İçi dışı bir cephe: İstikrarlı Türkiye

Cumhur İttifakı özellikle “Türkiye Yüzyılı” ve “Terörsüz Türkiye” projeksiyonuyla iç cephe istikrarı konusunda çok büyük ve tarihî bir misyon üstlendi. Ve bu misyonu tamamlarsa, tarihteki hak ettiği yeri alacak. Unutmayalım ki, bölgesel güç liginde olmayan ülkeler sadece bu ligde olanların eline muhtaç “vekil ülke” eşiğinde kalır. Türkiye bu eşiğe düşmeyecek güce sahiptir; yeter ki iç istikrar cephesi istenilen kıvamda olsun.

HERKES merak ediyordur: İsrail, bulunduğu bölgeyi kendine düşman etmek için neden her yolu pervasızca kullanıyor? Bu merak farklı cevaplarla, analizlerle giderilebilir. Ancak bir öngörü var ki, tüm merakları bir torbada topluyor: Bölgesel güç olmak!


Evet, tek kutuplu (Amerikancı) dünya dönemi bitti, bölgesel güçler dönemi başladı. Dolayısıyla “bölgesel güç” olma potansiyeli taşıyan bütün devletler kendi göbeklerini kendileri kesecek şekilde stratejiler üretiyor. Doğal olarak İsrail de kendi stratejisini çiziyor.


İsrail tedbir için eş zamanlı olarak mevcut İsrail-ABD hattı dışında iki ana hat daha kurguluyor: Birinci hat, İsrail-Yunanistan-AB hattı. İkinci hat da İsrail-Basra Körfezi (ülkeleri)-Hindistan hattı.


İsrail, bölgesel güçler ikliminde her zamanki gibi ABD’ye kendi hedefi için baskı yapıyor. Hatta biz buna, “İsrail devleti ABD’ye olan bağımlılık noktasında kendi bağımsızlığını inşâ ediyor” diyebiliriz. 


ABD ise elinden kayıp giden dünyanın ona vereceği büyük zararları azaltma peşinde. Tabii klasik emperyal akılla bölgesel güç olacak ülkelere “Sizi bölgesel güç yapan benim; o nedenle çıkarlarıma hizmet etmelisiniz!” baskısı uyguluyor.


Kuşkusuz “bölgesel güç olmak” noktasında dünyada bir tartışma var: Acaba bölgesel güç olmanın ve kalmanın asgari şartları nedir? Çünkü dünya tarihinde birçok kez bölgesel güçler dönemi yaşandı ve her birinin şartları ve standartları farklı oldu. Dolayısıyla günümüzde kapıya gelen bölgesel gücü doğru okumak gerekir.


Meselâ Çin’in çoktan ilan ettiği bölgesel güç dikkate alındığında söz konusu gücün teknolojik-üretim merkezli olduğu izlenimi var. Tıpkı bir zamanlar Avrupa merkezli makine keşfi/sanayileşme gibi… Şimdi de Çin merkezli bir robotik-yapay zekâ devrimi ufukta görünüyor gibi... 


Dolayısıyla bölgesel güç olma stratejisinin ekseni dijital-teknoloji görülüyor. Ancak bu bağlamdaki güç odaklarının oluşması noktasında dünyada bir “dengesizlik-orantısızlık” var. Meselâ Çin gibi Hindistan da bir güç odağı potansiyeli taşıyor. Ancak Avrupa’da tek başına bir ülke bu pozisyona erişemiyor. 


İsrail ise zaten ABD ile birlikte küresel etkide bir dijital-teknoloji gücüne sahipti. Şimdi bunu kendi başına ve kendi bölgesinde gerçekleştirmek istiyor. Ancak İsrail’in bu yol haritasının oldukça karmaşık ve problem üreten bir sorunu var: Güvenlik…


İsrail kendini güvende hissetmiyor. O nedenle her türlü terör yöntemini kullanarak bölgedeki tüm ülkeleri “istikrarsız ülkeler” kıvamında tutmak istiyor. ABD’yi yedeğine alıp sürüklendiği Hürmüz batağında istediğini elde edebilmiş değil. Ancak İran gibi birçok ülkede istikrarsızlık oluşturma planını işletiyor. Ve kuşkusuz İsrail için en büyük ara strateji, “İstikrarsız Türkiye” planıdır.


