İnsanlığın Gazze ile birlikte ölümü

Birçok insanın mesele karşısındaki duyarsızlığı ve bu duyarsızlığın gerekçeleri şaşılacak düzeyde. Tarihî olarak gayrimeşru Siyonist örgütün doğuşunu, Filistin topraklarında palazlanışını, Gazze’de olanları önce kendimiz bilip anlamalı, sonra da etrafımızdaki gafillere anlatmalıyız.

GAZZE’nin Ekim ayında yeniden bombalanmaya başlandığı zaman Bosna-Hersek’teydik. Üzerinden 30 yıl geçmiş vahşet, dehşet, katliam ve soykırım acılarının yaşandığı mahalleri gezerken 30 yıl öncesine götürdüm kendimi ve “Bu acılar yaşanırken ben ne yapıyordum acaba?” diye kendimi yokladım.

O zamanlar bilgi ve iletişim teknolojileri bugünkü kadar hayatımıza girmediği için haberleri gazete ve televizyonlardan dinliyorduk. Toplumsal duyarlılık vardı; mitingler yapılıyor, dualar ediliyordu. Buna rağmen orada yaşanan vahşetin vahametini ve adına “Barış Gücü” denilen Birleşmiş Milletler (BM) askerlerinin olanlar karşısındaki tutumlarını tam kavrayamamıştık.

Sonradan gidip gördüğümüzde, olayların şahitlerinden dinlediğimizde ve etraflıca sorduğumuzda anlıyoruz ki, Avrupa’nın ortasında Avrupalıların siciline kara leke olarak eklenmiş bir soykırım yaşanmıştı.

Filistin’deki meselelere de dışarıdan Hamas’ın saldırı başlattığı ve İsrail diye isimlendirip devlet meşruiyeti kazandırmaya çalıştığımız Siyonist bir gayrimeşru örgütün bunlara mukabelede bulunduğunu, bunu yaparken de birazcık aşırıya kaçtığını düşünebiliriz.

Gayrimeşru Siyonist örgütün yaklaşık BM tarafından devlet ilân edildiği günden bu yana, hiç geri adım atmadan soykırım yaptığını, sistemli bir şekilde Filistinli nüfusu yok etmeye çalıştığını, savaş yok gibi görünen zamanlarda bile insanları öldürmeye devam ettiğini, evleri, sokakları ve mahalleleri işgal ettiğini, zorla onları evlerinden dışarı attığını, Filistinlileri ülkelerinden kovmaya çalıştığını, kendilerine tâbi olmayanları açlık ve sefalete mahkûm ettiğini bilmezsek, meseleyi Ukrayna-Rusya Savaşı gibi görebiliriz.

Ya da Gazze, Batı Şeria, Doğu Kudüs, Kudüs, İslamî Direniş Hareketi (HAMAS), Filistin Kurtuluş Örgütü (El-Fetih) gibi konuları bilmeden, orada iki devletin savaştığı aklınıza gelebilir.

Meselenin sağlıklı değerlendirilebilmesi için Filistin meselesine dair önce doğru bir teşhis konulmalıdır. O da orada gayrimeşru bir Siyonist örgüt vardır ve işgal ettiği topraklarda 70 yıldır terör estirmektedir. Örgüt, kendi sapkın inancından dolayı herhangi bir sınır tanımadan ve kimseye kulak asmadan dünyanın en uzak köşesindeki insanın bile olan bitenden insanlık adına utanacağı cürümlere imza atmaktadır. Gayrimeşru Siyonist örgüt, insanlık tarihinin en acımasız cürümlerini işlerken kimse bir şey diyemesin diye etrafına insanlığın baş belâsı koca köpekleri de toplamıştır. Başta ABD olmak üzere Avrupa devletleri, birer birer gayrimeşru örgütün karargâhına uğrayarak işleyecekleri suça ortak olacaklarını ilân etmişlerdir. Dünyanın geri kalanı ise ya Siyonist örgütün etrafına bağladığı koca köpeklerden çekindiği ya da fosfor bombaları ile paramparça edilen çocukların “dini” veya “etnik kökeni” kendilerininkiyle aynı olmadığı veya insanî hislerine tamamıyla yitirdikleri için olan bitene ses çıkarmamaktadır.

Ortadaki vahşete sessiz kalmaması beklenen Müslüman ülkelerse gayrimeşru Siyonist örgüt ya da onun etrafına bağladığı koca köpekler tarafından “bir şekilde” kontrol altında tutulduğu için göstermelik bir iki tepki dışında bekleneni verememektedirler.

