İnsan demek, mücadele demektir

İnsanın kalitesi, bağlı olduğu kültürden geçer. Bir millet krizle ölmez veya gelişmez. Bunlar geçici şeylerdir. Bir millet ancak insanın eğitim kalitesi yüksekse yükselir, gelişme gösterir, zenginleşir. Bir milletin kalitesi insanın kendi kültürüne ne kadar bağlı ve ona ne kadar sahip olduğuna bağlıdır. Bu da eğitimden geçer.

KAÇ gündür derin derin düşünüyorum; ne yaşadığımı tam olarak bilmiyorum ama sürekli derin derin nefes alıyorum. Bazen burnumdan, bazen ağzımdan, bazen esneyerek doldurabiliyorum ciğerlerimi. Her seferinde garip bir his kaplayıp duruyor içimi.

Çoktandır artık sıradan ve günlük hâdiseler arasında yerini alan savaş, haksızlık, katliam, işgal, sömürü ve açlık üzerinde düşünüyorum. Kafamın içinde yankılanan bir ses, bir çığlık duyuyorum hep. Uykularım kaçıyor bu yüzden, içim hüzünle doluyor. Sonra dışarı çıkıp sessizliği, kendimi dinliyor, yıldızlara ve göğe bakıyorum.

Belli bir zaman sonra sessizlik bile artık insanı rahatsız etmeye başlarken, sessizliğin ayak sesleri bile her taraftan ama her taraftan, ta uzaklardan duyulurken insan nasıl olur da hemen yanı başında patlayan silah seslerini duymaz, merak etmez, isyan etmez? Bu durumu nasıl tanımlamak gerekir acaba, bilemiyorum.

Kedilerin ve köpeklerin bile aç bırakılmasına, soğukta üşümesine, kötü muamele edilmesine isyan eden, bazen ağaçların kesilmesine bile karşı çıkan, kendini yırtarcasına itiraz eden insanlar, yanı başlarında çocukların, kadınların, ihtiyarların, suçsuz toplumların öldürülmesine, katledilmesine neden ses çıkarmaz, karşı duruş sergilemezler de tam tersine eylem ve söylemleriyle bu zalimlere, katillere ve sömürgecilere destekçi olurlar? Anlamak mümkün değil. Bizim yetiştirdiğimiz nesiller ne zaman, neden ve nasıl bu hâle geldiler? Topyekûn ülkeleri, kıtaları, toplumları, çocukları aç bırakan, evleri, şehirleri bombalarla havaya uçuran, darmadağın eden, yüreklerini işgal eden, suçsuz insanların bedenlerini deşen vahşiliğe karşı neden bir itirazları olmaz? Sessizliğin ayak sesleri her taraftan duyulurken, “İnsanım” diyenlerin tecavüz, ölüm, katliam, sömürü, işgal ve işkenceye karşı neden sesleri çıkmaz?

İnsan olmanın en asgarî şartı zulüm ve haksızlığa karşı çıkmaktır. Hem de kendi hemcinslerine işlenen cinayetlere karşı çıkmak… Hayvanlar bile kendi soylarından biri öldüğü/öldürüldüğü zaman tepki gösterirlerken, insanların bu özelliği kaybetmeleri neyle açıklanabilir? İnsan denen akıl ve vicdan sahibi varlık, neden insan soyundan gelenlere karşı yapılan zulüm, işkence, ölüm ve haksızlıklara karşı tepki göstermez de sessizce bakıp seyirci kalır? Her kuş kendi cinsinden olanla birlikte uçar. Şahin şahinle, güvercin güvercinle… Kartalla birlikte gökte pervaz eden bir güvercin bugüne kadar görülmemiştir. İnsan da kendi özünden olanlarla birlikte yaşar. Birlikte yaşadığı toplumun, insanlığın sorunlarına karşı kayıtsız kalamaz, kalmamalıdır.

Modernizm denen çağdaş hastalık mikrobu, beyinlere ve kalplere bulaşıp akıl ve vicdanı devre dışı bırakarak insanı etkisiz, tepkisiz, duyarsız ve ölü bir varlık hâline getirdi. İnsan olmanın en asgarî şartlarından biri, haklıdan ve ezilenden yana olup haksızlık yapanların, zulmedenlerin karşısında tavır almak ve onlarla mücadele etmektir. İnsan demek, mücadele demektir. İnsan demek, sevgi ve şefkat demektir. İnsan demek, hakka, adalete, hakikate dayanan, barış medeniyeti olarak hakça ve adilce bir düzen kurmak demektir. İnsan ölü ve ruhsuz, bitkiler gibi mevsimi geldiğinde yitip giden, mevsimi geldiğinde yeşeren, canlanan bir varlık değildir. İnsan akıl, mantık, vicdan, bilgi ve hafıza sahibidir. Her zaman canlı kanlı ve mücadele ruhuna sahip olan varlık demektir. Kendini okuyan, kitabını okuyan, dünyayı okuyan ve tanıyan, olayları ve olguları anlayan, medeniyet kuran varlık demektir.

Medeniyet ise sevgi, şefkat ve barış, hak ve adalet, huzur ve mutluluk demektir. İnsan bu değerlere emek vermeli, bu değerler için mücadele etmelidir. Yoksa insanlığını da, geleceğini de kaybeder. Dünyayı ateşe veren, her tarafı savaşa, kana ve gözyaşına boğan, yeryüzünde bozgunculuk çıkaran, vahşi kapitalizme teslim olan insan, nasıl insandır? Kapitalizmi doğuran Batı medeniyetinin artık insanlığa verebileceği bir şeyi kalmamıştır. Artık dünyada huzur ve barışı, hak ve adaleti sağlayacak bir düzen kurması da söz konusu olamaz.

Batı medeniyetinin gölgesinde, Batılı anlayışla, Batılı bakış açısıyla, Batılı felsefeyle, Batı medeniyetinin değerleriyle verilen eğitimin sonucunda yetiştirdiğimiz nesiller nasıl bu hâle geldiler? Peki, biz ne yaptık? Açık ve net bir şekilde söylemek gerekir ki, bizim eğitim sistemimiz Batı medeniyetinin etkisi altına girerek insanı insan olmaktan çıkarıp insanı insanın kurdu hâline getirdi.

İnsanın kalitesi, bağlı olduğu kültürden geçer. Bir millet krizle ölmez veya gelişmez. Bunlar geçici şeylerdir. Bir millet ancak insanın eğitim kalitesi yüksekse yükselir, gelişme gösterir, zenginleşir. Bir milletin kalitesi insanın kendi kültürüne ne kadar bağlı ve ona ne kadar sahip olduğuna bağlıdır. Bu da eğitimden geçer. Sistem içinde her türlü eğitimin var olması, kendi içinde en kaliteli şekilde verilmesi gerekir. Oysa insan insanın kurdu değil, insan insanın yuvası olmalıdır.