DİNLER, insanlık var olduğundan beridir, toplumların inkişafı için tartışılmaz bir dinamik olmaya devam ediyor.
Dinimiz İslâm ise tüm insanlığa, ülkelerin gelişimi, ülke halklarının kavuşacağı maddî-manevî refah seviyesi için Ra’d suresinde yer alan “Bir toplum kendi nefislerinde olanı değiştirmedikçe, Allah onlarda olanı değiştirmez” âyet-i kerimesi muhteşem bir izah ve pratik bir formülü ilâhî bir ilke olarak sunuyor.
Fakat zihinlerin ablukaya alındığı, hakikatin yasaklarla men edildiği, şirkin, küfrün hızla servis edildiği koca bir asır mazimiz olunca, bizim ülkemizde, öğrenilmiş çaresizliğimizle düşmanına gıpta, katiline intisabın yaygınlaşması bazıları için normalleşmiş durumda.
Öte yandan, Mescid-i Aksa’nın kapıları kapatılıyor inançlı kalplere kor düşüyor. El Nur Camii’nde sapkın bir katil Müslüman kanı akıtıyor, uykularımız kaçıyor.
Dünya merhametini kaybetmiş.
İçimizde ihanet, dışımızda zulüm kol geziyor.
İşgaller, ihanetler, iç savaş projeleri, terör ve algı operasyonları arasında can yangını yutkunmalarımız var.
Çünkü biz, izah aradıkça çaresizliğimizin arttığı, çözüm bulmaya çalıştıkça yetersizlikle kıvrandığımız bir asrın inançlı zümresiyiz. Müslümanlarız! Elhamdülillah!
“Ne yapabiliriz?” sorusunun cevabı, uluslararası kurum ve kurallara çarpıyor.
İslâm dininin değişmez gücünü ve Âlemlerin Rabbi tarafından kıyamete kadar korunacağı gerçeğini deforme edemeyenler, İslâm adına planlarla terör örgütleri oluşturuyor.
İslâm dininin tartışılmaz, hikmet, nehazet, merhamet, metanet bahşeden hakikatinden habersiz olduklarından değil gayretleri, bilakis paylaşımcı, eşitlikçi, dünyayı ve ahireti müreffeh kılacak prensiplerle güçlü bir disiplin olduğunun farkında olmalarından…
Değiştirip, dönüştürmeye güç yetiremeyeceklerinin farkındalığı ile illegal, sinsi bir kurnazlıkla plan, proje üretmekten başka çarelerinin olmadığının bilincindeler.
“Aklederek(!)” muharref dinlerini menfaatperest bir kurum hâline getirerek, dünya mazlumlarına kötülük pompalıyorlar.
Üstelik, dünyaperest anlayışlarıyla birlik oluşturmadıkları takdirde, son din İslâm’ın paylaşımcı düsturlarının onların muhteris hayâllerine müsaade etmeyeceğini bildiklerinden, nifak üretmekte mahir, dünyayı yöneten “beş büyük güç” listesine adını yazdıran ülkelerin “üst akıl”larının tümü Hıristiyan…
Biz birbirimizle uğraşırken (uğraştırılırken), uzaktan kumanda ile antlaşmalarla engellenirken, küffar inkişaf ediyor (… gibi görünüyor).
Sinsice ve ustalıkla, İslâm’ın öngördüğü prensipleri kendilerine devşirirken, kurumsallaşıyor. Bizlerin gözünden kaçan pek çok detay “Ne yapmalıyız?”, “Neden yapamıyoruz?”, “Ne zaman yapacağız?”, “Nasıl yapmalıyız?” sorularımızı cevapsız bırakıyor.
Aslında pekâlâ cevabımız var, ancak bulduğumuz cevapların uygulama alanları Haçlı zihniyetince ablukaya alınmış.
Nasıl mı? İşte birkaç örnek:
Meselâ, yıl 1095’te Avrupalı Katolik Hıristiyanların ve Papa’nın talebi ve çeşitli vaatleri üzerine Müslümanların elindeki kutsal topraklar üzerinde askerî ve siyâsî kontrol kurmak için düzenledikleri “Haçlı Seferleri” ve adına “Haçlı Ruhu” dedikleri o proje ile insanlığa 1272 yılına kadar kan kusturmuşlar.
Meselâ, 3 Mart 1924’te Devlet’in laikleştirilmesi yolunda siyâsî bir devrim yapılarak ülkemizde “Hilafet” makamı kaldırılmış, ancak o tarihten kısa bir süre sonra 11 Şubat 1929’da Haçlıların halifelik makamı, emsali olmayan şehir devlet Vatikan kurulmuş.
Meselâ, UNESCO ile kültürleri, UNİCEF ile çocukları, BM ile savaş hukukunu, NATO ile silah tasarrufunu, AB ile ekonomi ve siyaseti, AİHM ile hak/sızlıkları kontrol etme hakkına haiz olunmuş.
Ne söylemeye kalksak, ne eylemeye çalışsak, gayretlerimiz hep tutsak…
“Bunca bariyer arasında Müslüman ülkelerin inkişafı nasıl mümkün olur?” sorusunun cevabı ise, yazımızın başında belirttiğimiz âyet-i kerimede saklı.
Zira, fertlerin Vahy-i İlâhî ve sünneti seniyye perspektifinden inşâsı, içinde bulundukları toplumların inkişafı olacaktır.

Kıymetli yazarlarımızın istisna bakış açılarıyla farkındalık ve idrak üzerine kaleme aldıkları ve sair konularda yazan tüm yazarlarımızın ihlaslı satırlarıyla derlediğimiz dergimizin her satırının ibadet hükmünde kabul görmesini temenni ediyor, huzurlu okumalar diliyoruz.
Hoşnut kalınız efendim…



