İmam Hatiplerin başarısı neden birilerine batıyor?

İmam Hatip Okullarına olan hasımlıklarını her fırsatta dile getiren kesimlerin söylem, eylem, hayat tarzları, ideolojik saplantıları, hasta ruh halleri, Devlet’e ve millî değerlere düşmanlık dereceleri göz önünde tutulduğunda aslında bu eleştirilerin de dikkate alınacak tarafının olmadığı, bu kesimleri muhatap almanın bile ne denli gereksiz olduğu aşikârdır. Hani meşhur bir söz var, sinek murdar değil ama mide bulandırır, diye… İşte bu hasta ruhlu insanların çabaları da mide bulandırıcı bir çaba ve gayretten öteye geçemiyor.

Giriş

 

AÇILDIĞI günden beri dostundan çok düşmanı oldu İmam Hatip okullarının. Devlet eliyle kurulup açılmalarına rağmen kimi kesimler hep bu okullardan rahatsızlık duydu. 


Dine ve dinî değerlere şaşı bakan ve bu değerlerle asla yıldızları barışmayan kesimler her fırsatta bu okulların serpilen filizlerini ve uzayan dallarını budama gayretinde oldular. Aslında ellerinden gelse, bu soylu çınarı kökünden kesip atmak isterler. Ama geçmişte yaptıkları hataların ceremesini bugüne kadar ödedikleri ve din düşmanı damgası yemekten çekindikleri için dişlerini ağızlarında un ufak edercesine sıkarak tahammül etmek zorunda kalıyorlar. Zira 1931’den 1946’ya kadar bu ülkede resmî olarak dinî tedrisat yapılmadı. Halk gizli gizli çocuklarına dinî eğitim verdirdi. Tabii bunu başaranlar şanslı oldular. Zira o yıllarda yetişen birçok insan fıtri kökenlerinden bihaber ve kayıp bir nesil olarak büyümek zorunda kaldı.


Öyle bir hava estiriliyor ki sanki bu okullar merdiven altı, kaçak eğitim kurumlarıymış gibi… Oysa İmam Hatip Okulları, resmî okullardır. Kanunî gerekçelerle kurulmuşlardır. İşte bu güruhun dillerine doladıkları ama içeriğinden bihaber oldukları 3 Mart 1924 tarih ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun 4. Maddesi şöyle der: 


“Maarif Vekaleti, yüksek diniyat mütehassısları yetiştirmek üzere Darü’l Fünün’da bir İlahiyat Fakültesi tesis ve imamet, hitabet gibi hidemat-ı diniyenin ifası vazifesiyle mükellef memurların yetişmesi için de aynı mektepler küşad edecektir.”  


Hâlen yürürlükte olan 1982 Anayasasının 24. Maddesi de şöyledir:


“… Din ve Ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din Kültürü ve Ahlak öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitimi ve öğretimi ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır.”


Yine 1739 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun 32. Maddesi bu okulların işlevini şu şekilde izah eder:


“İmam Hatip Liseleri, imamlık, hatiplik ve Kur’an Kursu öğreticiliği gibi dini hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere, Millî Eğitim Bakanlığınca açılan ortaöğretim sistemi içinde hem mesleğe hem yükseköğrenime hazırlayıcı programlar uygulayan öğretim kurumlarıdır.”


Bu okullardaki disiplinli ve özverili çalışmalar başarıyı da beraberinde getiriyordu. Bunu önlemek adına, bu hasta zihniyet akıl almaz oyunlara tevessül etti. Çaktırmadan bu okullarda verilen matematik ve fen bilimlerine ait derslerin müfredatları kısırlaştırıldı, sulandırıldı ki bu öğrenciler üniversitelere giremesinler. Ancak sosyal bilimler ve Türk Dili ve Edebiyatı sahasındaki başarının önünde duramadılar. Bu okullarda verilen sözel ağırlıklı tedrisat, kamu yönetimi ve hukuk gibi önemli disiplinleri veren okulların kapılarını açmaya kâfi derecede yeterli oldu. Arkasından ÖSS için takviye kursları da açılmaya başlanınca o sulandırdıkları ve kısırlaştırdıkları matematik ve fen bilimlerine ait dersleri buralarda öğrenen, eksiklerini tamamlayan öğrencilere bu defa tıp ve mühendisliklerin kapıları da açıldı…


