“Hz. Muhammed” filmi ve sinemanın “gerçeklik yaratma” tehlikesi!

Sinemanın ve görsel sanatların bu bağlamda “gerçeklik yaratma” etkisi söz konusu. O çocuğun resmedildiği hâlinden sonra artık her Müslüman için Hz. Peygamber’in bir genel tasviri olacak. Peygamberimiz artık “göze gelecek”. Bunun sıkıntılı bir durum olduğuna inanıyorum. Misâl, Çağrı filminden sonra her kime “Hz. Hamza” deseniz, gözlerinin önüne Antony Quinn geliyor. Yani sinema, Hz. Hamza’yı artık Quinn olarak belletti bize.

SİNEMANIN temel meselesi bugünlerde yeniden gündemimizde. İranlı yönetmen Mecid Mecidi’nin, Hz. Muhammed’in hayatının çocukluk kısmını anlattığı filmi tamamlandı ve yakında Türkiye’de de vizyona girecek. Geçtiğimiz günlerde Türkiye’de olan Mecidi, filmiyle ilgili eleştirilere çeşitli platformlarda cevap verdi. Filmin Mısır ve Suudî Arabistan’da yasaklanmasının sebebi olan konu, Peygamber Efendimizin “temsil” edildiği iddiası. Mecidi, filmde Peygamberimizin yüzünü göstermiyor. Arkasından gördüğümüz, vücûdunu seçebildiğimiz bir temsiliyet söz konusu.

Mecidi ile 5 yıl kadar önce, daha filmin çekimleri başlamadan görüştüğümde, Hz. Muhammed’i filminde göstermeyeceğini ifâde etmişti. Esâsında sözünü tuttu. İslâm sanatlarından olan minyatürde Peygamberimizin tasrif edildiği şekle benzer bir yol tercih etti. Minyatürde Efendimizin yüzü beyaz örtü ile kapatılır. Genellikle başında beyaz sarığı ve üzerinde yeşil cübbesi vardır. Yani bedeninin tamamı elbiselerinin hatları ile ortaya konurken yüzü kapanır.

İslâm sanatlarında asırları aşan bir tecrübe sonrasında bulunan çözüme Mecidi’nin de ulaşması şaşılacak bir şey değil. Lâkin eleştirileri bertaraf edecek bir şey de değil. İslâm âleminde farklı görüşlerin dillendirildiği birçok coğrafya ve anlayışın olduğunu düşünürsek, bu filmin daha çok tartışılacağına kesin gözüyle bakabiliriz.


Mecidi’nin “Hz. Muhammed” filminde, minyatürlerden farklı olarak Peygamberimizin çocukluk hâlinde saçları görünüyor, ten ve saç rengi belirtiliyor. Bu, Müslümanların zihin dünyası için sıkıntılı bir durum. Çünkü sinemanın ve görsel sanatların bu bağlamda “gerçeklik yaratma” etkisi söz konusu. O çocuğun resmedildiği hâlinden sonra artık her Müslüman için Hz. Peygamber’in bir genel tasviri olacak. Peygamberimiz artık “göze gelecek”. Bunun sıkıntılı bir durum olduğuna inanıyorum. Misâl, Çağrı filminden sonra her kime “Hz. Hamza” deseniz, gözlerinin önüne Antony Quinn geliyor. Yani sinema, Hz. Hamza’yı artık Quinn olarak belletti bize.

İslâm âleminin önemli şahsiyetlerinin ya da tarihimizin mühim zâtlarının resmedilmesinde elbette sorun yok. Bu bir örnek. Bu örnek üzerinden “Hz. Muhammed” filmini ve Efendimizin kısmen tasvir edildiğini düşünecek olursak benzer bir dezavantaj bizi bekliyor demektir.

Filmin bu nüansının dinî olarak hükmünün ne olacağını bilemem. Hayrettin Karaman Hoca filmi izledi, Mecidi’yle sorun olmadığını söyledi. Kendisine güvenirim. Olayın dinî boyutuna lâf etmek bana düşmez. Lâkin sinema sanatı, teorisi ve pratiğini Müslümanlar açısından irdeleyip mevcut sorunlara çözüm önerisi getirmeye çalışan biri olarak, mevzubahis filmdeki tasvir oranının fazla olduğunu düşünüyorum.

Konunun bir de sanat boyutu var. Kadim medeniyetimizin en temel anlatım unsurlarından biri “dolaylama”dır. Göstermeden anlatabilmek, göstermeden gösterebilmek tam da bizim sanat anlayışımız olmalı. Bu çerçeveden bakınca, Hz. Muhammed’i hiç göstermeden (Çağrı filminde Mustafa Akkad’ın başardığı gibi) anlatabilmenin de bizim yegâne hassasiyetimiz olması gerektiğini düşünüyorum.

Sadece kendi ülkesinin değil, İslâm âleminin ve dünyanın en önemli yönetmenlerinden biri olan Mecidi’nin niyetiyle ilgili bir sıkıntı olmadığına da emînim. Coğrafya, zümre, toplum ve mezhep gibi farklılıklardan ötürü yorumlarda da çeşitlilik kendini gösteriyor. Bu zenginliğimiz elbette. Sadece bazı temel hususlarda zenginlikten daha önemlisi, “sağlam duruş” olmalı!