İnsanın meskeni

İnsanın evi anlaşıldığı yerdir ve insan anlaşıldığını hissedince dallarında yeniden çiçek açar, çiçeklere gelen bülbüllerle yaşadığını hisseder. İnsanın, anlaşıldığı zaman kışı bahar, güzü yaz olur. “İnsan ancak anladığı ve anlaşıldığı insanda çiçek açar.”

“İNSANIN evi, anlaşıldığı yerdir” diyor Kemal Sayar. İnsan dört duvarı olan her yerde ikâmet edebilir ancak her yerde yaşayamaz. Eğer anlaşılamıyorsa söyledikleri, en güzel evler zindan olabilir; söyledikleri karşı tarafta bir yer buluyorsa, bataklık dahi gülistana dönüşebilir.

Anlaşılmak, bitkinin toprağa doğru zamanda ekilmesine, çevre koşullarının ona uygun olmasına benzetilebilir. Ne kadar güzel olursa olsun, gül çölde yetişmez, kaktüsse yağmur ormanlarında can bulmaz. Doğru toprağa doğru zamanda ekilmek kadar çevre koşulları da mühimdir. İlkbaharda açması gereken çiçeğin tohumu sonbaharda ekilmezse, baharda sadece çiçeğin yaprakları görülür; çiçek açmadı diye toprak mı suçludur, yoksa doğru zamanda toprağa tohumu ekmeyen mi? Yahut doğru zamanda ekilse de sulanmadı veya fazla su verildiyse çiçek açmadan kökleri kurur.

İnsanın ağaçlarla da benzer yanları vardır. İnsan neslini anlatırken “soy ağacı” denilir örneğin. İkisi de neslini kökten devam ettirir. Büyük ağaç köklenir, kökler sürgün verir. Gölgesinde dinlendiğimiz çınar bir gün devrilince, bizler kök sürgünü olarak kalırız. Sürgün kökler filizlenir, filizler büyüyünce ağaca dönüşür, ağacın dalları budaklanır güzelce yeşermek ve hayata tutunmak için. Her bir insanı bir ağaç gibi düşünürsek, dalları elleri gibi uzanmak isteyebilir başka yönlere, semaya. Dallarını gökyüzüne uzatırken dalları sebepsiz de kırılabilir bazen; rüzgâr bükebilir, uzattığı dallar kendisine zarar verebilir, kurutabilir insanı. O hâlde bazen kurumaya yüz tutmuş dalları beslemeye çalışmak yerine kökünden budamak, yeniden yeşermesi için acıya katlanmak gerekir.

Bazen de budanan dallarını ya da bünyesini başka çalı çırpılar sarıyor, gelişimini engelliyor. O hâlde ısrarla tekrar budamalı. Yeniden ama yenilmeden, daima hedefe doğru ilerlemeli ve dallarda her türlü zorluğa rağmen çiçek açtırmalı. Ama doğru zamanda ve doğru çiçeği açtırmalı. Yoksa çiçek, açsa bile uzun ömürlü olmayabilir. Bu da doğru anlamak ve doğru anlaşılmakla doğru orantılı.

İnsanın bazen tek başına güzelliklere mecâli olmayabilir, o zamansa başka dallarla aşılanması gerekebilir. Birbirine bağlanmak zaman alabilir, ancak sabırla o dallarda güzel çiçekler açacaktır.

Bazen de kırıldığı yerden başkalarına tutunarak çiçek açabilir. Bu da insanın birini sevmesi ve bir başkasının onu sevmesiyle mümkün olabilir. Birbirini seven insanlar etraflarını da güzelleştirirler. İnsanın en mühim dili sevgi dili olmalı; her ne olursa olsun, farklılıkları birleştiren şey sevgi lisanıdır.

İnsanın evi anlaşıldığı yerdir ve insan anlaşıldığını hissedince dallarında yeniden çiçek açar, çiçeklere gelen bülbüllerle yaşadığını hisseder. İnsanın, anlaşıldığı zaman kışı bahar, güzü yaz olur. “İnsan ancak anladığı ve anlaşıldığı insanda çiçek açar.”[i]

Nisan ayı, benim hayatımda farklı tevafukları barındıran bir ay. Annemle babam Nisan ayında dünya evine girmişler. Babamla dünyadaki son görüşmemiz, telefonla dahi olsa Nisan ayında oldu; baharımız kış oldu. Açan çiçeklerimiz soldu, döküldü ve kurudu. Açmak üzere uzattığımız dallarımızı kırdılar, onarmak bize düştü. Yeniden kırıldı, yeniden yeşertmeye gayret gösterdik. Yorulduk. Şimdilerde, meşakkatli geçen bunca zaman sonra yeniden dallarımda çiçekler açmasının ümidiyle benim dünya evine gireceğim ay oluyor Nisan ayı. Umuyorum ki, budayıp aşılandığım dallarımda yeniden daha güzel çiçekler açar, çiçekler meyveye dönüşür, o meyveler olgunlaşır, tekrar tohum olur ve toprağa yeni meyveler çıkması üzere karışır.

2024 yılı baharı, ömrümün de baharı olur ve kışı bir daha görmeyiz -inşallah-. (Âmin.)

 



[i] Cahit Zarifoğlu