Doğrusu “İstikrarsız Türkiye” stratejisi Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nın galiplerinin yüz yılı aşkındır zaten etkinleştirdikleri ve sonuç aldıkları bir stratejidir. Nitekim İsrail neredeyse yüzyıldır “İstikrarsız Türkiye” planını küresel güçlerin üstlenip uygulamasının konforunu yaşıyordu. Ancak dünyadaki gelişmeler İsrail devletine “İstikrarsız Ortadoğu” yükünü devrediyor. İsrail’in tüm bölgede çıkarmak istediği savaşın arka planında bu yükü hafifletmek veya ortaklar bulmaktan ibarettir.


Tam da bu bağlamda Türkiye Cumhuriyeti’nin “Terörsüz Türkiye” ve “Türkiye Yüzyılı” projeksiyonu söz konusu “İstikrarsız Türkiye” hesaplarını boşa çıkarmak amaçlıdır. Ancak Türkiye’nin çok ciddi bir sorunu var: İç cephe istikrarsızlığı…


Türkiye çok uzun zamandır “iç cephe istikrarsızlığı” sarmalından kurtulmaya çalışıyor. Darbeler, etnik kışkırtmalar, politik kamplaşmalar, vesayet zinciri ve hainler serisi, söz konusu iç cephedeki istikrarsızlığın görünen yüzleri.


Özellikle yirmi beşe yıla yakındır Türkiye’yi yöneten AK Parti iktidarı ve son yıllardaki Cumhur İttifakı, söz konusu bu iç cephe istikrarsızlığını çözmek çabasında. Ancak bu niyet ve amel içinde olunsa da söz konusu istikrarsızlık geride bırakılabilmiş değil. Çünkü iç cephedeki istikrarsızlık sarmalından kurtulmuş Türkiye’nin bölgesel güç olmada çok ciddi mesafe almış olacağının herkes farkında. 


Oysa İsrail’in bölgedeki en sinsi stratejilerinden biri, Türkiye’yi kendisine hizmet edecek “Küçük ABD” yapmaktı. Yani İsrail yerine vekalet savaşı yapan bir ülke. Özellikle de İran’a karşı yürütülecek bir vekalet savaşçısı yapmak adına İsrail’in Türkiye içinde örgütlediği birçok adres var.


Kuşkusuz İran’ın bölgesel güç olmak adına örgütlediği vekalet savaşları programı ve “Şii Hilal” aklı, çoğu zaman Türkiye’ye karşı hasmane tutumlarla sonuçlandı. Hatta Suriye’de olduğu üzere açıktan Türkiye’ye zarar verecek birçok cepheyi açmakta tereddüt etmedi. Ancak İran’ın bu pozisyon alışı ne kadar bölgesel gerçeklik taşıyorsa, İsrail’in de Türkiye’yi İran ile sıcak bir çatışmaya itme planı o kadar bölgesel gerçeklik durumlarındandır. 


İsrail için “İstikrarsız Türkiye” ve “İstikrarsız İran”, Siyonizm’in beka meselesidir.


Bu bağlamda Türkiye’nin gerçekten çok yönlü olarak işi oldukça zordur. Siyonizm ile mücadele kadar İran’ın bölgesel güç olma adına kendisine zarar vermekten çekinmeyeceği süreçler hesaplandığında Türkiye’nin iç cephede istikrarı acilen çözmesi gerekiyor. Nitekim “Türkiye Yüzyılı” ve “Terörsüz Türkiye” projeksiyonu bu çözüm için hayatî öneme sahiptir.


Ancak çok ilginçtir ki özellikle CHP “iç cephe istikrarı”nı provake etmek noktasında özel bir gayrete girmiş görülüyor. Bu çabanın en önemli sebebi CHP’nin Batı’dan “izinli” olmak tıynetidir. Yani CHP’nin başından beri ideolojik bir paradoksu var: Batıcı anti emperyalist!


