İnancın değeri

Çünkü insanın yaşadığı hayata uyum sağlayabilmesi, başına gelecek zorluklara sabredebilmesi ve (insanlık hâli) bir gün karanlığa/sıkıntılı hâle dayanabilmesi, ancak kendisinden katbekat üstün bir gücün varlığını bilmesi, onu her an gören bir otoritenin varlığını kalbinde hissetmesi ile mümkündür.

BİR tohumun toprağa düşüp yeşermesi için neler gereklidir? Bu birdenbire, kendiliğinden olabilir mi, yoksa uygun çevre, kaliteli tohum ve bu işin nasıl yapıldığını bilip şartları ona göre sağlayabilen çiftçinin elinde mi daha mümkün? Sanırım en güzel ve yetkin cevap, uygun şartlar ve doğal çevreye bağlı olanı... Doğal çevrede ama ihtiyacı olduğu kadar müdahale ile…

İnanç... Belki son zamanların varlığından ziyade yokluğu ile kendini hissettiren yegâne değer… Bazen ahlâk, bazen aile, bazen bir davranış ve çoğu zaman bir duruş… İnancın ilk tohumlanacağı yer kalbimizken, onun asıl varlığını hissedeceğimiz yer davranıştır, insanın dışına ne yansıttığıdır. Çünkü inananlar olarak biliriz ki, inanç, sadece ibadet ile Yaratan’a gösterildiği gibi, davranış ve ahlâk ile insana da dokunan bir yansımadır. Öyle ki, insan inanç bağlamında bir inanandan etkilenmeli, varsa hatası, düzeltme gereği duymalı. Bu anlamda birbirimize inanç noktasında da model olmalı, en azından buna gayret göstermeliyiz.

Gençlerdeki inanç eksiklikleri hakkında konuşmak ya da bazen sorunun kendisine direkt olarak bakmak yerine arka plândaki durumları hesaba katmakta fayda var. Zira yanlış verilen birtakım değerler var. Yanlış aktarılan, verilmeyen ve ailede olmayan birtakım eksiklikler, sonradan yeri kapanamayacak aksamaları beraberinde getirmekte.

İnancı bir tohum gibi düşünürsek, sadece tohumun varlığıyla sağlıklı bir filizlenme sürecinden bahsedilemez. Uygun çevre, şartlar ve en önemlisi de bu anlamda rol model olacak kişilerin eksikliği, daha baştan inancın oluşabilmesi adına türlü zorluklardır. İnanç, insana verilmesi gereken hava ve su gibi bir temel ihtiyaçtır. Çünkü insanın yaşadığı hayata uyum sağlayabilmesi, başına gelecek zorluklara sabredebilmesi ve (insanlık hâli) bir gün karanlığa/sıkıntılı hâle dayanabilmesi, ancak kendisinden katbekat üstün bir gücün varlığını bilmesi, onu her an gören bir otoritenin varlığını kalbinde hissetmesi ile mümkündür. Düşünsenize, kendi kendinize bile terk ettiğinizde, ellerinizi açıp dua etmeye bile utandığınız anda herhangi bir yerde şöyle bir ayete denk geliyorsunuz: “Karanlığın çöktüğü vakit geceye andolsun ki, Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da…” (Duha, 2-3) Ne büyük bir mutluluk, ferahlık ve kurtuluştur bu. Bu anlamda inanç bazen bir umut olur, bazen bir sabır, bazen samimî bir tebessüm. İnanç, karşıdakine güç veren bir bekleyiştir. Yahut hasret ile sevgiyi bekleyiş...

Gençliğe inanca dair bir şeyler bırakmak adına çaba göstereceksek, bunun kâinata düzen veren üstün bir otoritenin varlığını bilmekten geçtiğini bildirerek başlamalı. Çünkü bu bilinç üzere işleyebilirsek karakterlerini, ancak öyle sorumluluk sahibi gençler yetişebilir. En nihayetinde inanç, basite alınmayacak en önemli karakteristik özelliği olmalıdır gençliğin. Bu anlamda kendi başına bırakıp türlü etkenlerin kıskacına bırakmadan, en güzel ortamlarda ve modellerle bir arada bulundurmaya gayret etmeliyiz. Çünkü her anlamda olduğu gibi burada da gerekli.

İnancı sağlamak adına en zor zamanlardayız. Bunu bilerek ve bu anlamda çaba sarf ederek gençlerimizi yetiştirmeye gayret göstermeliyiz.