İMAME, “tesbih başlığı ya da tesbihlerin uç kısmında bulunan uzun parça” anlamına gelen Arapça bir sözcüktür. Tesbihin önemli parçalarından biridir. İmamenin dayanıklılığı ve kalitesi tesbihe de sirayet eder. İmame ne kadar dayanıklı ve kaliteli ise tesbih de bir o kadar dayanıklı ve kaliteli olur.
Tesbihin iki ucunu birleştiren bu uzun yassı tane, iki parçayı -daha doğrusu bütün parçaları- bir araya getirir ve birliği sağlar. İmame olmadan tesbih tamamlanmaz. Peki, ya imame kopunca? Tesbih dağılır, birlik bozulur, dirlik ortadan kalkar. Tesbih taneleri dört bir yana saçılır ve araları açılır. İmameyi bir birey olarak düşünecek olursak toplum da tesbihin ta kendisidir. İmamedeki yani baştaki en küçük bir hareket toplumun tamamına etki eder. Düzelme de, bozulma da bireyle başlar.
İmame ile açtığımız kelâmımızda elbette gayemiz imameyi ve tesbihi anlatıp açıklamak değil. “Teşbihte hata olmaz” sözünden hareketle konuya bir girizgâh yapmak ve karinin dikkatini naçizane metnimize çekmek niyetindeyiz.
İnsan karmaşık bir varlıktır. Bu karmaşık varlığın maddî ve manevî birtakım ihtiyaçları vardır. Tek başına yaşayamaz. Diğerleri ile bir araya gelmek ve her açıdan sosyalleşmek zorundadır. Var olduğu andan itibaren bir toplum içine doğar. Toplum hâlinde yaşanan her zaman ve her yerde de muhakkak bir yönetim gereklidir. Nitekim öyle olmuştur. Yaşanan değişme ve gelişmeler, hızlı nüfus artışı, azalan kaynaklar ve günden güne çoğalan ihtiyaçlar, yönetim gereğini çok daha önemli bir noktaya taşımıştır.
Yönetim basit bir olgu değildir. Pek çok bileşenin profesyonel şekilde bir araya getirilmesi ile oluşan bir bilim ve sanattır. Ulaşılmak istenen gaye, mevcut kaynakların etkili ve verimli bir şekilde kullanılması, en iyi sonucun alınmasıdır. Bu sanatı icra eden ve bilimi vücuda getirene “yönetici” adı verilir. Yöneticilik vasfını sıradan kişilere yüklemek hem o kişiye, hem de yönettiklerine zulümdür. Bu nedenle idareciler seçilirken çok titiz davranmak ve işi ehline vermek gerekir. Ehline vermediğimiz vazifeler kıyametin habercisidir: “İş, ehli olmayan kişilere verilince kıyameti bekle; kıyametin kopması pek yakındır.” (Buhârî, İlim 2)
Toplumu yönetenler, idare edenler toplumun içinden çıkan insanlardır. Toplum hangi vasıflara muktedir ise yöneticileri de o vasıfları kuşanır. Diyeceğimiz o ki, akı ak, karayı kara idare eder. Baştakilerde gördüğümüz kötülük ve iyiliklerden hepimiz mesulüz. Eğer onlar hak ve hakikatten ayrılmışlarsa bizim de toplum olarak yolumuzu sorgulamamızda fayda vardır.
Yöneticiler, kendilerini temsil etmelerinin yanında işgal ettikleri makamları da temsil ederler. Hatta bulundukları makamlar, bazı durumlarda daha ağır basar. Üstlendiği vazifenin ehemmiyetini kavrayamayan idareci, makama da zarar getirir. Bu yüzdendir ki, o konumlara makamlar sayesinde şereflendiklerini zanneden insanlar değil, makamları şereflendiren insanları getirmeye gayret edilmelidir.
Her insan yöneticilik vasfını yerine getirecek kabiliyete sahip değildir. Getirmeye kalkışsa dahi başarılı olamaz. Öyleyse başarılı olarak nitelendirilen yöneticilerin özellikleri nelermiş, hep birlikte bakalım.
Başarılı bir yönetici, var olan bilgisiyle yetinmez. Kendini geliştirir, yeni bilgiler edinir ve farklı davranışlara sahip olur. Modern bir yöneticiden beklenen sevk ve idare bilgisi şahsında mevcuttur. Görev yaptığı kurumu, çevreyi ve kurum kültürünü tanır. Sağlıklı ve dengeli bir ruh yapısı vardır. Söz ve davranışlarıyla dikkatleri üzerine çeker; insanların odak noktası hâline gelir. Özeleştiri yeteneği gelişmiştir. Sadece olumsuzluklara odaklanmaz ve soğukkanlı davranır. Hayata at gözlüğü ile bakmaz. Hayâlleri ve ufku geniştir. Otokontrolü güçlüdür. Sevinci de, üzüntüyü de kontrollü karşılayabilir. Hem kendi başına bir birey, hem de içinde bulunduğu ekibin önemli bir parçasıdır.