Yıkıntılar arasında yanmış ve parçalanmış çocuk cesetlerini gören insanlardan görüntülere dayanamayanlar, devletlerden bağımsız kamuoyu oluşturarak tepkilerini dile getirmektedirler. Gayrimeşru Siyonist örgüte, bütün dünya ülkelerinde ortaya çıkan bu kitlesel tepkiler dışında ciddî anlamda başka bir güçlü itiraz bulunmamaktadır.

Bireysel olarak Müslümanlara baktığımızda, hepimiz diğerinden, yöneticilerden, uluslararası teşkilatlardan bir şeyler yapmasını bekliyoruz. İşgal altındaki Filistin topraklarının etrafındaki zengin Arap ülkelerini eleştiriyor ve Türkiye’nin de güçlü bir irade göstererek meseleye fizikî olarak müdahale etmesini dillendiriyoruz.

Meseleyi “Araplar toprak sattı”, “Filistin’den bize ne, Araplar uğraşsın”, “Onlar da Türkiye’yi sevmiyorlar” gibi basmakalıp şablonların dışına çıkmadan gören duyarsızlar ise ideolojik gözlüğün insanlığı ne hâle getirebileceğinin örneklerini sergiliyorlar.

Her insanın, özellikle de kardeşinin derdiyle dertlenmesi gereken her Müslümanın Gazze’deki soykırım karşısında mutlaka “bir şey” yapması gerekiyor. Bunu ülkelerden, uluslararası oluşumlardan, iş birliği teşkilatlarından, yöneticilerimizden ve aklımıza gelen tüm yetkili ve etkili yerlerden bekleyelim ama kendimiz de insana ve Müslümana yakışır en az bir şey yapalım. Hayatımızda karşılaştığımız her şey bir imtihansa ve o karşılaştıklarımız karşısında ne yaptığımıza dair bir hesap verme sorumluluğu taşıyorsak, tarihin en ahlâksız, insafsız ve acımasız vahşetlerinden birini müşahede ettiğimiz bugünlerde ne yaptığımız çok önemli değil mi?

Herkesin bireysel olarak kendi hesabını verecek şekilde bir tepki ortaya koyması gerekiyor. Herkes listeye eklemeler yapabilir ama bu anlamda bir yapılacaklar listesi çıkarmaya çalıştım:

1. Birçok insanın mesele karşısındaki duyarsızlığı ve bu duyarsızlığın gerekçeleri şaşılacak düzeyde. Tarihî olarak gayrimeşru Siyonist örgütün doğuşunu, Filistin topraklarında palazlanışını, Gazze’de olanları önce kendimiz bilip anlamalı, sonra da etrafımızdaki gafillere anlatmalıyız. Bu, insanî ve İslâmî bir şuur oluşturma anlamında önemli. Gündemimizde Gazze’de olanlar yoksa Müslümanlığımızı sorgulamamız gerekir!

2. Etkili ve yetkili mekanizmalar üzerinde baskı oluşturmalıyız. Filistin’e destek mitingleri ve gösteriler bu anlamda akla gelen aktivasyonlardan. Dünya üzerinde Siyonist örgüte desteğin azalmasında ve onlara duyulan nefretin artmasında bütün dünya ülkelerinde yapılan gösteri ve protestoların etkisi büyük. Biz de ferdî olarak böyle tepkilere küçümsemeden destek çıkmalıyız.

3. Hepimiz yardım çağrılarına duyarlı olmalıyız. Maddî ve manevî olarak bu mekanizmalara destek çıkmalıyız. Onlar için dua etmeli ve Rabbimizden yardım dilemeliyiz.

4. Gayrimeşru Siyonist örgüte dolaylı ya da direkt olarak destek çıkan oluşumlara biz destek olmamalıyız. Bu anlamda doğru kaynaklardan gelen boykot listeleri ile ilgili her Müslüman üzerine düşeni yapmalıdır. İçeceğinizi yudumlarken, yemeğinizi yerken, herhangi bir ürünü kullanırken aklınıza vurulan hastaneler, anne ve babaların feryatları, bombardıman enkazından çıkan bebek cesetleri, sağ kalmış ama uzuvlarını kaybetmiş, vücudu fosfor bombaları ile yanmış çocuklar aklınıza gelsin.

5. Bunların dışında, buraya yazıldığı takdirde afişe olacak ve bu savaşta Müslümanları zaafa uğratacak yapılacaklar da akla geliyor. Her Müslüman kendi hesabını düşünerek üzerine düşen ne varsa yapmalı. Duruşumuzu ve tarafımızı belli edecek anlamda mutlaka “bir şey” yapmamız gerekiyor.

Gazze’nin, Kudüs’ün ve tüm Filistin topraklarının özgürlüğüne kavuşacağı, gayrimeşru Siyonist örgütün kaybolup gideceği günleri görebilmeyi temenni ediyorum.