Baktılar ki olmuyor… Bu defa 28 Şubat sürecinde, en iptidai Afrika kabilelerinde bile görülmeyecek bir barbarlıkla katsayı engeli çıkardılar bu okulların önüne… Artık bu okulu bitirenler İlahiyat Fakültelerine girebilmek için bile diğer öğrencilerin tıp, mühendislik ve hukuk fakültelerine girmelerine yetecek kadar soru çözmek zorundaydılar. Onların gidebilecekleri okullar ya iki yıllık meslek yüksek okulları ya da yeni açılmış hiçbir altyapısı olmayan üniversitelerin bazı bölümleri olmuştu. İşte bu işlerin mimarları; sırf dinî inançları gereği bir hayat tarzı benimseyen insanları yobaz ve gerici diye yaftalandıran sözde demokrat, sözde aydın, sözde ilerici, sözde çağdaş olan ama fiiliyatta bal gibi gerici, yobaz ve bağnazlardan başkaları değildi.  


Bu okullardan mezun olanlar mühendis, öğretmen, kaymakam, vali, daire başkanı, genel müdür, müsteşar, bakan, başbakan ve cumhurbaşkanı olunca öfkeden kudurdular ama ellerinden bir şey gelmedi.




“Bursa Mahmut Celalettin Ökten İmam Hatip Ortaokulu’ndan 36 birinci çıktı” dediler. Bu yalan çökünce “Mahmut Celaleddin Ökten İmam Hatip Ortaokulları’ndan şu kadar öğrenci kazanmış” diye kıvırmaya başladılar ki Mahmud Celaleddin Ökten, İHL’lerin açılmasında emeği olan efsanevî bir kişidir. Vefa adına yurt genelinde bazı İmam Hatip Okullarına onun adı verilmiştir ve bu okulların hepsi Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlıdır. (Türkiye genelinde 500 tam puan alan 719 öğrenciden 63’ü İmam Hatipli. Bu öğrencilerin dağılımına bakıldığında 29 farklı ilde bulunan 46 farklı okuldan oldukları görülüyor.)


Kısa bir tarihçe


Bu okullar ilk olarak1912 yılında “Medresetü’l-Vâizîn” adı altında açıldı. 1913 yılında ise imam ve hatip yetiştirmek amacıyla “Medresetü’l-Eimme ve’l-Hutebâ” kurumları öğretime başladı. Evkâf-ı Hümâyûn Nezâreti’ne bağlı olarak açılan bu iki medrese 1919’da “Medresetü’l-İrşad” adıyla birleştirildi. 1921’de yayınlanan Medâris-i İlmiye Nizamnamesi ile bu okulların müfredatları yeniden düzenledi. TBMM tarafından açılarak sayıları 465’i bulan ve hem fen bilimleri hem de dinî bilimlerin bir arada verildiği bu ilk Cumhuriyet okulları, 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabul edilmesinden sonra kapatıldı. Dârü’l-Hilâfe Medreseleri de İmam ve Hatip Mektepleri’ne dönüştürüldü ve bu isimle 29 merkezde açıldı. Okullar, dört yıllık ortaöğrenim seviyesindeydi. 1929 yılında sayıları 2’ye düşen İmam Hatip Mektepleri, 1930’da tamamen kapatıldı. 


1949 yılında 10 ay süreli “İmam Hatip Kursları” adı ile Türkiye genelinde toplamda 10 adet açılan bu okullara ortaokul mezunu askerliğini yapmış kimseler alındı. Kursun programı fıkıh hariç dinî dersleri içerirken, bunun yanında tarih, coğrafya, Türkçe gibi kültür derslerine de yer verilmesine rağmen matematik ve fen grubu dersleri hiç verilmedi. İmam Hatip Kursları’ndan 1949 yılı sonuna kadar 50 kişi mezun oldu. Tamamen göstermelik ve sembolik olarak açılan kurslar birkaç yıl içerisinde tarihe mal olmuşlardır.