AK Parti iktidarında ise açık bir antiemperyalist eksen oluşturuldu; ancak Batılılaşmak noktasında bir direnç de gösterildiğinden ülkenin yönü ve devletin akıl sözlüğü konusunda iç cephede büyük bir tartışma oluştu. Nitekim CHP ısrarla Batı ülkelerine mesajlar yolladı… 


Oysa CHP aklının ermediği bir süreç yaşanıyordu. Avrupa’nın NATO boyunduruğundan sıyrılma hesabı, Rusya’nın bölgesel güç odağını Doğu Avrupa ve Türkiye üzerine kurma planı ve en önemlisi İsrail’in bölgede “İstikrarsız Ortadoğu” kurgusu, Türkiye’nin önüne kendi yolunu çizme imkânı veriyordu. Fakat AK Parti iktidarı darbeler, vesayet zinciri, etnik kışkırtmalar, politik kamplaşmalar ve en önemlisi bölgesel güç olmak adına iç cepheyi güçlendirmek noktasında istenilen sonuca varamadı. Cumhur İttifakı, istenilen kıvamda bir “Cumhuriyet İttifakı” şemsiyesine dönüştürülemedi. Özellikle Sayın Bahçeli’nin Sayın Erdoğan’a verdiği destek bu bağlamda çok ciddi katkılar sunsa da istenilen sonuca henüz ulaşılamadı.


Meselâ “Türkiye Yüzyılı” gibi çok hayatî bir yol haritası toplumun tüm kesimleri tarafından tam anlaşılamadı. “Terörsüz Türkiye”nin küresel güçlerin oyunlarını bozan ve iç cephede istikrar sağlayıcı gücü istenildiği ölçüde algılanmadı.


Tüm bu hayatî öneme sahip çözüm yollarında CHP, 2024 yerel seçimlerinde kazandığı imkânı iktidar için bir test sürüşü görmek yerine iktidara gelebileceğine inanmadığı için farklı hesaplar için kullandı. 


Hatta CHP’nin Erdoğan-Bahçeli denklemine yönelik kara propagandası bir nebze de olsa iş görmüş olmalı ki, Cumhur İttifakı seçmeninde bile Erdoğan-Bahçeli sonrası umut verici olmaktan uzaklaştı.


6 Şubat depreminin ilk günlerinde muhalefet partilerin aldığı tutum, Urfa-Siverek, ardından Kahramanmaraş’taki okullarda yaşanan saldırıların hemen arkasından muhalefetin malum temposu çok açık göstermiştir ki, iç cephede istikrarın parçası olmaya niyeti olmayan bir muhalefet kültürü(!) var.


İktidarın da iç cephe istikrarını sağlamak noktasında gerek enformasyon gerek toplumun her kesimini ikna edecek bir saha performansı noktasında yetersizlikleri gözlemleniyor. Çünkü iktidar şunu tecrübe etmiş olmalı: İç cephe istikrarı için “insansız hava aracı” alanındaki başarı tek başına yeterli değil. Çünkü iç istikrar için “insanlı” projeksiyonlar güçlü olmak durumunda. Ve kuşkusuz Cumhur İttifakı’nın çok büyük gayretli var bu konuda. Ancak bölgedeki gelişmeler bize çok açık mesajlar -uyarılar- gönderiyor: İç cephesi istikrarsız kalan ülkenin dış cephedeki başarı hikâyeleri kısa sürer!


Cumhur İttifakı özellikle “Türkiye Yüzyılı” ve “Terörsüz Türkiye” projeksiyonuyla iç cephe istikrarı konusunda çok büyük ve tarihî bir misyon üstlendi. Ve bu misyonu tamamlarsa, tarihteki hak ettiği yeri alacak. Unutmayalım ki, bölgesel güç liginde olmayan ülkeler sadece bu ligde olanların eline muhtaç “vekil ülke” eşiğinde kalır. Türkiye bu eşiğe düşmeyecek güce sahiptir; yeter ki iç istikrar cephesi istenilen kıvamda olsun.


Bu arada, iç cephenin en fazla dijital ortamdan operasyon yediğini hatırlatalım!