Yöneticiliğin bazı vasıfları doğuştan getirilir. Lâkin çoğu da sonradan eğitim ve öğretimle edinilir. Örneğin her yönetici, teknik yeterliliğe sahip olmalı ve alanında uzmanlaşmalıdır. İnsanları güdüleme ve ikna etme kabiliyetini kazanmalıdır. Çalışanlar arasında iş birliğini sağlayabilmesi de önemli bir meziyettir. Etkili iletişimin metodunu bilmek ve nabza göre şerbet verebilmek, yöneticinin hanesine bir artı olarak yansır. İyi bir öngörüye sahip olmalı, yapılan plânları uygulayabilmeli ve yeni planlar ve politikalar geliştirmeyi öğrenmelidir.
Doğuştan getirilen özelliklerle sonradan edinilen özellikler desteklenebilirse başarı kaçınılmazdır. Zekâ, kabiliyet, hafıza, cesaret ve sabır gibi doğuştan sahip olunan özellikler öğrenmeyi zorlaştırabilir de, kolaylaştırabilir de. Tesbihin iki ucunu imameyle uygun şekilde birleştirmeyi başarmak ve yönetim sürecini sağlıklı yürütüp yönetmek için sahip olunması gereken başka nitelikler de vardır. Lider, önder bir ruha sahip olan makam sahibi, destekleyici ve yönlendirici bir politika izler. Problem yaratmaz, problem çözer ve çatışmaları önler. Yönetiminde bulunan her bireyi tanır. Birey ve örgüt ülküsünü birleştirir. Çalışanlara değer verir ve bu değeri hissettirir. Beklentilerini açık bir şekilde ifade eder. Hayâlperest değildir, gerçekçi hedefler tespit eder. İşi ehline vermeyi bilir. Direnç göstermez, değişime ayak uydurur. Otoritesini kullanmayı ve yetki devrinde bulunmayı hakkıyla yapar. Adaletlidir, eşitliği gözetir. En önemlisi de işini severek yapar ve çalışma arzusu vardır.
Şu bir gerçek ki, günümüzde bireysel başarı yok, ekip çalışması ve başarısı var. Bunu da ancak yöneticiliğin hakkını verenler ve işini lâyıkıyla yapanlar elde ediyor.
Yüce dinimiz İslâmiyet de idareci seçimine ve idarecinin sahip olması gereken vasıflara çok önem vermiş, önemli hususların altını özellikle çizmiştir. İslâmiyet, yöneticide salih olanları, adil ve takva sahiplerini önceler. Salih, “elverişli, iyi amel sahibi ve yetkili” anlamlarında kullanılır. Salih yöneticiler dinin emrettiği hususlara uygun davranır ve günah işlemekten kaçınırlar. Onlar ki, yararlı kişilerdir. Âdil, “zulmetmeyen, hakkaniyetle hükmedendir”. Hazreti Ömer’in yolunu yol bilir, onun adalet ışığıyla aydınlanır. Hak etmeyene hak etmediğini asla vermez. Takva ise “kulun ümit ederek ve azametinden korkarak Rabbine karşı kulluk vazifelerini yerine getirmesi, emirlerini tutup yasaklarından kaçınmasıdır”. Allah katında insanların en üstünü, en çok takva sahibi olandır. Seçilen yöneticiler de bu düsturda olmalıdır.
Seçilen yöneticiler kadar onları seçenlerin de birtakım mesuliyetleri vardır. Seçen, seçtiklerinin icraatlarını takip etmeli, eksiklik ve yanlışlık gördüğünde ikazda bulunup müdahale gerçekleştirmelidir. Vazifesini gerektiği gibi yapmayan idareciyi eleştirmekten çekinmemelidir. Zira Allah katında bu hususun sorumluluğu büyüktür. İdareci tenkit edilirken şu noktaya dikkat çekmekte fayda var: Vücut bulmuş olan tablo, seçenlerin hayata bakış açısı ve arzuladığı yönetim anlayışını yansıtmaktadır. Zira iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batırmak, eleştirinin isabet oranını artıracaktır.
Yönetici, yönetiminde bulunan bireylerle birlikte yaşar. Yeri geldiğinde bir anne, yeri geldiğinde bir öğretmendir. Ayrıca bir beşerdir ve illâ hata yapabilir. Başarılı olarak nitelendirilebilmesi için yaptığı hataları tecrübeye dönüştürebilmesi gerekir. Sağduyu ve sükûnet iki önemli silahıdır. Bu ikisine sarılır ve öfkeyi ulaşılamayacak bir kenara bırakabilirse muvaffak olmasına hiçbir mâni yoktur.
Unutmayın, imame kopunca tesbih dağılır, nizam bozulur. Bozulan nizamı eski hâline getirmek her zaman mümkün olmayabilir. Bu nedenle “yönetici” vasfını kime vereceğinizi ve verdiğiniz kişinin o yükü yüklenip yüklenemeyeceğini iyice tartıp düşünün. Zira işin sonunda “Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal” girdabına düşmek de var. Vesselâm…