1950 Demokrat Parti iktidarı sonrasında Mahmud Celaleddin Ökten hocanın projesini hazırlayıp hükûmete kabul ettirdiği, birinci devresi 4, ikinci devresi 3 yıl olan 7 yıl süreli ve bir bütün teşkil eden İmam Hatip Okulları 1951-1952 döneminde 7 ilde açıldı. İmam Hatip Okulları 1954-1955 öğretim yılı sonunda ilk mezunlarını verdikten sonra 3 yıllık lise kısmı da açılmıştır. Böylece 4+3=7 yıllık bir ortaöğretim kurumu haline gelmiştir.


1960 Darbesi sonrasında İmam Hatip Okulları mevcudiyetini korumuş, olumlu veya olumsuz herhangi bir gelişme olmamıştır. 


Darbe sonrası Adalet Partisi’nin iktidara gelmesiyle İmam Hatip Okulları’nın sayısında artış olmuştur. Yurt genelinde toplam İHO sayısı 71’e ulaşmıştır. Bununla beraber daha sonrasında çıkarılan çeşitli genelgelerle mezunların iş imkânı kısıtlanmış ya da İHO açılması koşulları zorlaştırılmıştır.


1963-1964 öğretim yılında İmam Hatip Okulları’na ilk defa parasız yatılı öğrenci alınmaya başlandı. İHO sayısı 1965’te 45 iken, bu sayı 1966-67’de 65’e, 1967-68’de 84’e yükseldi.


22 Mayıs 1972’de yayımlanan bir yönetmelikle İHO orta kısmı 3 yıla indirildi ve dinî dersler müfredattan çıkarılıp genel ortaokul müfredatı uygulanmaya konuldu. İHO’nun birinci devresinden mezun olup da liselere geçiş yapmak isteyenlere doğrudan geçiş hakkı yasaklandı. Bu yüzden hızlı bir öğrenci kaybı yaşandı. 1972 yılında 4 yıla çıkarılan İHO lise kısmı için 11 Aralık 1972’de yeni bir program hazırlandı. Ancak lise kısmını bitirenlere tanınan yükseköğretimin tüm programlarında okuma hakkı kaldırıldı. 


1973 yılında, o güne kadar İmam Hatip Okulları olarak anılan okulların adı İmam Hatip Liseleri (İHL) olarak değiştirildi. Orta kısımlara dinî derler yeniden konuldu. Bu dönemde İHL mezunlarında fark dersleri vermeden üniversitelerin edebiyat kollarına gidebilme hakkı tanındı.


1975’te bu okullar genel liselere denk sayılarak mezunlarının kendi alanlarında yani Yüksek İslâm Enstitüleri’ne doğrudan girmelerine izin verildi. 


1976’da kızını İHL’ye kaydetmek isteyen bir velinin hukuk mücadelesi sonucu o güne kadar sadece erkek öğrencilerin alındığı İHL’ye Danıştay kararıyla kız öğrenci alınmaya başlandı.


12 Eylül 1980 Darbesi yönetimi tarafından Temel Eğitim Kanunu’nun 32. maddesinde yapılan bir değişiklikle İHL mezunlarının üniversitelerin tüm bölümlerine gidebilmesine olanak tanındı. 1980 darbesinin ardından İHL açılması durdurulmuş, ancak mevcut sayıda azaltma yoluna da gidilmemiştir.


1985’te ilk Anadolu İmam Hatip Lisesi olan Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi açıldı.


1991-1992 öğretim yılında bir ara kredili sisteme geçilmiş ancak 4 yıl sonra tekrar kaldırılarak sınıf geçme sistemine dönülmüştür.


1997 yılında ise İmam Hatipleri 28 Şubat Darbesi vurdu. Okulların orta kısmı kapatılırken, üniversiteye geçişte katsayı engeli kondu. Anadolu İmam Hatip liseleri katsayı kararı öncesinde öğrencilerinin yüzde 75’ini 4 yıllık fakültelere yerleştirmeyi başarmakta iken katsayı kararıyla bu oran yüzde 25’e düştü.


