İnsan öldürmek mi, yoksa insanlığı öldürmek mi?

Beklentilerin karşılanmadığı, etrafındaki komşusundan ya da rehberindeki isimlerden bîhaber, inancın emrettiği kurallar manzumesinden farklılık gösterdiğini bilmeden olabildiğince “duyarsız” yaşamak, öteki taraftan insanlığın ölmesine seyirci kalmak… On binlerce masum insanın öldürüldüğü bir düzlemde, insanlığın ölmesi belki de normal karşılanıyor, kim bilir?

BAŞLIKLA buluşan okurlarımıza yönelttiğimiz bir soru ile başlayalım yazımıza: “Hangisi büyük günah? Ya da hangisi daha büyük kusur?”

Cevapların farklılık göstereceğini biliyorum ama iki cepheden oluşacak bu görüş ayrılığına bakmaksızın devam edecek olursak, özellikle Gazze’de, dünyanın gözü önünde yaşanan 7 aylık katliam, bize insan öldürmenin daha büyük günah olduğuna dair önemli ipuçları vermekte.

Açıkçası dinimizde de durum farklı değil.

Kur’ân-ı Kerîm’de geçen, “Bir cana kıymaya veya yeryüzünde fesat çıkarmaya karşılık olması dışında, kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir can kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur” (Maide, 32) ferman, her şeyi net bir şekilde ortaya koyuyor.

O zaman soruya cevap verenler, benim bu noktada görüş belirttiğimi görünce, “Madem böyleydi, neden soru sordunuz?” diyebilirler. Haklılar, haklısınız. Sadece bir hususa dikkat çekmek için meseleyi ironileştirmek suretiyle ele almak istedim.

Bir insanın öldürülmesini tüm insanların ölümüne denk sayan inancımız, bize etrafımızdaki hemcinslerimize karşı nasıl davranacağımız hususunu “beşerî münasebetler” başlığında pek çok yerde zikretmiştir. Hazreti Âdem’den (as) Hazreti Muhammed Mustafa’ya (sav) kadar bu halkada yer alan her kılavuz bu ölçekte bir yaşam sergilemiş, örnek teşkil eden söylem ve eylemlere imza atmış, bununla da yetinmeyerek vahiy destekli telkin ve tavsiyelerde bulunmuştur.

Etrafımızda hayatımızı şekillendiren bunca ikaz varken, kulaklarımızı bu hakikatlerden uzak tutarak, doğru bildiğimiz yanlışlarda ısrar ettiğimiz garabet bir çağdayız. İnsanı ve insanlığı öldüren de bu ihmâller zinciri olsa gerek.

İlginç taraf, bizi ihmâl eden, daha doğrusu insanlığı öldürenlerin bize oldukça yakîn olanların arasından çıkıyor olmasıdır.

Kendisini ve aile bireylerini merkeze alan, ötekileri dairenin dışında tutan anlayış, insanlığın tutunduğu umudun kırılmasına da neden olmaktadır. Beklentilerin karşılanmadığı, etrafındaki komşusundan ya da rehberindeki isimlerden bîhaber, inancın emrettiği kurallar manzumesinden farklılık gösterdiğini bilmeden olabildiğince “duyarsız” yaşamak, öteki taraftan insanlığın ölmesine seyirci kalmak… On binlerce masum insanın öldürüldüğü bir düzlemde, insanlığın ölmesi belki de normal karşılanıyor, kim bilir?