom bombası gibi icatların da masum halkların kaderini değiştirdiğini, binlerce toplu ölümlerin gerçekleştiği Hiroşima ve Nagazaki gibi şehirlerin yerle bir olması bir yana, nesiller boyu sağlıksız insanların doğumu, topraktan alınacak besin imkânının tehdide dönüştüğü inkâr edilemez bir gerçektir. 


Hâsılı hiçbir millet yoktur ki, bireylerin inisiyatiflerini kullanarak savaş kararı alsın. Dahası, ilk çağlardan beridir, kabile savaşları dahil, hiçbir savaş, hiçbir iç savaş, hiçbir kalkışma, taraflar arası çatışmalar ve bu yok edici enstrümanlar aracılığı ile soykırımlar, ülke hükûmetlerini devirmek için gerçekleşmiş darbeler, ihtilaller halkların tercihi ile gerçekleşmemiştir. Masum halkları ölüme sürükleyen planlayıcıların politik matematikleri ve ekonomik çıkarlarına kılıf uydurma mazeretlerine “savaş” denir diyebiliriz. Savaş mıdır, tartışabiliriz… 


Malûmdur ki savaşlar, iki ülke arasında, düzenli ordularının karşılıklı mücadeleleri neticesinde, kendi imkânları ve savunma donanımları nispetince cereyan eder. 


Bir tarafta ülke İsrail, karşısında Filistin’in bir şehri Gazze varsa bu savaş değil silah zoru ile o şehrin insanının haklarını ve topraklarını istiladır. 


Bir tarafta düzenli ordu, diğer tarafta seçimle başa gelmiş vatanını ve halkını korumak için soba borusundan silah yapan vatanperver grup varsa bu bir savaş değil işgaldir.


Kendi imkânları dairesinde silah ve mühimmat ile savaşma gücü yeteli olmadığı hâlde, okyanus aşırı bir ülkeden bilâ bedel savaş uçakları ve tonlarca bomba yardımı alıyorsa bu savaş değil, görünmez düşmanın taşeronluğunu yapan bir katliam şebekesidir. 


İşgal ve istila ettikleri şehrin hastanelerini, okullarını, sivil halkların kaldığı kampların tonlarca bomba ile vurulduğu, çocukların hedef alındığı, erzak yardımı esnasında sivil halkın üzerine bomba yağdırıldığı görüntüler ile kaydedilmiş ve dünya kamuoyuna sunulmuş ise bu bir savaş değil, savaş hukukuna aykırı bir savaş suçudur. İsrail’in Gazze şehrini yerle bir edişi ve binlerce masum halkı yukarıdaki şartlarda katletmesi soykırımdır! 


Ülkemizde batılın dili ile dillenenler, özellikle sanatçı camiasının modernist kimlikleri İlâhî kitaplarına iman ve itaat eden Müslümanlara irtica/ gerici diyorlardı. Kendilerine gönderilen peygamberleri öldürenlerin, 3000 yıl öncesinden emanet aldıkları İlâhî kitaplarını dünya menfaatlerine ve sapkın idealarına uygun tarif etmelerine rağmen “Arz-ı Mev’ud” tahayyülü kurarak katliam işleyenlere ses çıkaran olmadı, olmuyor. (Müstesna birkaç kişiyi tenzih ediyorum.)


Asıl İsrail’in bu tahayyülü iptidai ve irticaidir! 


Tamamen apolitik ve ancak “Elhamdülillah Müslümanım” diyerek, Müslüman halklara politik planlarla reva görülen haksız muameleleri, Filistin’de gerçekleştirilen soykırımı kınıyor aşağıdaki âyet-i kerîmeye hürmetle tarafımızın İlâhî nasihat doğrultusunda insaniyetten yana olduğunu belirtiyoruz.  


“Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: ‘Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.’”(Maide, 32)


İnsanlık vicdanını çaresizlikle kıvrandıran katillerden dâvâcıyız! Gazzeli kardeşlerimizin mücadelelerini kutluyor, şehitlerine Rabbimizden rahmet diliyoruz. Soykırımın mimarı katillerin savaş suçlusu olarak yargılanacakları günü bekliyoruz. 


Huzurlu okumalar diliyoruz!