2009 yılında katsayı uygulamasının kaldırıldığı açıklandı ancak bu karar, Danıştay tarafından iptal edildi. Katsayı farkının azaltılmasına yönelik bir uygulama yapılması sonucu 2011 yılından itibaren imam hatip mezunlarının kendi alanları dışındaki üniversite bölümlerine girmesi imkânı yeniden ortaya çıktı. İmam Hatip Lisesi mezunlarının üniversite sınavlarındaki başarısı yeniden yükseldi. 1 Aralık 2011’den itibaren puan sistemi tamamen ortadan kalktı. 2012’de de 15 yıl aradan sonra imam hatip okullarının orta kısmı yeniden açıldı.




1985’te ilk Anadolu İmam Hatip Lisesi olan Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi açıldı. 1991-1992 öğretim yılında bir ara kredili sisteme geçilmiş ancak 4 yıl sonra tekrar kaldırılarak sınıf geçme sistemine dönülmüştür. 1997 yılında ise İmam Hatipleri 28 Şubat Darbesi vurdu. Okulların orta kısmı kapatılırken, üniversiteye geçişte katsayı engeli kondu. Anadolu İmam Hatip Liseleri katsayı kararı öncesinde öğrencilerinin yüzde 75’ini 4 yıllık fakültelere yerleştirmeyi başarmakta iken katsayı kararıyla bu oran yüzde 25’e düştü.


İmam hatiplilerin önlenemeyen başarısı


Tüm bu tarihî süreçte ne zaman başarı gerçekleştiyse hemen bu başarıyı engellemek için harekete geçildi. Ancak bu bayrak asla yere düşmedi. Bugün de bunca engellemelere rağmen eski günlerine dönme sinyali veren İmam Hatipli gençler LGS sınavında zirveyi zorlayınca, başladılar tezvirata, iftiraya, kara propagandaya… 


Çıktılar “Bursa Mahmut Celalettin Ökten İmam Hatip Ortaokulu’ndan 36 birinci çıktı”dediler. Oysa bu okuldan tek bir birinci bile çıkmamıştı. Buna rağmen Bursa genelinde yani tüm ortaokullardan tam puan alan öğrenci sayısı 20’dir.


Bu yalan çökünce “Mahmut Celaleddin Ökten İmam Hatip Ortaokulları’ndan şu kadar öğrenci kazanmış” diye kıvırmaya başladılar ki Mahmud Celaleddin Ökten, İHL’lerin açılmasında emeği olan efsanevî bir kişidir. Vefa adına yurt genelinde bazı İmam Hatip Okullarına onun adı verilmiştir ve bu okulların hepsi Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlıdır. Bunun dışında aralarında bir bağ yoktur.


Zira Türkiye genelinde 500 tam puan alan 719 öğrenciden 63’ü İmam Hatipliydi. Bu öğrencilerin dağılımına bakıldığında 29 farklı ilde bulunan 46 farklı okuldan oldukları görülüyor.


Yüzdeye vurduğunuzda oranı sadece yüzde 8,8 idi vaveyla ettikleri durumun. Yani bu sene birinci olan çocukların yüzde 91,2’si diğer ortaokullardan çıkmıştı. MEB’in verdiği rakamlara göre Türkiye’de 18 bin 850 adet ortaokul var. Bu sayının 3 bin 451’i İmam Hatip Ortaokulu… bunun da oranı yüzde 18… Türkiye’deki tüm ortaokul düzeyinde okuyan öğrenci sayısı 5 milyon 121 bin 124. İmam Hatip Ortaokulları’nda okuyan öğrenci sayısı ise 710 bin 264. İmam Hatip Ortaokulu öğrencilerinin tüm okullar içindeki oranı ise 13,87… Her ne kadar böyle bir genelleme doğru olamasa da şayet öğrenci oranlarına göre bir çıkarım yapılması gerekirse İmam Hatip Ortaokulları’ndan çıkan birinci sayısı da yüzde 13,87 olmalıydı ki bu sayı da yuvarlak hesap 100 olmalıydı. 


