İnsanımızla da uzay ligindeyiz

Bundan yüzyıllar sonra Türkiye’nin ilk astronotunu her Türk vatandaşı hatırlayacak. Ancak onu göndermek için bütün organizasyonu yapan ve bir hayâli gerçekleştiren adamı da biz unutturmayacağız. Buna şahit olalım diye çok çalıştın Recep Tayyip Erdoğan. Teşekkürler!

TÜRKİYE artık insanıyla da, bayrağıyla da uzayda.

Hamdolsun. Bu uğurda gözünü budaktan sakınmayan, çok büyük maliyetlere katlanan Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarımı arz ediyorum.

Artık Türkiye en yüksek ligin oyuncusudur. Allah’ın izniyle devamı gelecek. O irade başta Sayın Cumhurbaşkanımızda her yönden görünüyor.

Belli ki Elon Musk ile yapılan görüşmelerde birilerinin dediği gibi sadece elektrikli araba görüşülmemiş. Her şey hesaplanmış ve ayarlanmış.

Organize edenler de var olsunlar!

İlk Türk astronotumuzu da tebrik ediyorum. Kendisi için Haber Ajanda dergimizde önemli bir yer ayırdık, Şubat 2024 sayımız olan 207’nci sayımızda okuyabileceksiniz.

Ancak kendisine nazlı bir sitemde bulunmak üzere ismini burada anmıyorum. Anne ve babasına hürmetlerini sunuyorum.

Kıymetli astronotumuz, Pilot Albayımız, kendisini bir uzay yolcusu yapmak üzere pek çok engeli aşan ve bu konuda her çabayı gösteren iradenin sahibi olan Sayın Cumhurbaşkanımızı da sanırım anabilirdi diye düşünüyorum.

Elbette Sayın Cumhurbaşkanımız orada isminin yükseltilmesinin hoş karşılanmayacağını düşünüp konunun tüm insanlığı ilgilendirdiğini aklederek bundan kaçınması hususunda astronotumuzu uyarmış da olabilir. Ama her görüntüde “Yüce Ata”ya selâm göndermek, sanırım diğer astronotların kendi millî kahramanları hakkında yapmadıkları bir eylemdir.

Bundan yüzyıllar sonra Türkiye’nin ilk astronotunu her Türk vatandaşı hatırlayacak. Ancak onu göndermek için bütün organizasyonu yapan ve bir hayâli gerçekleştiren adamı da biz unutturmayacağız.

Buna şahit olalım diye çok çalıştın Recep Tayyip Erdoğan. Teşekkürler!

***

Hazreti Musa’yı hatırla!

Türk devlet geleneği, tarihin kadim kitaplarında kayda “töre” ismiyle alınmıştır.

Henüz geçtiğimiz günlerde Sayın Cumhurbaşkanımız da arz etti ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti hiçbir zümrenin, hiçbir grubun veya hiçbir elitin malı olmayacaktır.

Türkiye kendisine düşman egemenlere karşı mücadele ederken, kendi içinden sivrilmeye çalışıp kendi egemenliğini kabul ettirmeye çalışanlara karşı da elinin tersini gösterip yüzüne indirmesini bilir.

Milletimiz devletiyle millet, vatanımız milletiyle vatan olmuştur. Bu vatanın toprakken vatan olmasının sebebi, şehitlerinin kanından, can vermeyi cana minnet saymasındandır.

Şehidimizin kanı nerede akmışsa, orası bize vatandır; orada Devletimiz vardır.

Kadim Devlet bu yüzden kuzeyde de Devlettir, güneyde de Devlettir, doğuda da Devlettir, batıda da Devlettir.

Bu gerçeği kabul etmeyen, bu devletin memuru da, bu yurdun insanı da olamaz.

“Tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek vatan” şiarını bu anlamda kimse söndüremez.

Bu gerçekliğe aykırı olarak, Hazreti Musa’nın bir Kıpti’nin ölümüne neden olduğunu anlatan kıssaya benzer bir hâdiseyi geçtiğimiz Cuma günü yaşadık.

Diyarbakır Kulp’taki bir cami imamı, kendisine varid etmesi için Devlet tarafından tevdi edilen hutbeyi kesip kırparak okuyunca, tam da bu imamın görev yaptığı camide Cuma namazını eda etmeye gelen Kulp Kaymakamı, duruma müdahale ederek kırptığı yerleri okuması hakkında cami imamını uyardı.

İmam, kendisine hakaret edildiği ve Kaymakam tarafından darp edildiği gerekçesiyle doktora başvurarak darp raporu aldı.

İşte burada mesele, ülkenin gündemi oldu. Neden? Çünkü Cumhurbaşkanı’nı temsilen Kaymakamlık makamına getirilen kişi, cami imamının kayıtlı olduğu sendika ve sendikanın bağlı bulunduğu konfederasyon tarafından hakarete varan kelimelerle afişe edildi.

Bu durumu kınayan diğer kaymakamlar imama ve onu savunan sendika yöneticilerine tepki gösterdi.

Bu konuda aldığım bilgi ve kaymakamların gösterdiği tepkilerin seviyesine bakarak bir tarafta durmaya karar verdim.

Zira doğrudan Sayın Cumhurbaşkanı’nı temsil eden kaymakamlarımıza “hödükler, güdükler, alçaklar, zavallılar” diyerek hakaret eden, sendika konfederasyonunu zikretmeyeceğim, konfederasyonun yöneticilerini alenen kutsayan sendika yöneticileri beni bu pozisyona itti.

Söz konusu çarpıtmayı yapan konfederasyonun genel başkanı, gerçekler ortaya çıkınca geri adım atan, ama güya kaymakamlara da pabuç bırakmamaya kararlı olduğunu gösteren pişman ama küstah bir açıklama yayınladı.

Ardından ne mi oldu?

Kaymakamlara hakarete devam eden sendika yöneticileri, kaymakamlar hakkında fişleme niteliği taşıyan paylaşımlarda bulunmaya başladılar.

İşte o an hakikaten dellendim!

Siz rahmetli Akif İnan’ın koltuğunu hangi hasletinizle dolduruyorsunuz yahu? Sizin bu tavırla 28 Şubat’ın beşli çetesindeki azgın sendikacılardan ne farkınız var?

Kimse edindiği ahbaplıklara güvenmesin! Devlet, ahbap-çavuş ilişkileriyle kendisine meydan okunmasına izin vermez.

Yanlış yere park ettiniz bu sefer. Memurların, işçilerin haklarını savunmak yerine elde ettikleri statülerle kendisine karşı meydan okuyanlara çok ağır bedel ödetir bu Devlet, bizden söylemesi.

Kendinizi tanımlarken kullandığınız ilk kelime “Müslüman” ise, Hazreti Musa’yı hatırlayın ve yaptığınız eyleme karşı istiğfar edin, belki af görürsünüz.