
“EY gizlice heva ve
hevesini tazeleyen kimse, imanını tazele, ama yalnız dil ile olmasın. Heva ve
heves durdukça iman tazelenmez. Çünkü heva, iman kapısının kilididir.” (Mesnevî,
Cilt 1, Aslan ve Tavşan hikâyesinden)
***
TRT “Türkiye’nin Sesi Radyosu”nda haftada bir gün
yaptığımız “Mesnevî’den Seçmeler” isimli programda bu beytin izahını yaparken,
çocukken mahallenin imamının yaptığı bir uygulamadan bahsedecektim ama unuttum.
Bu yüzden bu meseleyi burada yazmaya karar verdim.
Şimdilerde aynı uygulamanın olup olmadığını bilmiyorum
ama biz çocukken mahallenin imamı Abdurrahman Uzunoğlu[i],
Cuma akşamları, yatsı namazından sonra “Amenerrasulü” diye bilinen aşrı okur,
arkasından da, “Buyurun, hep beraber iman
ve nikâh tazeleyelim” diyerek, cemaat ile birlikte tövbe istiğfar getirir
ve nikâh tazelerdi.
Hoca, cemaate önce tövbe istiğfar ettirir, arkasından Amentü’yü
tekrarlatır, sonra da, “Buyurun hep beraber!” diyerek, cemaate yüksek ses ile
“Eşhedü el-lâilâhe illâ-Allah ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve resuluh”
dedirtir ve “Aşk ile bir daha!”
diyerek iki defa daha yüksek ses ile tekrar ettirirdi.
Abdurrahman Hoca, nikâh tazelemeye de şöyle diyerek başlardı:
“Kendi tarafımdan asaleten, hanım
tarafından vekâleten, zevvectü...”
Daha ilkokula gittiğim o günlerde anlamını bilmediğim hâlde
en hoşuma giden şey, Hoca’nın ağzından çıkan “asaleten” kelimesinin
fonetiğiydi. Bu uygulama o eski nesil hocaların “terk-i dünya” etmesi ile sona
erdi.
Hocanın bu uygulamasının fıkhî ve kelâmî bakımdan uygun
olup olmadığı meselesi üzerinde durmayacağım, çünkü İslâm’a salt itikat ve
fıkıh açısından yaklaşmanın ne vahim sonuçlara yol açtığı çoğumuzun malûmu.
Anadolu İslâm geleneğinin bu uygulamasından iki şeyin çok
önemli olduğu ve sürekli taze tutulması gerektiği anlaşılıyor: İman ve aile...
Bu ikisinin ne kadar mühim olduğu, iktidarın nimetleri
ile karşılaştığında kendine mukayyet olamayan bir kısım dindarlarımız ile
evlendikten sadece bir iki hafta sonra boşanan gençlerimizin hâllerinden
anlaşılmaktadır. İyilik ile maruf nice insanımızın ifsat olması, Müslüman sosyolojiyi
etkileyecek boyuta ulaştı maalesef. Boşanmalar o kadar arttı ki zevc ve
zevcelerin çekirdek kabuğunu doldurmayan meseleleri bahane ederek ayrılmaları
“vaka-i âdiye”den sayılır oldu.
Kur’ân-ı Kerîm, inandığını söylediği hâlde kötülük yapan insanlara
İsrailoğulları misâli üzerinden şöyle sesleniyor: “De ki, ‘İmanınız size ne kötü şey emrediyor. Nasıl müminsiniz?!”
(Bakara, 93)
Başka bir âyette ise, inandığını söyleyen herkese doğrudan
diyor ki, “Ey iman edenler! Allah’a, Resulüne, indirdiğimiz kitaba ve önceden
indirilmiş kitap(lar)a inanın. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını,
peygamberlerini ve ahireti inkâr ederse derin bir sapıklığa düşmüştür” (Nîsa,
106).
Günümüz Türkiye’sinin en önemli problemlerinden biri de
hiç şüphesiz ömrünün büyük bölümünü dindar olarak geçirmiş insanların bir
kısmının mülk ve iktidar ile karşılaştıklarında ellerinin ve ayaklarının
dolaşması, eleştirdikleri lâik veya seküler insanlar gibi davranmalarıdır.
Çünkü dindar olmak, insanları bir ömür boyu kötülük yapmaktan alıkoymaya
yetmiyor. Bunun için sürekli tazelenen, diri bir imana sahip olmak gerekiyor.
“Nikâh tazeleme” meselesine gelince, konuya psikoloji ve
sosyal psikoloji açısından bakmalıyız. Bu irfanî gelenek sayesinde Anadolu
Müslümanları yüzyıllarca aileyi “kutsal bir emanet” olarak korumayı başardılar.
Düşünsenize, evlendiği günden beri, her hafta, câmide Allah’a ibadet ettikten
ve ona inancını teyit ettikten sonra hanımına bağlılığını yenileyen bir erkeğin
gözü hiç dışarıda olabilir mi? En ufak bir zorlukta, en güzel günlerini kocası
ve çocukları için harcayan hanımını bir çırpıda silebilir mi? Ya da hanımının
bunu yapmasına neden olabilecek davranışlarda bulunabilir mi?
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Mevcût sosyolojimiz iman ve nikâh tazelemeye her zamankinden daha muhtaç durumda. Başka bir deyişle, iman ve nikâhımızı diri tutmaya, her ikisini de koruyup kollamaya ne kadar çok ihtiyacımız var!
[i] Allah rahmet etsin. Hoca’nın diğer imamlardan farklı olarak âlim bir adam olduğunu nice zaman sonra anladığımı da söylemeden edemeyeceğim.