İşte vaveyla koparılan şampiyon öğrencilerin okudukları İmam Hatip Okullarının listesi:

İli

Okul Adı

Tam Puan Alan Öğrenci sayısı

Adana

Hümeyra Ökten Kız AİHL

1

Adana

Kıvanç AİHL

1

Aksaray

Saadet Güney İHO

1

Amasya

Suluova Şehit Recep İnce İHO

1

Ankara

Tevfik İleri AİHL

2

Antalya

Kepez Mahmut Celalettin Ökten AİHL

6

Antalya

Konyaaltı Hayme Ana Kız AİHL

2

Antalya

Manavgat Şehit Uğur Yıldız İHO

1

Aydın

Adnan Menderes AİHL

2

Balıkesir

Bandırma Ali Öztaylan AİHL

1

Bartın

Merkez İHO

1

Bitlis

Tatvan Sultan Alparslan İHO

1

Bursa

Gemlik Halitpaşa İHO

1

Bursa

Merkez AİHL

1

Çorum

Sungurlu İHO

1

Denizli

Pamukkale İncilipınar Şehit Burhan Acar İHO

1

Denizli

Servergazi İHO

1

Elâzığ

Şehit Eyyüp Oğuz AİHL

1

Erzurum

Palandöken İbrahim Hakkı Kubilay İHO

1

Gaziantep

Prof. Dr. Mehmet Görmez AİHL

1

Gaziantep

Şahinbey Belediyesi Adil Teymur İHO

2

Gaziantep

Şehit Hüseyin Gümüş İHO

1

İstanbul

Bağcılar Orhangazi AİHL

1

İstanbul

Başakşehir Akif İnan AİHL

1

İstanbul

Başakşehir M. Emin Saraç İHO

1

İstanbul

Beyoğlu AİHL 

1

İstanbul

Esenyurt Güzelyurt Kız AİHL

1

İstanbul

Gaziosmanpaşa Şehit Servet Asmaz AİHL

1

İstanbul

Güngören Ömer Dinçer İHO

1

İstanbul

Küçükçekmece Şehit Mehmet Güder AİHL

1

İstanbul

Pendik İTO Şehit Ahmet Aslanhan AİHL

2

İstanbul

Sancaktepe Borsa İstanbul Muhsin Yazıcıoğlu AİHL

1

İzmir

Bergamalı Kadri AİHL

1

Kayseri

50. Yıl Dedeman AİHL

1

Kayseri

Şehit Cennet Yiğit İHO

1

Kırşehir

Şehit Ömer Halisdemir İHO

4

Kocaeli

Gölcük Eyüpsultan İHO

1

Konya

Beyşehir Mehmet Akif Ersoy İHO

1

Kütahya

Tavşanlı Kız AİHL

1

Malatya

Selahaddin Eyyubi AİHL

2

Manisa

Akhisar Ayvaz Dede İHO

1

Mardin

Hacı Suphiye Bölünmez İHO

1

Nevşehir

Recep Tayyip Erdoğan AİHL

1

Rize

Güneysu Kaptan Ahmet Erdoğan AİHL

1

Sivas

İhramcızade AİHL

1

Trabzon

Ortahisar Mahmut Celaleddin Ökten AİHL 

4

TOPLAM

63

 

Sonuç


Türkiye’de 1950’lelerden sonra iktidara gelen milliyetçi, muhafazakâr sağ iktidarlar hiçbir şekilde halkın inanç ve hayat tarzına müdahale etmemişken, sol, ne zaman iktidara gelse halkı kendileri gibi yaşamaya zorlamış, millî ve manevî değerlere karşı düşmanca tavırlar sergilemişlerdir. Meselâ 28 Şubat’ta başörtülü kız öğrencilerin öğrenim hakları ellerinden alınmış, bu öğrencilere akıl almaz psikolojik şiddet uygulanmıştır. Bu ülkede bir kurtuluş savaşı verilmişse bu savaşı veren insanlar inançlı, itikatlı insanlardı. Bunları yok sayarak seküler bir hayat tarzını zorla kabul ettirmek antidemokratik değil midir? Bu davranışlar bir yobazlık değil de nedir? Devletine vergi veren, askerlik yapan insanları bu şekilde ayrıştırmak ne kadar doğrudur? Kaldı ki din insanlar için bir ihtiyaçtır. İnsanların dinlerini öğrenmeleri de bir ihtiyaçtır. Bu hizmeti veren İHL okulları da Devlet’in okullarıdır. Şimdi bu gerçekleri göz önünde tutarak İHL’lerde okuyan öğrencilerin başarısını yalan haberlerle baltalamaya çalışanları anlamak mümkün olabilir mi?


Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ının da belirttiği gibi: “İmam hatip okullarının akademik başarıları, özellikle fen ve sosyal bilimler alanında giderek artıyor. Bu durum bazı kesimleri rahatsız etmiş görünüyor. Günlerdir yürütülen ahlaksız iftira kampanyasının tek bir açıklaması vardır; o da imam hatip düşmanlığıdır!”


İşin bir diğer yanı bu çocuklar uzaydan gelmedi, Rusya’dan, Çin’den, Amerika’dan, Yunanistan’dan veya İsrail’den gelmedi. Bu çocuklar bizim çocuklarımız beyler! Bu okullara çocuklarını gönderen kişiler orta sınıf olarak gördüğünüz, burun kıvırdığınız insanlar da öz be öz bu toprakların insanlarıdır. Ayıptır! Kendinize gelin! Şunu da unutmayın kimsenin çocuğu bu okullarda zorla okutulmuyor. İsteyen çocuğunu bu okullara veriyor. 


Diğer yandan bu okullara olan hasımlıklarını her fırsatta dile getiren kesimlerin söylem, eylem, hayat tarzları, ideolojik saplantıları, hasta ruh halleri, Devlet’e ve millî değerlere düşmanlık dereceleri göz önünde tutulduğunda aslında bu eleştirilerin de dikkate alınacak tarafının olmadığı, bu kesimleri muhatap almanın bile ne denli gereksiz olduğu aşikârdır. Hani meşhur bir söz var, sinek murdar değil ama mide bulandırır, diye… İşte bu hasta ruhlu insanların çabaları da mide bulandırıcı bir çaba ve gayretten öteye geçemiyor.


Her fırsatta eğitim eşitliği, fırsat eşitliği, demokrasi, insan hakları, kadın hakları gibi kavramları ağızlarına sakız edinen bu kesimler, bu kavramları sadece kendileri için mer’i kavramlar gibi kullanmaya alışmışlar. 28 Şubat sürecinde başörtüleri nedeniyle okul kapılarında yaka paça sokaklarda sürüklenen, ikna odaları adını verdikleri psikolojik işkence odalarında şeytanın bile aklına gelmeyecek metotları uygulayarak zulmedilen kız çocuklarımız insan değil miydi? Onların okuma hakkı yok muydu? Onlar bu ülkenin vatandaşı değil miydi? 20 küsur senedir ülkeyi idare eden sağcı ve muhafazakâr olan bu iktidar zamanında başı açık diye okullara sokulmayan kimse var mı? Zorla oruç tutturulan, zorla namaz kıldırılan, zorla hacca gönderilen, zorla elinden zekât alınan bir tek insan duydunuz mu? Ama bu zihniyetin yönetimin ucundan tuttuğu her dönemde -tıpkı 28 Şubat döneminde olduğu gibi- tersi uygulamalara şahit olursunuz.


Bu ülkede yaşayan herkesin din ve inanç özgürlüğü vardır. Bu milletin aslî unsuru olan Müslümanların da din ve vicdan hürriyeti vardır. Bu insanların da dinlerini öğrenmek haklarıdır. Bir avuç azınlık, seküler bir hayat tarzını benimsiyor diye tüm insanlara bunu dayatmak yobazlıktır, zorbalıktır. Kurumlar laik olabilir ama kişiler ve vicdanlar laik olamaz. Boşu boşuna eski Türkiye’den kalma alışkanlıklarla laiklik elden gidiyor, irtica geliyor sloganlarına yapışılmasın. Asıl gerici ve yobazlar, bu sloganlarla yatıp kalkan hasta ruhlulardır.


Bu kesime yine Cumhurbaşkanımızın şu sözleriyle cevap veriyoruz:


“Kimsenin, çocuklarının eğitimi için her türlü fedakârlığa razı olan anne ve babaların duygularıyla oynamaya hakkı yoktur. Duyumla iş yapılmaz. Günlerdir evlatlarımızı hedef alanlara şunları diyorum: Bu ülkenin evlatlarını, yarınlarını lütfen rahat bırakın. Dezenformasyon yapmayın, siyaset kurumuna itibarı zedelemeyin…”